Ali Duran Topuz
Ali Duran Topuz

Türkiye Türklerindir!

Perşembe, 9 Mart, 2017
Hürriyet Gazetesi ile iktidar niye anlaşamıyor? Darbe gecesi gördüğü büyük hizmete rağmen Doğan Grubu niye kurulduğundan beri desteklediği iktidarla barış görüş yolları bulamıyor? Meselenin sırrı “Türkiye Türklerindir” mottosunda gizli. İlk defa Almanya’daki bir toplantı nedeniyle 1915’te kayıtlara geçen lafta.

“Türkiye Türklerindir.” Evet, evet ama Türkler hemfikir değil. Hangi Türklerin? Kavganın, Hürriyet gazetesi etrafında kopan kavganın şifresi, bu mevkutenin logosundaki mottoda uyukluyor. “Türkiye Türklerindir.”

Menfur 15 Temmuz gecesi herkes şaşırmıştı. Öyle ya koskoca Anadolu Ajansı’nı ve TRT’yi (Anayasa’daki ifadesiyle bağımsız ve tarafsız) yöneten devletin başındaki kudretli lider, bizzat hedef alındığı darbeye karşı halka çağrısını, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu yıllardan beri kavga eder göründüğü Doğan grubunun bir televizyonundan, CNN Türk’ten Hande Fırat aracılığıyla yapabilmişti. Gerçi kadrajda Abdülkadir Selvi de vardı ama gecenin kahramanı Hande Fırat’tı, sonra CNN Türk, sonra Doğan Grubu, sonra Aydın Doğan.

Fakat, denildi, olağanüstü bir gündü ve arada ne sorun olursa olsun, darbe karşıtı olmakla ve darbeye karşı dik durmuş olmakla Hande Fırat, CNN Türk, Doğan Grubu iyi etmişti. Şimdi birlik dirlik zamanıydı. Doğan Grubu ile “ana akım medya”dan hep çekmiş, çok çekmiş, ama ne çekmiş olan iktidar birlik dirlik kurmuş çok mu o zor gecede? O gece gerçekler ortaya çıkmıştı. Ne var ki işler iyi gitmedi. Misal, ByLock haberi hadisesi. Ne olacak canım fatura grupta çalışan ve tabii ki şirketçi olmayan bir gazeteciye kesilir, durmak yok yola devam.

KOLAY AÇIKLAMALAR

Sonra, durmak yok: “Karargâh rahatsız” manşetiyle Hürriyet’in darbeye karşı dik duruş kredisi bitivermiş gibi oldu. Hande Fırat kalkanı birden çöktü. Ne oldu? Ne olacak: O kredi sadece Erdoğan ve (yeni) ekibine aittir, geri kalanlar geride kalanlardır: Darbe sonrası ilk gün “Meclis’teki dört parti” övüldü misal, sonra Beştepe buluşmasında partiler üçe düşmüştü bile. “Seni başkan yaptırmayacağım” diyen partiye, “Ben de seni parti saymayacağım” cevabı veriliyordu. Üç partili birlik dirlik Yenikapı’da perçinlendi. CHP, lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun Genelkurmay Başkanı ile aynı derekeye indirildiği o günden başlayarak kısa sürede kenara itiliverince, kala kala kalan iki partinin iki parti olduğuna da Devlet Bahçeli’den başka inanan yok artık. Devlet şerik kabul etmez. Gerçi İslam’a göre o sadece Allah olabilir ama devlet de Allah’ın bir lütfu olduğuna göre…

Türkiye Türklerindir. Tamam da anlaşmazlık ne? Anlaşmazlık ne? Türk medyasının “Amiral gemisi”yle Türk devletinin yeni sahipleri arasındaki anlaşmazlık?

Erdoğancı olmayan açıklamalardan en ünlüsü, malumu: “Erdoğan, bütün medyayı sindirmek, kendisine bağlamak istiyor, geçmiş manşetler (Muhtar bile olamaz, 411 el kaosa kalktı…) nedeniyle kin besliyor, grubu mahvetmeden durmaz…”

Bu çok kolay bir açıklama. Sadece her şeyi bir kişinin kişisel özellikleriyle açıklama girişiminden ötürü kolay değil, Hürriyet’i ve bağlı olduğu Doğan Grubu’nu “sindirilmek istenen medya”dan saydığı için de öyle…

DOĞAN GRUBU ERDOĞAN’A KARŞI MI?

Medyaya, “dördüncü güç” denir. Yani bir “devlet organı.” AK Parti, Doğan Grubu’na “beşinci kol” muamelesi yaptı genellikle meydan nutuklarında. Oysa grup, AK Parti’nin en önemli destekçilerinden biriydi, ilk günden başlayarak: AK Parti’nin ekonomi politikalarını desteklerken gözünü hiç kırpmadı. Ertuğrul Özkök, bugünden bir önceki günkü Hürriyet’i bugünden bir önceki günkü Hürriyet yapan projenin baş genel yayın stand up’çısı, AK Parti’lilerle kadeh tokuşturma fantezisi dışında gerçek bir muhalefet yapmadı hiçbir zaman. Kadeh tokuşturma da yanlış anlaşılmasın, biri şarap kadehi kaldıracak diğeri şerbet, böylece rejimin eski sahipleriyle yeni sahipleri aynı masada buluşmuş olacak. Yurtta yaşam biçimleri buluşması, dünyada medeniyetler buluşması. “Sen ılımlı İslam ol, ben devlete şerik; medya plazalarda buluşalım” şarkısı eşliğinde mutlu birlik beraberlik.

Hem Hürriyet, tamam eski devletin sahipleriyle çok aşk yaşadı, çok Çölaşanlar, Özdiller yetiştirdi, çok Kenan Evrenler sevdi ama Ramazan ayında herkesten Müslüman değil miydi yıllar yılı? Her 30 Ağustos’ta aynı göreve atanan amiral değil miydi? Ermeni soykırımı diyen sözdelere karşı özde Doğu Perinçek manşetçisi değil miydi? Kürt’e karşı en milliyetçi (evladı fatihan üstündür Mezopotamya Kürdünden türküsünün güftecisi) değil miydi? Borsada neo-liberal, ihalede Hilton banyo, poaş poğçacısı, arsada en yüksek binacı, salonda seçme (ne seçecek, iktidar seçer) burjuva, kahvede en kabadayı lümpen değil miydi? Hep bana mezhebinin amiral gemisi. Ekonomi politikalarını canı gönülden desteklediği bir iktidarın, tasfiye edilen rakiplerinin mallarına çöreklenmesini zevkle seyreden Hürriyet. Amiral gemisi. Eski Türkiye Türklerindir türküsünün has güftecisi. Şimdi yeni Türkiye Türklerindir korosunda değil solist, yer gösterici olarak bile kabul edilmediği için acı çeken Hürriyet. Ne yapsa olmuyor. Niye? İstediği her şey oluyor: “Bir ucundan girer öbür ucundan çıkarız” diye manşet attığı Suriye’ye bi sürü uçtan “girdik”, gerçi çıkamadık ama olsun. Savaş ilanını bekleyen manşetlerle ezdiğimiz Yunan perişan halde, gerçi onu AB yaptı ama olsun. Sendikalar öldü ölecek. Kupon araziler kıymetlenip kuleleniyor medeniyetimiz yatay medeniyet başka inşaat başka. Ermeni çaresiz, arada Hrant Dink’e beraber de üzüldük hani üstelik. Kürtçe eğitim öğretim yok, bir televizyon, iki internet yayını, üç Diyanet Kürtçesi iş bitti…. Yine de olmuyor. Niye?

KİM SÖYLEMEMİŞ Kİ!

“Türkiye Türklerindir”e dönelim. Laf, atom çekirdeği gibi bir laf. Az deşilince son 40 yılın yakıcı meselesi “Kürt”ten 1915’e giden korku tünelinin ucu görünür.

Laf, 1948’de çıkan Hürriyet’in logosundaki yerini 1949’da aldı. Ama aslen daha eski. Misal, Celal Bayar söylemişti 1936’da, Dersim faciasına bir yıl varken. Mussolini’nin Ankara büyükelçisi söylemişti. Mahmut Esat Bozkurt söylemişti. Ercüment Ekrem Talu aynı başlıkla yazı yazmıştı. Mustafa Kemal söylemişti 1921’de… Hürriyet, “Mustafa Kemal lafıdır” intibaı uyansın diye mi nedir, 1987’de Atatürk fotoğrafı koydu lafın üstüne.

Amerikan Elçisi Morgenthau inanılır biriyse Talat Paşa söylemişti hepsinden önce. Yalçın Küçük, lafın Talat Paşa’nın ağzından çıkmış olabileceğini söylemese de bir “İttihat Terakki sloganı” olduğuna emindir.

Laf böyle geçmişe doğru gidiyorken gidiyorken, nereye kadar gider? Nereye olacak, 1915’e! İşte o sene, o meşum sene 14 Aralık 1915’te zamanın Sabah gazetesinde bir başlık:

“Türkiye Türklerindir.”

Ermeniler Türk olmadığına göre Türkiye Ermenilerin olamazdı. Türkiye’de Ermeniler olduğuna göre ve Türkiye Ermenilerin olamayacağına göre Ermeniler tehcir edilecekti. Kumlara. Toprağa. (Bakın, soykırım demedim, ama Falih Rıfkı Atay jenosit demiş, ne yapalım.)

Yahudi meselesi de apayrı bir mesele Hürriyet logosunu konuşuyorsak; Türklerin olduğu için Yahudilerin olamayan Türkiye’de Hürriyet gazetesi, “Yahudi sermayesi”yle bağlantılı olmakla itham edilir bir yandan da: İşte o lafı logosuna, Yahudi olduğuna dair iddialara cevaben koydurmuştur diyenden tutun da Hürrriyet’in yayına başladığı tarihle İsrail’in kuruluşu arasında bağ kuranlara kadar mebzul miktarda spekülasyona kapı açan bir laf, lafımız.

"14 Kanunuevvel 1015 tarihli Sabah gazetesi"

14 Kanunuevvel 1915 tarihli Sabah gazetesi

14 KANUNUEVVEL 1915

1915’e dönelim: laf, 14 Kanunuevvel 1915 tarihli Sabah gazetesinde bir haber başlığı olarak yer alır. Haberde, bu söz ilk defa Avrupa’da dile getirildi vurgusu yer alıyor. Avrupa’da, Prusya Meclisi Mebusanı’nda bir oturumda söylenmiş. Yani Almanya parlamentosunda. (Aşağıda, haberin transkripsiyonunu yapmaya çalıştım karınca kararınca, meraklısına)

Aynı Almanlar bugün “Nazi” ilan edildikleri için kimseyi memnun edemese de “Türkiye Türklerindir” lafının kayda geçirilişine vesile olmakla “dost millet” sıfatını 102 yıl önce gazetecileri memnun edebilmişler.

Almanlar söylüyor, Türkler memnun oluyor. Memnuniyetini dile getiren gazetenin “sahib-i imtiyaz”ı, Mihran’dır. Mihran Efendi. O da bir Ermeni. Türkiye denilen yerde yaşayan, o yerde gazetecilik yapan Mihran, Ermenilerin kırıldığı sene Türkiyeli olduğu düşüncesiyle Alman milletinin dostluğundan duyduğu memnuniyeti dile getiriyordu gazetesinde. (Aynı gün, 13 Aralık 1915’te Meclis-i Mebusan’da (Almanya değil, Osmanlı) Ermeni mallarının tasfiyesi konuşuluyordu. Ahmet Rıza feveran ediyordu, yapmayın diye, heyhat, o da artık eskimeye başlayan Türklerdendi ve Türkiye artık onun değildi.)

"Türkiye Türklerindir" başlıklı 14 Kanunuevvel 1915 tarihli haber

“Türkiye Türklerindir” başlıklı 14 Kanunuevvel 1915 tarihli haber

BİR BASIN KAHRAMANI

Mihran, bir basın kahramanıdır da: 1908 yazında matbaaya gelen sansür memurlarına “Basın hürdür sansür edilemez” diyerek direnmiştir. Gerçi, Abdülhamit döneminde de yayındaydı ve kimseye direnmiyordu gazetesi ama devir değişince insanlar da değişir. Bugün 24 Temmuz’da sansürün kaldırılışının yıl dönümü kutlanıyorsa (kutlanıyor değil mi?) Mihran Nakkaşyan efendi gibi Türkiye’nin Türklere ait olduğunu iyi bilenler sayesinde. Mihran (Nakkaşyan), Nazım Hikmet’in Memleketimden İnsan Manzaraları kitabında da zikredilir; Sabah gazetesinin sahibi olarak. Mihran Efendi, Ali Kemal’in linç edilmesinden sonra gazeteyi satar. Fransa’ya yerleşir. (Niye olacak, Türkiye Türklerindir.) Orada yaşamını yitirir. Dinç Bilgin’in sonradan isim hakkını satın alarak canlandırdığı ve ardından önce TMSF’ye sonra Turkuvaz Medya’ya (havuz? Koca göle havuz denir mi hiç?) geçen Sabah Gazetesi, işte bu sabah gazetesidir. 1990’larda Aydın Doğan’la bir yandan kapışır-rekabet ederken, öte yandan “kartel”i oluşturdulardı hani. “Türkiye Türklerindir” yazısının ilk yayınlandığı gazetenin isim hakkının sahibi Dinç Bilgin artık medyada yok. Gazetesi, yeni Türkiye’nin sahiplerinin sahipliğinde.

Medyanın bugünkü hastalıklarının baş müsebbiplerinden Hürriyet gazetesi, Türkiye Türklerindir mottosuyla iktidar inayetini talep ediyor; yeni Türkiye’nin sahipleri diyor ki: “Hayır. Türkiye Türklerindir.” Türk’ün kim olduğunu ve kim olmadığını iktidar belirliyor, 1915’ten bugüne. Yeni Türkiye’nin sahipleri, “Amiral gemisi”ni istiyor. Saltanat kayığı yapacak. “Hürriyet kiminse devlet onundur” gibi göründüyse arada bir yerde o sadece görüntüdür; devlet kiminse Hürriyet onundur.

İktidar, bir zamanlar milliyetçiliği ayaklar altına almış iktidar, “Türkiye Türklerindir” lafıyla kavgalı değil artık. Başbakanı kurt başı yapıyor. Kurt başçıları yakıştı çok diyor.

sabah-gazetesi-3

“Sahibi imtiyaz: Mihran”

Türkiye Türklerindir. Öğrendik. Ama Türk kimdir? Kolay: Devlet kime Türk derse odur. Neye gazete derse, gazetenin o olduğu gibi.

…..

14 Kanunuevvel 1915 Tarihli Sabah gazetesinden:

Türkiye Türklerindir

Berlin, 14 Kanunuevvel – Silah Arkadaşlığı Cemiyeti tarafından dün akşam Prusya Meclisi Mebusanı salonunda bir içtima tertip edilmiştir. Berlin Belediye Reisi (mösyö?) Vermut’un (Adolphe Wermuth) riyaset etmekte olduğu içtima-i mezkurda sultanı seniye sefiri Hakkı Paşa dahi hazır bulunmuştur. Mecliste irad-ı nutuk edenler “Türkiye Türklerindir” mevzuunu müdafaa etmişlerdir ki şimdiye kadar Avrupa’da ilk defa böyle bir mevzu hakkında söz söylenmekte idi.

Hatipler Almanya’nın müstakil ve kapitülasyonlardan ari, her türlü müdahaleden masun (dokunulmaz) bir Türkiye’nin vücudunu iltizam (gereklilik, gerekli bulma) ve Türkiye’nin serbest bir dost olmasını arzu eylediklerini beyan ve Türkiye’nin başkalarının menfaatine çalışmaktan ziyade menabi servetinden (zenginlik kaynaklarından) kendisinin istifadeye muktedir olması için mazhar-ı muavenet (yardıma layık) olmakla maksudu asli (asıl amaç) olduğunu keyfiyetinde ısrar etmişlerdir.

Bu efkar-ı mesibe ? (Bremen)de dahi pek güzel inkişaf eylemiştir. Bremen ? statüsü ? (senatosu?) ticaret odası (vojor) destgahlari ziyafetlerinde iradı nutuk eden hatipler daima “türkiye türklerindir” mezvuunu iltizam eylemişlerdir.

Hakkımızda izhar olunan bu muhadenet hakikiye (gerçek dostluk) tezahüratını serbest bir Türkiye’nin tarafeyn(in?) gayeyi müşterekesine (ortak gaye) ibraz edeceği hidmat ı nafianın (yararlı hizmetler, bayındırlık hizmetleri) Almanya imparatorluğunca layıkıyla takdir olunduğunu ve bu gibi umumi tezahüratın dost iki millet arasında mevcut muhabbet i samimiyenin (samimi muhabbet, sevgi) inkişaf ettirilmek (geliştirilmek) arzusuna delalet eylediğini kaydile beyanı memnuniyet eyleriz.”

YAZARIN DİĞER YAZILARI