YAZARLAR

Aynalı Pasaj... Kapitalizm, tomografiyi de mal satmak için kullanır

Laboratuvarlarda, belli reklam filmlerinin ve ürünlere eklenen diğer pazarlama öğelerinin gösterildiği denek insanların beynindeki nöral tepkiler, nöral hareketlilikler izleniyor. Tomografi de bu çalışmalarda en çok kullanılan teknoloji.

Bu kadarına da pes doğrusu.

Bir kez daha anlaşılıyor ki, kapitalizmin daha fazla kâr, maksimum kâr için yapmayacağı şey, denemeyeceği yöntem yok.

Tam da dünya, hızla, aşırı tüketimin yol açtığı atık yığınlarıyla kaplanırken, yine de insanları suni ihtiyaç sahibi yapmak, müdahale olmasa ihtiyaç duymayacakları malları onlara satmak, satın almaya ikna etmek, satın almaya devam etmeye çağırmak için faaliyet gösteren devasa büyüklükte bir pazarlama ve reklam sektörünün gelişimi son birkaç yılda büyük bir ivme kazandı.  Ve reklam ve pazarlama şirketlerinin artık bu dönemde bütün yaptığıysa, en hafif tabiriyle insanların arkasından iş çevirmek.

Şirketlerin mal satmak için psikoloji ve sosyoloji biliminin verilerini kullandığı, bu bilimlerin kapsamında yeni disiplinler oluştuğu bilinen bir şey. Ama geçenlerde seyrettiğim bir belgeselde gördüklerim, artık her alanda olduğu gibi reklam ve pazarlama alanında da, bilim kullanır, bilimden yararlanırken, kapitalizmin, ne etik ne hukuk tanıdığını gösteriyor. Ve şirketler, sosyal bilimlerden pozitif bilimlere geçtikçe, etik ve ahlâk dışı, hukuksuz yöntemleri de artıyor.

Şu sıralar ileri kapitalist ülkelerde tüketici eğilimlerini ölçme, yeni kampanya stratejilerine veri sağlama ve işleme konularında uzmanlaşmış enstitü ve laboratuvarlar mantar gibi bitiyor. Binlerce kiralık denekle çalışılan bu enstitü ve laboratuvarlarda, tıp alanındaki en ileri teknolojiler kullanılıyor ve bu teknolojilerle, belli reklam filmlerinin ve ürünlere eklenen diğer pazarlama öğelerinin gösterildiği denek insanların beynindeki nöral tepkiler, nöral hareketlilikler izleniyor. Tomografi de bu çalışmalarda en çok kullanılan teknoloji.

Enstitüdeki uzmanlar, şirketlerin artık bir ürünü piyasaya sürmeden önce hangi pazarlama yöntemini, hangi reklam filmini kullanmaları durumunda en fazla satışı yapacaklarını bilmek istediklerini belirtiyor. Bazı ülkelerde bu laboratuvarların açılması yasak hali hazırda. Ancak sermayenin, kapitalist şirketlerin ulusal sınırları ve hatta hukuku tanımadıkları da kapitalizmin bir gerçeği, yani bir ülkedeki şirket gidip başka bir ülkedeki bir şirketten bu servisi alabiliyor. Belki kimi yerel ürünlerin reklamlarını denemek, etkisini ölçmek için iş yaptıkları ülkeden, komşu ülkedeki laboratuvara otobüslerle kafile halinda yerel denek bile götürmeye kalkışan şirket yöneticileri, reklam ajansı sahipleri oluyordur, ne malûm.

Yani kendi kapitalist üretim süreçlerinde doğa ve canlılık için risk oluşturan, her türlü tehlikeli ve zehirli yola sapan, giren şirketler, iş pazarlamaya gelince riske girmemek için her türden ön hazırlığı, deneyi, ölçümü yapıyorlar.

Modern şirketler, dünyada milyonlarca yoksul insanın erişiminin olmadığı, piyasalaşmış ve kâra endekslenmiş bir sağlık sisteminin elindeki ileri teknolojiyi, duygu kontrolü (emotion control) ve duygu ölçümü (emotion measuring) yöntemleriyle insanlara, ihtiyaç duymadıkları ya da özgürce seçtiklerini sandıkları malları satmak (dayatmak), onlarda suni ihtiyaç oluşturmak için istismar ediyor.

Duygu kontrolü ve yeni tür proje sanat

Tümüyle pazarın kontrolüne girmiş, sadece edebiyat ve sanat endüstrisinin talep ve önerileri doğrultusunda tasarlanan ve üretilen, piyasa kuyrukçusu edebiyat ve sanat, her dönem varlığını sürdürmüştür. Bunları proje edebiyat ve proje sanat başlığı altında toplayabilir, yığabiliriz. Türkiye’de çok sayıda proje edebiyat ve proje sanat üreten ünlü isim var ve bunlar hep mağaza ve galerilerin ön vitrinlerine ve ön raflarına, en çok görülecek yerlere yerleşir, endüstrinin para kaymağını yer.

Duygu kontrolünü ve duygu ölçümünü modern teknolojilerle yapan şirketler şimdi sanata da el atmış durumda. İngiltere’de bugün sona erecek olan Encounters’ Film Festival adlı film festivalinde, bir ölçüm şirketi, denek izleyicilerin ve gönüllülerin parmaklarına bağlanan küçük elektronik araçlarla bu insanların beyinlerindeki tepkileri izliyor, ölçüyor ve en fazla reaksiyon gösterdikleri sahnelere dair verileri, isteyen prodüksiyon şirketlerine satmak üzere kayda alıyor. Böylelikle hep daha fazla izlenecek yeni filmler üretmenin garantili yolu açılıyor.

Televizyon kanallarının yıllardır kullandığı rating (reyting) ölçüm cihazlarına nazaran bu yeni yöntemin en önemli farkı, yüzeydeki duygu ve tepkilerden çok daha derine ve güvenilir bir alana iniliyor olması. Ve deneklerin, her ne kadar izlendiklerini, ölçüldüklerini biliyor olsalar da, bu izleme ve ölçme yöntemi üzerinde en ufak bir iradi kontrollerinin olmaması.

İnsan zihnine bu türden bir teknolojik müdahalenin, nüfuzun, (sağlık dışında) satış ve kâr için kullanılması bana çok çirkin ve tehlikeli geldi.

Hele bu sanatta olursa, bu yöntemlerden yararlananlara sanatçı denemez herhalde.

Müzik festivallerinin olumlu etkisi

Tabii, her teknolojik buluş ve yöntem, kapitalizmin kontrolüne geçmiş bile olsa, dahası kapitalizmin kendi amaçları için kullandığı yerlerde, alanlarda da, kapitalizmin (hiç de) amaçlamadığı olumlu veriler, yan bilgiler sağlayabiliyor.

Bir süre önce İtalya’da bir müzik festivali sırasında yapılan ve yukarıdaki örnekler kadar teknolojiye başvurulmuş olmasa da, duygu kontrolü ve duygu ölçümü içeren bir deney, şöyle bir sonuç vermiş: Kitlesel müzik festivalleri ve kalabalık açık hava konserlerindeki izleyici bireyler, bu etkinlik esnasında hayatın başka alanlarında olduklarına göre, nazaran çok daha düşük oranda egoist ve çok daha yüksek oranda diğerkâm (özgeci) oluyormuş.

Müzik festivallerine, açık hava konserlerine bir de bu açıdan bakın, derim.

Haftanın Şarkısı

Joan Baez 

The story of Bangladesh, Joan Baez’in, 25 Mart 1971’de Pakistan ordusunun Dhaka Üniversitesi’nde uyuyan silahsız öğrencilere yönelik düzenlediği ve çok sayıda öğrencinin öldüğü saldırı üzerine aynı yıl yazdığı ve söylediği şarkıdır. Joan Baez’in bu unutulmaz şarkısının Bappa Mazumder & Elita Karim tarafından söylenen cover’ı:

 


Ahmet Tulgar Kimdir?

Ahmet Tulgar, İstanbul'da 1959 yılında doğdu. 35 yıldır gazeteci ve edebiyatçı olarak yaşıyor. Çalıştığı yayınların bazıları sırasıyla Sabah, Güneş, Nokta, Milliyet, Akşam, Vatan, Birgün, Cumhuriyet oldu. Makale ve denemeleri Şehrin Surlarındalar (1992), Tam Yakalandığımız Yerden (2004), Ne Olmuş Yani? Korsan Yazılar (2005), Ben Onlardan Biriyim (2007), Diller Çehreler Barış (2010), Henüz Zaman Var (2013), Bakışın Ritmi (2020), söyleşileri Mahallede Herkes Kahramandır (2004) adlı kitaplarda toplandı. Evsiz Ülke Hikâyeleri (1989), Birbirimize (2009), Duygusal Anatomi (2015), Trajik Nüans (2016), Bakmadığınız Bir Yer Kalmıştı (2018), Arzunun Serbest Dolaşımı (2021) adlı altı öykü kitabı, Volkan'ın Romanı (2006), Çocuklar ve Canavarları (2012) adlı iki romanı yayımlandı.