‘Yazıtlar olsun be İstanbul’ dedirten Kaligrafist’e dair…

Kaligrafinin dünya çapındaki nesiller boyu örnekleri, bu yıl ikinci kez, hattat ve ciltçi üstat Emin Barın’dan kültür mirası olarak yaşatılan Çemberlitaş Barın Han’da sergilendi. Atölye ve oturumlarla da pekişen İBB destekli Kaligrafist’in küratörü Erhan Olcay’a göre, 'Geçmişimizde olan tabelacılık ya da kitabelerdeki zariflik ve estetik gibi, kentin yüzünü yansıtan önemli görsel ögeler gözardı edildiği için, büyük bir yazı geçmişine sahip İstanbul adına, üzücü bir durum söz konusu...'

Evrim Altuğ evrimaltug@gmail.com

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür İşleri Daire Başkanlığı, geçtiğimiz günlerde bibliyografyası ve etkinlik arşivine bir değerli çabayı daha kattı: Türkiye'nin geleneksel sanatlarına kattığı modern yorum ile öncü hat ve cilt sanatçılarından Prof. Emin Barın'ın (Prof. Emin Barın Anısına) atölye ve ciltevi olarak 17 sene kullandığı, ancak basının kent göbeğinden kopuşu vesilesiyle uzun süre boş kalan Barın Han, ilki Küçükçekmece Belediyesi Sefaköy Kültür Sanat ve Sergi Salonu’nda 2017’de yapılan sergisinin ikincisine, 23 Haziran - 3 Temmuz 2022 arasında ev sahipliği yaptı.
 
Emin Barın’ın torunu Emir Barın ve dostlarının girişimleriyle son yıllarda adeta ikinci hayatını yaşamaya başlayan, üstadın atölyesini de koruyan bu bağımsız kültür - sanat yapısındaki ikinci Kaligrafist etkinliği de, Latin, Arap, Japon, Çin, Moğol, Kiril, Yunan, İbrani ve Hint Kaligrafileri, Graffiti, Kaligraffiti, Scratchitti, Klasik Tabela, Tipografi, Grafik Tasarım, Çivi Yazısı, Brail Alfabesi gibi birçok yazı sistemini içinde barındırmayı hedefledi. Kaligrafist’in ikincisi bu yönüyle, alanlarında duayen yerli ve yabancı sanatçıların katılımıyla farklı yazı kültürlerini ve sanatlarını daha geniş kitlelere ulaştırma ve tanıtma fikri üzerine Kaligrafist ekibi tarafından, yeniden tasarlandı.
 
Atölye ve sunumlarla kentin pek çok noktasına yayılan ücretsiz etkinliğin merkezi sayılabilecek, 100’e yakın sanatçının bir araya getirildiği, adeta alanında bir bienal kıvamındaki sergide benim dikkatimi bilhassa çeken yapıtlar ise  - tüm katılımcıların emeğine sınırsız tebriklerimle birlikte - özetle, şöyle oldu:

Ahmet Nejat’ın fiziği metafizikle seviştiren sufî yontusu ‘Altın Hiç’, Ali Toy’un modern makılî hat tekniği ile, Sebe suresi, 15’e gönderme yaptığı, 1453 yılına referanslı ‘Güzel, Temiz Şehir’, Barış Manço’nun Les Migrits ile düzenledikleri 1967 tarihli özgün 45’lik kapak kompozisyonu, yine Betül Atlı’nın Ersen için düzenlediği ‘Unutma Sakın/Süreyya’ 45’lik tasarımı, Brody Neuenschwander’in 2019 tarihli, kâğıt üzerine çini mürekkebi ve altın varakla yarattığı ‘Sağ ya da sol olduğunuzu varsaymak için hiçbir sebep yok’, Davut Bektaş’ın beyaz kâğıt üzerine siyah mürekkep kullanarak ürettiği, Rik’a türü el yazısı ‘kapı’ ve ‘kilit’ temalı, 2016 tarihli ‘Hiç’, üstat Emin Barın’ın 1978 tarihli ‘Allah’ yorumu, Erhan Olcay’ın kadraj serisinden ‘Fani’ isimli, 2021 kompozisyonu, Estevan Oriol’un 1995 tarihli ‘LA Fingers’ fotografı, Gemma Black’ın 23.75 ayar altın varak uygulaması, fırça ve metal uç ile ürettiği soğuk baskı kâğıt suluboya işi ‘Manzara Sesi’, Gülnihal Gül Mamat’ın 2022 tarihli MDF ve akrilik boya işi ‘Rahman Suresi’, Hermann Zapf’ın latin ve kiril alfabeyi seviştiren 1966 kâğıt üzerine guaj işi, Tolga Girgin’in ‘Damla’ isimli 2020 tarihli latin kaligrafik düzenlemesi, bir diğer usta, İslâm Seçen’in (1936-2019) Yahya Kemal Beyatlı’nın ‘Hayal Şehir’ini yorumladığı 1957 tarihli kâğıt üzerine guaj ile fraktur yazı yapıtı, Yves Letterme’in ‘Şapşal Aşk’ isimli latin kaligrafik yorumu, M.Tuğrul Yıldırım’ın kakma eseri, 2019 tarihli A=A, Muhammet Fatih Yıldız’ın 2020 tarihli, aherli kâğıt üzerine mürekkep, akrilik işi, ‘Hikmet müminin yitik malıdır,’ yazılı hadis hat eseri, Nicholas Benson’ın taş üzerine oyma ‘R’ kompozisyonu, Niyazi Ünal’ın 2022 tarihli strafor üzeri karışık teknik ‘Vefa’ yapıtı, Peter Defty’nin kentsel yapıların biçimleriyle üretmeye kalkıştığı grafik yazı bütünlüğü ‘Alfatecture’ ve alanının çok önemli bir grafik sanatçısı ve sanat yönetmeni olan Selahattin Kanıdinç’e ait (1927-2021) 1993 BM pul tasarımı örnekleri ve Iraklı hat sanatçısı Wissam Shawkat’ın 'Haa1' isimli, 2021 tarihli çalışması…  

Ahmet Nejat, Altın Hiç

İşte, zaten son üç yıldan bu yana güncel sanata kucak açan, Atonal9, Buluşma, Mecmu ve I ME CE 2.0 gibi sergileriyle, bağımsız bir mekân olarak da bilinen Barın Han’da ( Barın Han Hakkında (barinhan.com) ) yine en az bu zenginlikle yapılan ‘Uluslararası Yazı Kültürü Sergisi’nin küratörü, bu yıl da sanatçı Erhan Olcay’dı.

‘Özgürlük’ temalı doku serisi ile Moskova Çağdaş Kaligrafi Müzesi’ne dahil olmuş 1979 doğumlu Olcay, aynı zamanda, İngiltere merkezli uluslararası bir kaligrafi topluluğu olan, ‘The Calligraphy and Lettering Arts Society’den de, bu alanda diplomasını edinmiş.

Biz de ‘hal ve hat’ böyle iken, İBB’nin arşivsel 2022 Kaligrafist kataloğuna da tebriklerimizle Olcay’a bu etkinliğin sırlarını danıştık, geleceği de tekno-tekâmülüyle haydi haydi yazan, nice genç imzalara, hürmetkâr çırağa vesile bu kadim, ifade ve biçim pusulası 360 dereceye yatkın sanata hali ve hatrını sormayı, bir borç bildik…

Gemma Black, Manzara Sesi

Mesajın, iletişimin, algı ve kalıcılığın bu kadar yük ve zan altında bırakıldığı bir dönemde, böylesi nazik, estetik ve tarihsel kökleri bulunan bir alana küresel bir duyarlılıkla sahip çıkmanız, size proje koordinatörleri Ece Oğuz, R.Zeynep Kurtuluş ve sergi koordinatörleri M.Enis Eşen, Abdullah Savcı, Grafik tasarımcı Said Çetin ve Font uzmanı Onur Yazıcıgil ile çıktığınız bu yolculukta, neler duyumsatmış olabilir?

Türkiyede kaligrafi denildiğinde akla gelen ilk algının değişmesi ihtiyacıyla yola çıktım. Kaligrafist etkinliklerini yaptıkça, kaligrafinin diğer disiplinler gibi sanat değeri yüksek bir alan olduğu farkındalığının artmasına yönelik katkı sağladığımızı farkettim. Bu anlamda bana destek veren ekibimle birlikte, ülkemizde kaligrafinin tekrar hakettiği öneme sahip olması için yaptığımız etkinlikler sonucunda aldığımız geri bildirimler, doğru yolda adımlar attığımızı hissettirdi.

İBB Başkanı İmamoğlu'nun, sahip olduğu kültürel zenginliklerden ötürü mezar taşları, kitabeler ve antik sütunlara referans verip katalog sunuşunda da övdüğü İstanbul'un, Türkiye ve Dünyanın an be an maruz kaldığı görsel mesaj yükü, size göre hangi yönlerden bir fırsat ve değer taşıyor, ya da kenti görsel olarak yıpratıyor olabilir? Bunda kamusal 'enformasyon' ve koruma bilinci adına nasıl çözümlere (örneğin açık alan dikitleri, tarihsel levha ve pano tasarımları vb.) dikkat çekebilir, hangi kentlere gönderme yapabilirsiniz?

İstanbul, birçok uygarlığa ev sahipliği yaptığı için yazı kültürü açısından adeta bir açık hava müzesidir.  Farklı birçok alfabe ve yazı çeşidi kullanılarak, dönemin çok önemli sanatçılarının ellerinden çıkmış yazılar somut kültürel mirasımızın ögelerindendir. Özellikle etkinliklerimizin gerçekleştirildiği tarihi yarımadada her adımda bu kültürel miras ögelerimizin en güzel örneklerine rastlamak mümkünken, diğer yandan da göze hoş gelmeyen ve teknik açıdan zayıf olan birçok tabela yazılarıyla da karşılaşmaktayız. Geçmişimizde olan tabelacılık ya da kitabelerdeki zariflik ve estetik gibi kentin yüzünü yansıtan önemli görsel ögeler gözardı edildiği için büyük bir yazı geçmişine sahip İstanbul için üzücü bir durum söz konusudur.

İstanbul’un bazı sokaklarında buna dikkat edilerek yapılmış tabelalar var, fakat yine de, yazının görselliği, estetiği ve tekniği açısından kentin yüzünü oluşturan bu yazılar, daha çok kaygı güdülerek tasarlanabilir. Bu açıdan belediyelere büyük görev düşmektedir. Avrupa’da bir çok ülkede özellikle İtalya’da bu tarz örnekler mevcut. Kaligrafist Yazı Kültürü Festivali kapsamında, Yunanistan'dan tabela ressamı Christoforos Tomas'ı İstanbul'a davet edip bu konuda çeşitli çalışmalar yapmasını istedik. Örnek teşkil edecek çalışmalar yapan ve atölye eğitimleri veren Tomas, amacımız doğrultusunda İstanbul'da farkındalık yaratmıştır.

Yazı sanatı, 2022'den bakınca, ilginç biçimde, hem kutsal, hem popüler ve hem de felsefi ve kavramsal sanata yatkın bir melez kimlik derinliği ve yaratıcı potansiyel vaad ediyor. Akla ilahi metinlerden felsefi önermelere, halkın bilgeliğini ironiyle buluşturan 'tampon yazıları'ndan, güncel sanatta diyelim ki Barbara Kruger, Joseph Kosuth, On Kawara veya çağdaş Türkiye sanatından bazı işleriyle Bedri Baykam'ı da getiriyor. Sizin fikriniz nedir? 2017 katılan Arjantinli grafik tasarımcı, akademisyen Bettina Naab'ın ülkesinde açtığı 'Deneysel Tipografi' atölyesi, sanki buna bir örnek gibi. Ya da sizin bu etkinliğe kalkışırken, Doğu, Batı, gelecek ve geçmiş ayrımına gitmemeniz gibi... Keza aynı yıl,  Denis Brown'ın '21'nci Yüzyıl'da Kâtip Olmak' adına verdiği, 'Metin değil, ama doku' adını verdiği, 3D camaltı sanatı görsel ve fikri emek, ya da bu yıl sergiye katılmış çok ilginç isimlerden James Fazz Farrell'ın kolektif görsel kimliği, veya Kâmil Kalem Ertürk'ün Almanya çıkışlı işleri gibi. Buradan şunu soralım, neyin tasvir ve tabir edilerek, hangi deyişin öne alınacağı meselesi, bu mesleğin ve hatta meditasyonun, ya da uzakdoğu yazı sanatında gördüğümüz gibi inanç - zanaatinin özü mü?

Benim için önemli olan, yazıda kullanılan metnin içeriğinden öte, onun görsel olarak ifade ediliş şeklidir. Bu görsel olarak ifade ediliş şeklinde harfleri bir araç olarak kullandığımdan dolayı yazıyı, kutsallık popülerlik gibi kavramlar benim için arka planda kalıyor. Ayrıca hiçbir alfabenin diğerinden daha kutsal ya da üstün olduğu gibi bir düşüncem yok. Yazı sanatı benim için, harflere hayat verme çabasından ibaret.

Kendinizi, sergiye de ev sahipliği yapan mekâna adını veren, üstat Emin Barın'ın ekolüne yakın bulmaktasınız. Onun dediği gibi, 'yazı yazarak dinlenmektesiniz'. Bu açıdan mesleğinizin meyvelerinin kimlerle, hangi koşullarda buluştuğu konusunda ne gibi kaygılar gütmektesiniz ? 'Güzel yazı' dersleriyle başlanan resmî ilköğretim eğitim sisteminin, resim dersleri ve yüksek eğitime sarkan grafik tasarım eğitimiyle kesişince, iyice dijitalleşen ve cehaleti hem okurluk, hem yazarlıkta körükleyen bugünün dünyasında, önümüze ne gibi sorumluluk ve riskler getirdiği endişesindesiniz?

Türkiyede kaligrafi tarihi açısından en önemli isim olan Emin Barın'ın yıllarca atölye olarak kullandığı ve toplantılar düzenlediği Barın Han'da gerçekleştirdiğimiz sergi, yazı tarihi açısından önemli bir mekândır. Yaptığım çalışmaların böyle bir hafıza mekânında sanatseverlerle buluşması önemliydi. Başından beri çalışmalarımızın sanatseverlere ulaşması kaygısı buradaki o güzel havayı koklayarak yazıyı daha anlamlı bir mekânda izlemeleri üzerineydi. Birçok disiplinden, çalışmalarında harf kullanan, derdi ortak olan sanatçılarımızı böyle bir ortamda her kesimden izleyiciyle buluşturmak, yazı kültürüne dair farkındalığı artırmak Kaligrafist ekibi olarak önceliğimiz oldu.

Projede bu yıl Braille alfabesi, müzik notaları, graffiti-sokak sanatı ve buna selam eden İstanbul Yazı Rotası haritanız da öne çıkıyor. Sergilenen, sahiplenilen yerli ve yabancı örneklere baktığınız zaman, ifade özgürlüğü, demokrasi, çok seslilik, laiklik, edep, tevazu gibi çıkış noktaları ve bu serginin kucakladığı tüm yazı sanatı örnekleri arasında bir yazgı ve eylem yakınlığı görüyor musunuz?

Projede çok farklı çalışmaların birarada olması tamamen sanatçıların kendilerini ifade ediş şekillerini ortaya koymasından kaynaklanmaktadır. Tüm bu örnekler arasında içerik ve tema bakımından bir yakınlık görememekle beraber ortak kaygının harf olduğunu söylemek daha doğru olabilir.

Fikrin biçimle kesiştiği yere dikkat çeken kaligrafi sanatı, günümüzde e-tablet, lazer kesim, linol baskı, modern hat sanatı örnekleri, kâğıt üzerine dijital baskı, Graffiti Book veya Çini form üzerine Runik yazı, Sümerce Atölyesi, Alfatektür Görüntü serisi, 45'lik Plak tasarımı, fotoğraf gibi bir çok tekniği de sahipleniyor. Dolayısıyla bu sanatın hem biçiminde, hem özünde monotonluğa, tektipleşmeye değil, yoruma, analitik düşünceye, ötekine hoşgörüye vurgu yapılıyor denebilir mi? Zaten bu uğurda tarih yazmış Yunus Emre, Ömer Hayyam, Rumî gibi referansların yoğunluğu da, bir diğer yansıma olarak karşımıza çıkıyor. Fikriniz nedir?

Bana göre sanatçının kendisini kısıtlamadan özgürce kendini ifade etmesi en önemli şey. Yazı sanatçıları için de sadece kendi alanlarını değil dünya yazılarını takip edip bunlardan beslenmek ve yine hiçbir kısıtlama olmadan farklı malzeme, teknik, içeriklerde çalışabilmek tektipleşme ve kaligrafi sanatının monotonlaşmasını ortadan kaldırmaya yardımcı olacaktır.

Büyük kuruluşların ‘font kütüphaneleri’ne emeğiyle seçilmek, günümüzde bu alanın da sermayeleştiğini mi, yoksa farklılıkları ve telif haklarını gelecek uğruna garantilediğini mi gösterir?

Büyük kuruluşların bu alanda emekleri görüp bunları değerlendirmesi sanatçılar için motive edici ve önemli bir durum. Farklılıklar ve telif hakları konusunda da olumlu bir gelişme olduğunu söyleyebilirim. Sanatçının kültürel rolü toplumun beğenisine hizmet etmek değil, onu yükseltmek olmalıdır sözüyle çıktığımız yolda, farkındalığın artmasına yönelik yaptığımız festival, Türkiye’de yazı kültürünü geliştirmek ve doğru anlaşılmasını sağlama amaçları taşımaktadır. Dünya yazı kültürünün İstanbul gibi bir açık hava müzesinde toplanması ve seyirciyle buluşması, yazı sanatının anlaşılması için önemli bir adımdır.

Bilgi:

Tüm yazılarını göster