YAZARLAR

Aliağa’ya Brezilya’dan gelen gemide ne var?

Türkiye dünyadaki önemli gemi söküm merkezlerinden biri. Bu iş geri dönüşüme katkı sunması açısından “yeşil sektör”ler arasında yer alıyor. Ancak söküm işlemleri ve gemilerin özelikleri önemli...

Dünya gündemi bu hafta Türkiye ilgili iki başlığı geniş biçimde tartıştı. Bunlardan ilki, AB Konsey ve Komisyon başkanlarının Türkiye ziyaretleri sırasında yaşadıkları 'koltuk' kriziydi. AB Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen ile Konsey Başkanı Charles Michel, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüştü. Ancak görüşmeye damga vuran, iki konuk olmasına karşın ayrılan koltuk sayısıydı. Nitekim, Michel’in adeta sandalye kapma yarışı varmış gibi koşar adım koltuğa yerleşmesi ve Erdoğan’ın ikinci koltuğa oturmasıyla von der Leyen ayakta kaldı. Leyen’in “Ehm” diyerek verdiği karşılık, hem Türkiye’yi hem de Michel’i tepkilerin odağına koydu.

Gündemdeki bir diğer konu, Erdoğan’ın İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesinin ardından 1936 imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nden de çekilebileceğine dönük iddialardı. Emekli deniz kuvvetleri personellerinin buna dönük bir bildiri yayınlamasının ardından gözaltına alınması, sadece Türkiye’de iktidarın manevraları açısından değil, ABD ile Türkiye ilişkilerinin geleceği konusunda da önemli ipuçları sunuyor. Gündemde bu tartışma yaşanırken ABD’nin iki savaş gemisinin Karadeniz’e geleceği bilgisinin ortaya çıkması, gözleri Türkiye denizlerine çevirdi. İşte bu noktada madem gemilerden konuşuluyor, yoğun gündemde alt sırada kalan bir limandan ve oradaki gemilerden bahsedelim: İzmir Aliğa’da gemi sökümünden ve etkilerinden...

ALİAĞA’NIN GEMİ SÖKÜM MERKEZİ OLMASI

Aliağa denildiğinde insanların çoğunun aklına petrol rafinerisi geliyor. Bununla beraber, ilçe 1976’dan bu yana dünyada artık çalışamayacak durumda olan ya da sökülmesi çalışmasından daha kârlı bulunan gemilerin son adresi. Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu çeliğin yüzde 2’si de Aliağa’da sökülen ve geri dönüştürülen gemilerden geliyor. Dahası Aliağa, örneğin 1994’ten 2002’ye kadar dünyadaki gemilerin yüzde 4’ünü söktü. Aynı zamanda AB bayraklı gemilerin yüzde 85’inin söküm rotası da Türkiye. Bugün Türkiye, Hindistan, Pakistan ve Bangladeş ile birlikte gemi sökümü yapan birkaç merkezden biri. Türkiye Gemi Geri Dönüşüm Sanayicileri Birliği Başkanı Kamil Onan verdiği bir demeçte pandemiyle beraber, gemicilik sektörünün durduğuna, Aliağa’ya söküm için gelen gemi sayısının da arttığına dikkat çekiyor. Bir anlamda “kriz bizim için fırsat oldu” diyor. Aynı birliğin 2020 raporuna göre, geçen yıl 108 gemi Türkiye’ye gelmiş ve burada 1400 kişi çalışmış. Yani pandemiye karşın gemi söküm işlemi hızla devam etmiş.

Çarkların hiç durmadığı bu sektörle ilgili akıllara takılan en önemli soru çevreye ve insan sağlığına ilişkin düzenlemeler, çünkü Aliağa aynı zamanda nükleer atık taşıyan gemilerin söküldüğü yer olması nedeniyle dikkat çekiyor.

ATIK ÇÖPLÜĞÜ TEHLİKESİ: NÜKLEER SERPİNTİ VE ASBEST

Aliağa gemi söküm bölgesi denildiğinde akla gelen en önemli sorun sökülen gemilerde bulunan nükleer serpinti ve asbest gibi zararlı atıklar sorunu. Gemi sökümü emek yoğun bir süreç, insan emeğinin üstlendiği hayati rol, burada çalışan işçilerin ve bölgenin güvenliği konusunda soru işaretlerine neden oluyor. Örneğin 2006’dan bu yana bölgede sökülen nükleer serpinti ve asbest taşıyan gemilerin yarattığı tahribat, TMMOB ve bölgedeki çevre örgütlerince dile getiriliyor. 2006’da yine Fransız donanmasına ait pek çok gemi Aliağa’da söküldü ve özellikle 'Cle-menceau' isimli gemi akıllara kazındı. Benzer sorunlu bir örnek 2015’te yaşandı. 'Kuito' isimli radyoaktif madde içeren bir gemi tepkilere karşın Aliağa’ya getirildi. Oysa 2013’te gemiye dönük yapılan bir incelemede ciddi ve tehlikeli oranda radyoaktif madde içerdiğine dönük kuvvetli şüpheye verilmişti. Nitekim söz konusu dönemde uzmanlar, Hollanda’ya ait olan ve 1 ton asbest içerdiği söylenen ancak sonrasında 77 ton asbest içerdiği ortaya çıkan 'Otopan' isimli gemiyi göstererek bu konudaki bilgi kirliliği ve sorunlu adımları örnek vermişti.

2015’te gelen Kuito söküldü, ancak asbest oranı ve nükleer madde miktarını kamuoyu öğrenemedi. Bir anlamda Aliağa’nın cazip bir merkez olmasının nedeni, ithalatı yasak olan bu tehlikeli maddeleri içeren gemileri, ticari kaygıyla, sorun etmeden buyur etmesi.

SON ÖRNEK: NAE SAN PAULO

Aliağa’ya gelecek yeni 'sorunlu' geminin haziran ayında Türkiye’de olması bekleniyor. 'Nae San Paulo' isimli bu gemi aslında Fransa'ya ait bir uçak gemisiydi. Gemi özellikle Soğuk Savaş döneminde aktif olarak Fransız donanmasında kullanıldı. 2000’lerin ilk yıllarında ise Brezilya donanmasına satıldı, 2017’deyse faaliyet dışı bırakıldı. Geçen ay bu geminin sökümü için bir ihale yapıldı Sök Denizcilik kazandı. Firma geminin gelişi için de ilgili bakanlığa başvurusunu yaptı. Buraya kadar her şey normal görünüyor, herhangi bir gemi söküm ihalesi süreci gibi. Ancak geminin asbest ve nükleer serpinti konusunda ölçümlerinin yapılıp yapılmadığı bilinmiyor, iddialara göre gemide kanserojen bir mineral olan 600 ton asbest bulunuyor. Benzer bir iddia Fransa’nın bu gemiyi nükleer faaliyet için kullandığı ve nükleer serpinti içerdiğine dönük. Ancak ne Fransa ne Brezilya ne de alıcı firma bu konuda bir açıklama yapıyor. Dahası bu geminin Hindistan’da sökülmesi daha önce gündeme gelmişti, ancak Hindistan söküm işlemini reddetti. Peki Hindistan sökmeyi neden reddetti? Gemiyi üreten Fransa, öyleyse Fransa neden bu gemiyi sökmüyor? Tıpkı diğer örneklerde olduğu gibi Nae San Paulo'ya dönük olarak da kamuoyu şeffaf bilgiler edinebilmiş değil, Haziran’da geminin Aliağa’ya demirlenmesi bekleniyor.

Özetlemek gerekirse, Türkiye dünyadaki önemli gemi söküm merkezlerinden biri. Gemi sökümü, geri dönüşüme katkı sunması açısından “yeşil sektör”ler arasında yer alıyor. Ancak burada yürütülen söküm işlemleri ve gemilerin içerdiği tehlikeli maddeler dikkate alınmadan bu sektöre doğrudan "yeşil" demek güç. Evet sektörün çelik açısından ekonomik getirisi var, peki ama ya çevrede ve insanda bıraktığı tahribat? Örneğin asbestin insanda etkisini göstermesi solunan miktarla beraber 10-50 yıla yayılıyor. Bir geminin sökümünün çevreye, insana, gelecek kuşaklara maliyeti ne kadardır? Maalesef bunu bilmiyoruz, çünkü bu sorulara yanıt veren kimse yok. Belli ki Brezilya’dan Aliağa’ya yönelen bu gemi doğa ve insanın geleceğine dönük hiç de hayırlı şeyler taşımıyor...

 

Mühdan Sağlam Kimdir?

Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı’nda doktora yapmaktadır. Enerji politikaları, ekonomi-politik, devlet-enerji şirketleri ilişkileri, Rusya’da devletin dönüşümü ve enerji politikaları, Avrasya temel ilgi alanlarıdır. Gazprom’un Rusyası (2014, Siyasal Kitabevi) isimli kitabın yazarı olup, enerji ve ekonomi-politik eksenli yazıları mevcuttur. 7 Şubat 2017'de çıkan 686 sayılı KHK ile üniversiteden ihraç edilmiştir.