Ecevit-Ahmed Arif polemiği, solu çevreleme politikasının kalem izleri

“Tek adam” rejiminin açmazlarına kilitlenirken, bunları sistemin tarihsel kötürümlüğünden kopuk ele alıp sunarak kalabalıklarda -eksik olduğu için- çarpık bilinç oluşturmaktan en çok kim memnun oluyor? Yakayı sıyıran, görünmez olan işbirlikçi iri burjuvazi herhalde, değil mi? Solu çevreleme ne demek? Kapitalist sınıfın, kendine karşı (bir şekilde) konumlanan / konuşlanmaya çalışan solun (ve türevi akımların) hedef ve hareket sahasının sınırlarını çizerek belirlemesi, haddini sınırlaması…

Erol Aral erola.17.71@gmail.com

Üzerinde anlaşmaya varılmış somut olguları sorgulamaya kalkışan her tarih, bir saygısızlık eylemine dönüşmek zorundadır.
Tzvetan Todorov

Değil mi ama ya!...
Levent Göktaş hadisesiyle ortaya saçılanlar üzerine…
Kılıçdaroğlu tivitinde ne diyordu?
“Her tarafı lağım kokusu sardı.” (25 Temmuz 2022)
Vaziyet bu merkezde cereyan ederken…
“Susurluk Skandalı” tartışmalarının kulağı çınlasın; “Devlet bağırsaklarını temizliyor” nev’inden efsunlu laflarla goygoyculuğa soyunacakken…
Ben tutmuşum fi tarihinin dosyalarına dalıyor…
Bülent Ecevit – Şair Ahmet Arif polemiğini kurcalıyorum…
Olacak iş mi tam da şimdi…!
Hangi akla hizmetle?
Gazete Duvar’daki ilk yazımın (22 Haziran 2022) başlığı olsun, cevap:
Gündemin zimmetine geçirdiği aklın ve hayallerin ufkunu genişletmek için…
Derken de yanlış anlaşılmasın, sadece gayretimizin istikametinden bahsetmiş oluyorum haliyle…
Yoksa hâşâ; haddimi bilir, kendime öyle müstesna vasıflar vehmetmem…
Niyet bu, “nasıl?”ı ise şu:

DÜNDEN BUGÜNE BAKARAK, YARINI KESTİRMEK…

Mihmandarımız, Cangül Örnek…
Daha doğrusu, ikidir lafını edip durduğum ama hep teğet geçtiğimiz kitabı:
Türkiye’nin Soğuk Savaş Düşünce Hayatı[1] …
Nihayet ‘Soğuk Savaş’ın satır aralarında dolaşarak, dünden bugüne paslaşıp fısıldaşacağız…
Birkaç adım (kitaba göre aşağı yukarı 70 yıl) geri çekilerek ahvalimizin geçmişteki ipuçlarını yakalamaya çalışacağız…
Örnek Hoca, kitabıyla, bunu yapmaya çalışmış ve bence hakkını vererek başarmış…
Sizi temin ederim ki dünü kurcalama mesaisi bugünün “sıcak” ve “ara sıcak” gündemini ıskalamaz, bilakis, hadiseleri yerli yerine oturtma imkânı yakalayabiliriz:
Meşgul olduğumuz meselelerin temel yapısal sorunların tezahürleri olduğunu görürüz…
Bunun için:

‘SICAK GÜNDEME’ BİR DE ‘SOĞUK SAVAŞ’ DÖNÜŞÜMÜNÜN MERCEĞİNDEN BAKMALI

Zira Hocaya göre:
“Türkiye’nin siyasi düşüncesi yaklaşık yarım yüzyıldır hüküm süren bir Soğuk Savaş atmosferi içerisinde şekillenmiştir ve bu şekillenme bugün siyasetin konusunu, araçlarını ve siyaset yapma biçimini etkilemeyi sürdürmektedir.” (abç; s. 363)
Nitekim kitap da:
“Türkiye’de antikomünizmi, anti-Amerikanizmi, sağ ve sol ideolojileri, laiklik ve din tartışmalarını, Gladio yapılanmasının diğer adı olan ‘derin devlet’i ve daha nice siyasal, toplumsal, ideolojik meseleyi çözümleyebilmemiz için bu tarihi daha fazla deşmek ihtiyacındayız. Bu çalışma bu ihtiyaca verilmiş mütevazı bir yanıttır.” (abç; s. 363)
Şimdiii…
Hoca’dan naklettiğimiz perspektif, bugünü teslim alan gündemlerimize ne demiş oluyor?

KISSA ÇIKARMA VAKTİ: ‘SUSURLUK’VARİ SKANDALLARDAN MİLYONLARIN AÇLIK SINIRINDA YAŞAMASINA, 'SICAK' SORUNLARIN SEBEBİ SALT İKTİDARIN YÖNETİM ZAAFINA İNDİRGENEMEZ…

Zira kökleri Made in ABD Soğuk Savaş yıllarına dayanan, yapısal dönüşümlerle inşa edilen kapitalist sisteme dayanıyor…
Bunu pas geçen/geçirten düzen muhalefetinin dar ufku, bu temel problemi, bizim sömürge tipi demokrasimiz[2] /kapitalizmimiz lehine maskeliyor…
Onların işi bu, denilebilir…
Ya işi aksini söylemek ve örgütlemek olanlara, sosyalist sola ne demeli?!
Soru:
Sistem/rejim krizinin istinat duvarlarını saklayan perdeyi indirecek dirayet ve derinlikli eleştirel bakış eksikliği ya da yoksunluğumuzun da cemâziyelevvelinden söz edilebilir mi?
Kesinlikle, derim…
Cangül Örnek’in şu tespiti pekâlâ günümüze de teşmil edilebilir kanısındayım:
“Yeni Osmanlılardan Jön Türklere, Osmanlı’nın aydın kuşakları büyük oranda siyasi alandaki mücadelelerle meşgul olmuş; imparatorluğun sorunlarının kökeninde ‘yanlış idarecilik’, ‘beceriksizlik’ ya da ‘bilime önem vermeme’ gibi yöntem sorunlarını görmüştür.” (s. 44)
Bizim bugün yaşanan tüm açmazları AKP’nin iş bilmezliğiyle, ehil kadro yoksunluğu ile filan izah etmemize benzemiyor mu?
“Tek adam” rejiminin açmazlarına kilitlenirken, bunları sistemin tarihsel kötürümlüğünden kopuk ele alıp sunarak kalabalıklarda -eksik olduğu için- çarpık bilinç oluşturmaktan en çok kim memnun oluyor?..
Yakayı sıyıran, görünmez olan işbirlikçi iri burjuvazi herhalde, değil mi?
Tıpkı Hoca’nın sözünü ettiği Osmanlı aydınının esası kavrayamayıp sosyo-ekonomik realiteyi ıskalayan yüzeyselliğinin, İmparatorluğun “Pazar ve hammadde mücadelesi” cenderesinde sonunu getiren dünya sisteminin efendilerine yaraması gibi (s. 44) …
Laf lafı açtı…
Başlığa takılan okurun da belki sabrı taştı:
Eee nerede şu Ecevit-Şair Arif polemiği? Gelsek mi artık sadede, diye sızlanabilir…
Hakkıdır ama biz zaten kapısındayız, derim ben de…
Yukarıdaki çerçeve bizi tam da mevzunun göbeğine sıçratıyor zira:

SOLUN MUTASYONA UĞRATILMASI

Kim, neden istiyor ve nasıl becerebiliyor bunu?..
Evvela tepeye mıhladığımız başlıktaki ifadelerin mahiyetinde mutabık kalalım…
‘Çevreleme’ ne demek?
Ali Püsküllüoğlu’nun Türkçe Sözlüğü’nden[1] okuyalım:
“Çevrelemek eylemi.”
“Çevresini çevirerek içine almak”
“Bir konunun sınırlarını belirlemek, çizmek, sınırlamak.”
Tarif şablonumuzu, mevzumuz bağlamına uyarlamaya çalışalım…
Tanımdaki özne: kapitalist emperyalizm/egemen sınıflar/burjuvazi/ devlet…
Tanımdaki nesne: sol/sosyalist/komünist fikirler ve cismani hali olarak sosyal siyasal muhalefet…
Meali:
Kapitalist sınıfın, kendine karşı (bir şekilde) konumlanan / konuşlanmaya çalışan solun (ve türevi akımların) hedef ve hareket sahasının sınırlarını çizerek belirlemesi, haddini sınırlaması…
Mealin meali:
Solu evcilleştirerek sistemle uyumlu hale getirmek ve giderek egemen sistemin çevriminde hizmete koşmak…
Anlaştık?
Cebimizde -okurken masamızda- dursun bunlar…
Diğer tarifimize, “çevreleme politikası”na bakalım…
Tevile ihtiyacı yok, evirip çevirmeden muradını anlatan, kendini ele veren politik bir terim bu:
“ABD’nin Soğuk Savaş’ın ilk yıllarından başlayarak izlediği ve SSCB’nin II. Dünya Savaşı sonrasında artan etkisini sınırlamayı hedefleyen doktrine verilen isimdir.” [4]
Bu tarifimiz de koyalım cebimize…
Ve Cangül Örnek’in kitabına dönelim…
Hoca, ‘Giriş’in ilk cümlesiyle maksadını çerçeveliyor:
“Bu kitap” diyor, “Soğuk Savaş’ın en heveskâr yönetici sınıfından birine sahip Türkiye’nin, Soğuk Savaş koşullarında yaşadığı entelektüel dönüşümü anlama çabasının ürünüdür.” (s. 11)
“Çalışmanın odak noktası”nı ise şöyle tarif ediyor:
“Soğuk Savaş’ın ve özel olarak ABD’yle yakınlaşma sürecinin Türkiye’nin entelektüel hayatında yarattığı tartışmaların ve değişimin irdelenmesidir.” (s. 23)
Hoca’nın “irdeledikleri” arasında, “1950’ler fikir hayatına damga vuran Forum dergisi çevresi” de var (s. 270) …
Devam edersek bilahare teferruata gireriz…
Ama şimdilik mevzumuz bağlamında kısaca ve satır başlarıyla, Forum dergisi:

• “Forumcular aralarında sağ ya da sol Kemalizm yorumlarına yakın isimlerin, sosyalizme sempatiyle bakan aydınların ya da Batıcı modernleşmeye toptan karşı olmamakla birlikte eleştirel yaklaşan liberal muhafazakârların yer aldığı, sürekli yazarların büyük çoğunluğu üniversite öğretim üyesi olan bir aydın çevresiydi.” (s. 270)

• Forum, anti komünist bir batıcılığın ve Anglosakson tipi liberalizmin birbirini beslediği bir siyasi-ideolojik hat geliştirdi.” (s. 274)

En kritik misyonlarından birisi ise şu:
ABD merkezli kapitalist Batı’da, anti-Sovyetik /antikomünist mücadelenin ihtiyaçları icabı üretilen fikir ve akımları Türkiye’ye taşımak…
Yüklendiği bu misyonu ifa ederken, haliyle Soğuk Savaş karargâhlarında önerilen antikomünist mücadele stratejileri hususunda yaşanan iç gerilimleri, ABD/CIA mahreçli arayış ve çizgi farklılıklarını da yansıtıyor, memlekete…
Nedir bu Soğuk Savaş karargâhındaki çatışan farklı yönelim:
Kabaca özetlersek:
Döve döve mi, böle böle ve ‘sevimli sol’lar üreterek mi, solu etkisizleştirmek lazım?
ABD’deki tartışma esas olarak bu:
Bilhassa sosyalist damarın kuvvetli olduğu, kıta Avrupası’na Soğuk Savaş stratejisi nasıl tercüme edilecek? Tartışmayı kızıştıran bu…
Komünist partilerin prestijini muhafaza ettiği, hatırı sayılır toplamsal karşılıklarının olduğu Kıta Avrupası’nda, KP’leri Bolşevik çemberin dışına nasıl alırız?..
Kimine göre ‘ince’ ayar lazım:
Cepheden tavır almak yerine sosyalizm içi eleştiriler formunda yapılacak “ideolojik tartışma”larla Sovyetik/radikal solu çembere almak... Massetmek. 
Ve giderek:
Soğuk Savaş’ta Batı’nın ana argümanı olan “özgürlük” teması üzerinden “demokratik sol” silahı ile antikomünist mücadele cephesi açmak…
“Komünist olmayan sol” ya da “Demokratik sol/sosyalizm” kavramları işte bu arayışın mahsulü olarak icat ediliyor ve tedavüle sokuluyor...
Tabiatıyla Türkiye’de de karşılığını bulmakta gecikmiyor…
Misal.
“DP hükümetinin baskıcı uygulamalarına muhalefet eden Forum” antikomünizm müştereğinde birleşse de izlenecek çizgi konusunda Demokrat Parti karargâhından farklı düşünüyor ve:

FORUM, ANTİ SOVYETİK SOSYALİST BİR ÇİZGİNİN GELİŞMESİNE İZİN VERİLMESİ İÇİN DP’Yİ SIKIŞTIRIYOR

Cangül Örnek tasvir etsin:
“Sadece sosyal haklar ve sınıf çatışması başlıklarında değil, genel olarak ‘sol’ hareketlerin ülke siyasetindeki yeri konusunda da forum, özellikle DP hükümetine antikomünist mücadelenin daha esnek ve incelikli yöntemlerle sürdürülebileceğini mütemadiyen anlatmaya çalışıyordu. Solculuk türleri arasında bir ayrıma gidilmesi gerektiğini söyleyen forum, anti-sovyetik bir sosyalist ya da sosyal demokrat hareketin gelişmesine izin verilmesi gerektiği görüşündeydi.” (s. 287)

Örnek Hoca, Forum’un Batı’daki tartışmaları takip ederek, sistem açısından nasıl kabul edilebilir meşru sol yaratılabileceğine ve böylece komünizmin marjinalleştirilerek etkisizleştirilebileceğine dair savunduğu görüşlere de yer veriyor.
“Solculuk Korkusu” başlıkla yazıdan (s. 287) okuyalım:
“Halbuki Anglosakson memleketleriyle şimal memleketlerinde, sosyalizm demokratik gelenek ve müesseseleri kuvvetle benimsemiş olan bir cereyan olmasıyla, komünizmden keskin hatlarla ayrılmış bulunmaktadır. (…) Türkiye’de “solculuk” cereyanı, komünist diktatörlüğüne taraftar Rus Bolşevizmine itaatkâr olanların teşkil ettiği zümre ile hürriyetçi ve demokratik müesseselere sadık sosyalist fikirli solcular arasında belirli bir ayırma yapmadığı için büyük bir zihnî kargaşalık ve huzursuzluk kaynağı olmuştur.” (Forum, Cilt 2, Sayı 25, 1 Nisan 1955, s. 4-5)

“Bu alıntıdan anlaşıldığı kadarıyla” diye yorumluyor Cangül Örnek, “her türlü solculuğun aynı kefeye konularak bastırılmasını eleştiren Forum yazarları, böylesine katı politikanın kendilerinin yürüttüğü muhalefetin önünü kapatmaktan şikâyetçiydiler.” (s. 288)
Gelelim bizim “Karaoğlan”a…
Zira “Bu konuda en açık eleştirilerse konuk gazeteci[5] olarak bulunduğu ABD’den Türkiye’ye dönen Bülent Ecevit’ten gelmekteydi” (s. 288)

ECEVİT CIA MAHREÇLİ 'SOL'CULUĞUN İZİNDE DP’YE AKIL VERİYOR: SOLCULARA ‘DÖNME’ ŞANSI VERİLMELİ, GENÇLİK HATALARINI DÜZELTME İMKÂNI SAĞLANARAK SİSTEME DAHİL EDİLMELİ, DİYOR

Bilhassa 1970’lerde “sol”la özdeşleştirilen Ecevit’in kendisi anlatsın, CIA mahreçli antikomünist “sol” yaratma hassasiyetini:
“İkinci Dünya Harbi sonrasına kadar aşırı solcu kalmış, hatta memleketlerinin menfaatlerini hiçe sayarcasına Sovyet Rusya’ya yakınlık göstermiş birçok İngiliz ve Amerikan aydınının, İkinci Dünya Harbi sona erip de Sovyet Rusya en hayalci gözlere bile gerçek benliğiyle görününce, o güne kadar tuttukları yolu bırakıvermiş ve KOMÜNİZMİN DE, SOVYET RUSYA’NIN DA BAŞ DÜŞMANI HALİNE GELMİŞ OLMALARIDIR. O kadar ki BUGÜN İNGİLİZ VE AMERİKAN HÜKÜMETLERİNİN PROPAGANDA SERVİSLERİ, KOMÜNİST ALEYHTARI PROPAGANDALARINDA, EN ÇOK, HARP SONLARINA KADAR KOMÜNİST OLDUKLARI BİLİNEN BU AYDINLARDAN, BU ŞAİR VE YAZARLARDAN FAYDALANMAKTADIR. (…) Fakat BİZDE YAŞIYAN POLİS DEVLETİ DÜZENİ, AYDINLAR İÇİN BÖYLE BİR DÖNÜŞÜ ÇOK GÜÇLEŞTİRMEKTE, denilebilir ki İMKÂNSIZ BİLE KILMAKTADIR. Bir aydın, gençliğinde bir defa ırmağın sol kıyısına geçti mi, hemen arkasındaki bütün köprüler yıkılıvermekte, alnına dövülen “solcu” damgası ömrü boyunca silinmemektedir.” (VURGULAR benden-era; “Güvenlik, Hürriyet ve Kültür”, Forum, Cilt 5, Sayı 50, 15 Nisan 1950, s. 4-5)

Soru parantezi:
AKP karşıtı kimilerinin muhalefet etme tarz ve mahiyetine ne kadar benziyor, desem, katılır mısınız?!

AHMET ARİF’İN İTİRAZI

Cangül Örnek, dipnotta, “Ecevit’in solcuların dönmesine müsaade edilmesi şeklinde tercüme edilebilecek bu dikkat çekici sözlerine, Diyarbakır’dan Ahmed Arif’in[6] bir okuyucu mektubuyla yanıt vermesiyle mesele ilginç boyutlara taşınmıştır” diye not düşer…
Örnek Hoca’nın satırlarından izleyelim:
Arif, Ecevit’in kastettiğini düşündüğü birkaç kişinin ismini verdikten sonra şöyle demektedir:
“Bunlar ve benzerleri hakkındaki bilgimiz de tek yönlü kahramanlarının çıkarına ortaya sürülen yayıntılardır. EH F.B.İ OLSUN, İNTELLİGENCE SERVİCE OLSUN KOLAY EKMEK VERMEZLER ADAMA. Bizim Ceza Kanunumuzda da ilginç, ek maddeler var. Bilir sanırım Sayın Bülent Ecevit.”
Arif, aynı yazısında bazı kişilerin çıkarları yüzünden “döndüklerini” hatırlatmaktadır. (Bkz. “Okurların Forumu” köşesinde; Ahmed Arif, “Bülent Ecevit ve Solcular”, Forum, Cilt 5, Sayı 51, 1 Mayıs 1956, s. 20-21.)

Ecevit ise verdiği yanıtta, “İngiltere ve Amerika’yı, en müfrit görüşlerin bile insanı ekmeğinden etmediği iki memleket olarak” tanıdığını söylemekte ve Arif’e karşı çıkmaktadır. (“Okurların Forumu” köşesinde kaleme aldığı makale için bkz. Bülent Ecevit, Güvenlik, Hürriyet ve Kültür”, Forum, Cilt 5, sayı 52, 15 Mayıs 1956)

Burada soluklanalım:
Ecevit’in Hasretinden Parangalar Eskittim’in şairine verdiği cevap üzerinde duralım…

Cibilliyetini ele veren bir noktaya dikkatiniz çekerim:
Ecevit, Şair Arif’e “İngiltere ve Amerika’yı, en müfrit [aşırı] görüşlere” karşı bile demokratik tahammülün timsali olarak sunuyor...
Halbuki Ecevit’in demokrasi abidesi olarak parlattığı mesela ABD’de yaşanan aydın kırımından haberdar olmaması mümkün mü?
Öyleyse ABD hakikatini saklayan bu sahte güzellemeyi, riyaca kalem oynatmasını neye yormalı?
Ecevit’in Ahmet Arif’e karşı müdafaa ettiği ABD’de ayyuka çıkan anti entelektüel kampanyaları, McCarthyciliğin ‘cadı avı’nı, “sivil ölüm" mahkûmu aydınları yok saymasını, kendisine biçtiği ABD hizmetlisi antikomünist propagandisti rolüne bağlamak yanlış olmaz sanırım.
Toparlanalım:
1970’lerde “sol” la özdeşleştirilen…
Pompalanan “Karaoğlan” rüzgârı ile sosyalist soldan rol çalmaya çalışan Ecevit bu işte…
Şimdi kritik soru şu:
1970’lerden itibaren devrimci hareketleri ketlemeye, sosyalist solun toplumsallaşmasının önünü keserek muhalif yığınları düzen içi “sol”a kanalize etmeye çalışan Ecevit, tüm bunları tek başına mı planladı ve yaptı? 
Bu da ev ödevi niyetine düşünme egzersizi olsun:
Soğuk Savaş yıllarında ABD/CIA antetli antikomünist, sistem içi demokratik sol/sosyalizm yaratma projesi ne kadar başarıya ulaştı?
Bilhassa 1980 sonrası ama illa ki 1990’larda ‘sol’a damgasını vuran hâkim yönelim bize ne diyor bu hususta?
Biten değil süren bir sürecin; yeni varyantlarıyla yeni donuyla devam eden bir iklimin parçası olabilir miyiz?..
-----
[1] Türkiye’nin Soğuk Sava Düşüncesi Hayatı- Antikomünizm ve Amerikan Etkisi, Yordam Kitap, Nisan 2022; önceki birinci basım, Can Yayınları, Mart 2015
[2] Mahir Çayan’ın Sömürge Tipi Faşizm kavramından mülhem bu kullanıma galiba ilk kez Melih Pekdemir’in Demokrat! Dergisindeki yazısında rastlamıştım…
[3] YKY, 1. Baskı, Ekim 1995
[4] (PDF) Çevreleme Politikası (researchgate.net)
[5] Washington ideo-politik hegemonyasını kurmak ve derinleştirmek için Türkiye dahil hedef ülkelerden aydın ve bürokratları, bilim insanlarını ABD’ye taşıyordu habire. Ecevit de o programlar çerçevesinde ABD’de “konuk gazeteci” statüsü altında bilgi ve görgüsünü artırmış olmalı...
[6] Ahmet Arif, hesaplamalarıma göre, henüz Hasretinden Prangalar Eskittim’i yayımlamasa da şiirleri dergilerde yayımlanan şair kimliğiyle de tanındığını varsayabiliriz... Ayrıca 1950'ler Ankara'sının “komünist” damgalı politik figürü olarak öne çıkan muhalif bir kimlik olmalı, Ahmed Arif…

Tüm yazılarını göster