Ümit Akçay
Ümit Akçay
  • uakcay@gazeteduvar.com.tr

G20 Hangzhou Zirvesi: Kapitalizmi kapitalistlerden korumak

Pazartesi, 5 Eylül, 2016
Şu anda IMF’in yapmaya çalıştığı şey, kapitalizmi kapitalistlerden korumaya çalışmak! Ancak mevcut tersliği onaracak formül bulunabilmiş değil. Zira o formül iktisatçılar tarafından değil, sınıf mücadelesi tarafından yazılacak.

G20 ülkeleri dünya ticaretinin yüzde 80’ini, üretiminin yüzde 85’ini ve nüfusunun üçte ikisini kapsar genişlikte bir forum. Küresel ekonomik krizin patlak verdiği 2008’den sonra G20 toplantıları, önde gelen ekonomilerin krize karşı koordineli tepki verebilmesi için bir platform olarak kullanılmaya başlandı. Geçtiğimiz yıl Türkiye’de, bu yıl ise Çin’de yapılan G20 zirvesinin ana gündemi, dünya genelinde ekonomik büyümenin canlandırılması. Bunun nedeni, 2008’den beri erken kapitalistleşmiş ülkelerde krize karşı uygulanan politikaların istenilen sonucu verememiş olması. Kısaca, “daha fazla neoliberalizm” olarak adlandırılabilecek olan bu politikaları seslendiren koro içinden bir süredir çatlat sesler gelmeye başladı. G20 Hangzhou zirvesi bu çatlak seslerin daha fazla duyulacağı bir zirve.

IMF: TALEBİ ARTTIR, GELİR DAĞILIMI ADALETİ SAĞLA!

Uluslararası Para Fonu (International Monetary Fund, IMF) tarafından G20 Hangzhou zirvesi için yapılan bir çalışmaya göre 2008 küresel ekonomik krizin etkileri halen sürüyor. IMF başkanı Christine Lagarde’a göre 2016 yılı, küresel büyümenin yakın dönemli ortalamasının (1990-2007) gerisinde kalınan üst üste beşinci yıl oldu. IMF’in süregiden bu düşük büyüme ortamından çıkış için dört önerisi var. İlki, talebi canlandırmak. IMF bu öneriyi bir süredir yapıyor. Talebi canlandırın derken, bunu yaparken bazen mali alanı olan, yani bütçe açığı çok yüksek olmayan ülkeler gibi bir kısıt koyarken, bu sefer kendi kapasitesinin altında işleyen ekonomiler için talep destekleyici politikaların uygulanması gibi bir koşulla talebin desteklenmesini öneriyor. İkincisi, neoliberal politikaların klasik önerisi olan yapısal reformlar. Üzerinde çok konuşulduğu için bunu geçiyorum. Üçüncüsü, ticareti yeniden canlandırmak. Bu yöndeki tedbirler dünya ticaretinde korumacı eğilimlerin artmasına ve ticaret hacminin genişleyememesine karşı düşünülmüş. Sonuncusu da, büyümenin daha geniş bir şekilde paylaşılması, yani gelir dağılımı adaletinin sağlanması.

G7’DEN G20’YE: ÇATLAK SESLER ÇOĞALIYOR!

IMF’in bu önerileri yeni değil, benzer mali genişleme önerilerini bir süredir yapıyor. Uluslararası platformlarda yapılan bu öneriler ise henüz karşılık bulmasa da yakın zamanda anaakım koroda bazı çatlaklar belirdi. Geçtiğimiz Mayıs ayında Japonya’da gerçekleşen G7 zirvesinde iki blok belirginleşmişti. (1) Zirve, başını Almanya’nın çektiği “sağ kanat kemer sıkma bloğu” ile başını Japonya’nın çektiği “pragmatik genişlemeci blok” arasında herhangi bir uzlaşma olmadan sonlanmıştı. Mayıs’tan Eylül’e gelindiğinde, Çin’deki G20 zirvesinde pragmatik genişlemecilerin saffının kalabalıklaştığını görüyoruz. İngiltere, Brexit sonrasında Almanya’nın yanındaki yerini geçici de olsa terk ederek karşı saffa geçmiş gibi görünüyor. Özellikle cari fazlası olan Kore gibi ülkeler üzerine genişleyici politika uygulama baskısı giderek artıyor.

KAPİTALİZMİ KAPİTALİSTLERDEN KORUMAK!

Tüm bu belirtiler bize iki şey söylüyor: (i) 2008 krizi henüz atlatılabilmiş değil, (ii) krize karşı verilen anaakım politika tepkisinin sınırlarına gelinmiş durumda. Ancak bu durum, işlemediği aşikar olan neoliberal politika demetinin kendiliğinden ortadan kalkması anlamına gelmiyor. Ali Rıza Güngen, yakın dönemde bizzat IMF tarafından yapılan neoliberalizm eleştirisini değerlendirdiği yazısında şöyle demişti: IMF’in bu tutumu, “esasen neoliberalizm içinde bir esnekliğe işaret etmektedir, çünkü piyasalaştırma ve sermaye egemenliğinin sınırlandırılması doğrultusunda bir öneri burada bulunmamaktadır”.

Şu anda IMF’in yapmaya çalıştığı şey, kapitalizmi kapitalistlerden korumaya çalışmak! Zira kurum tarafından yapılan tespit olan talep yetersizliğine yani eksik tüketime, arz tarafından bakarsak mesele karşımıza aşırı üretim olarak çıkar. Aşırı üretim, “rekabet baskısıyla her kapitaliste dayatılan, üretici güçlerin sınırsız gelişimine dönük eğilimin sonucudur… Aşırı üretim fiyatların düşmesine ve karın yok olmasına, dolayısıyla üretimi sürdürme isteğinin ortadan kalkmasına yol açar.” (2)

2008 krizini ilginç ve öncekilerden farklı kılan, aşırı üretim krizinin çözümü olan değersizleşmenin bir türlü gerçekleşemiyor olmasıdır. Bir başka ifadeyle, politika tepkisinin parasal genişleme önlemlerine sıkıştırılması, J. Schumpeter’in sözünü ettiği “yaratıcı yıkım” sürecinin 2008 sonrasında yaşanmasını sürekli erteliyor. Kısacası, seçenekler tükenirken IMF gibi uluslararası kurumlar bu işte bir terslik olduğunun farkında ancak bu tersliği onaracak formül henüz bulunabilmiş değil. Zira o formül iktisatçılar tarafından değil, sınıf mücadelesi tarafından yazılacak.

1) Bu konuda daha geniş bir değerlendirme için bkz: Ümit Akçay (2016) `Kapitalizmin Kalbi Tekliyor”, Express, 144: 40-41.

2) Simon Clarke (2007) Marx’ın Kriz Teorisi, Çev. Cumhur Atay, İstanbul: Otonom Yayınları, s. 112.


Ümit Akçay kimdir?

Güncel olarak ekonomik krizler, merkez bankacılığı ve finansallaşma alanlarıyla ilgilenmektedir. Akçay, Finansallaşma, Borç Krizi ve Çöküş: Küresel Kapitalizmin Geleceği (Ankara: Notabene, 2016) kitabının ortak yazarı ve Para, Banka, Devlet: Merkez Bankası Bağımsızlaşmasının Ekonomi Politiği (İstanbul: SAV, 2009) ile Kapitalizmi Planlamak: Türkiye’de Planlamanın ve Devlet Planlama Teşkilatının Dönüşümü (İstanbul: SAV, 2007) kitaplarının yazarıdır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI