İstanbul Sözleşmesi neden tartışılıyor?

Salı, 21 Temmuz, 2020
Beş, on yıl önce şiddetle mücadele kararlılığı ifade edilir, kadın hakları yüceltilir, İstanbul Sözleşmesi imzalandığında yurt dışından tebrikler kabul edilirken bugün değişen ne? Diyanet’e sormak gerekir 'Başkan değişince kadın hakları konusundaki din yorumlarında cahiliye ahlakına geri mi dönüldü?' Cumhurbaşkanı'na da sormak gerekir 'Beş yıl önce art niyetli bulduğunuz din yorumlarına artık prim verdiğiniz için mi İstanbul Sözleşmesi bugün müzakere ediliyor?'

Tarihin en eski ve en yaygın adalet arayışıdır, kadın eşitlik mücadelesi. İnsanlığın yarısını oluşturan kadınların, yaratılıştan/doğuştan gelen eşit insan hakları, bilinen tarih boyunca her toplumda gasp edildiği için yerel ve küresel ölçekte yürütülen en yaygın hak arayışıdır da aynı zamanda. İnsanlık tarihinin son yüzyıllarına damgasını vuran kadın hareketi, dünyayı herkes için daha yaşanabilir kılma yolunda büyük aşamalar kaydetti. Türkiye’de de Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde başlayarak günümüze kadar devam eden kadın hareketi, eşitlik arayışında toplumsal dönüşüme katkı sağlayarak hatırı sayılır bir güce ulaşmış halde. Kadınlar, ürettikleri eşitlik politikalarının yaşama geçmesi için siyasi partiler, liderler, bürokratlar, medya ile kurumsal, kişisel iletişim kurduğu için elde edildi eşitlik yönündeki kazanımlar.

Türkiye kadın hareketinin hafızası sayılan isimlerden Uçan Süpürge Vakfı kurucusu Halime Güner’in, arşivinden yararlanarak unuttuklarımızı hatırlamanın tam zamanı: “Mehmet Görmez, Diyanet’in yeni Başkanı olarak göreve başladığında, Bardakoğlu döneminde çocuk evliliklerine karsı o sağduyulu yorumların devamı gelsin istiyorduk. Beklentimizi dile getirmek üzere 7 Mart 2011’de Görmez’in daveti üzerine kadın örgütlerinden temsilcilerle Diyanet’teydik. Başkent Kadın Platformu’ndan Kamu Sen’e, UNFPA’dan Türk Anneler Derneği’ne, Uçan Süpürge’den AB Komisyonu’na kadar birçok kurum ve örgütten kadınlar olarak yeni başkanın kadın haklarına dair gündemini öğrenmek istiyorduk. Şunları işittik:

‘Dinimizde kadınla erkek arasındaki ilişki hiçbir şekilde bir hükümranlık ilişkisi değildir.’
‘Kadın konusu en çok ihmal edilen konuların basında geliyor; sebebi ihmalkârlık ve vurdumduymazlık.’
‘Hiçbir ilahi metinde kadını ötekileştiren bir yaklaşıma rastlamak mümkün değildir.’
‘Evlilikte kadını erkeğin mülkiyetine gecen bir varlık gibi göstermek bir cahiliye anlayışıdır.’
‘Maalesef bugün kadın merkezli sorunlar neredeyse kadını sorun sayan kimi geleneksel yaklaşımlarla yarışır hale gelmiştir.’
‘Kadınların eğitim haklarından yeterince yararlanabilmeleri, ayrımcılığa karşı bilinçlendirilmeleri, namus ve töre cinayetlerinin vazgeçilmez mağduru olarak korunup gözetilmesi hepimizin en asli görevidir.’

Bunlar hemen bütün din görevlilerince söylenen sözlerdi. Oysa biz kanaat önderlerinin çocuk evlilikleri gibi toplumsal cinsiyet temelli şiddet türlerinin önlenmesine ilk sırada Diyanet’i örnek veriyor, dolayısıyla bu kurumdan somut ve kararlı adımlar atmasını istiyorduk. Örneğin Cuma vaazlarında cemaate ‘çocuklarınızı küçük yasta evlendirmeyin, bu suçtur’ demesini bekliyoruz dedik. Ve bu yazıldı, söylendi.”

Sevgili Halime hatırlatmaya devam ediyor: “28.03.2015 Cumartesi seninle gittiğimiz Cumhurbaşkanlığı sofrasına katılan gazetecilerden Göksel Göksu, Cumhurbaşkanı’nın dilinden dökülen şu cümlelere yer vermişti haberinde:

‘Cumhurbaşkanı Erdoğan da toplantının açılışı sırasında yaptığı kısa konuşmada hedefi şu cümlelerle açıkladı:

‘Oluşturmakta olduğumuz birimlerle beraber, tüm STK’ları, aydınları, akademisyenleri biraraya getirmek ve oradan Dünya’ya açılmak ve kadınımıza farklı bir konum inşa etmek.’

O konuşmada dikkat çeken diğer nüanslar da şunlar:

‘Kadına kalkan el,  tüm insanlığa kalkmıştır.’

‘Şiddeti dinimizle, kültürümüzle özdeşleştiren yaklaşımlar var. Bu yaklaşımlara katılmıyorum. Uygulamadaki yanlışları kültür ve dine dayandırma anlayışını art niyetli buluyorum.'”

Beş, on yıl önce şiddetle mücadele kararlılığı ifade edilir, kadın hakları yüceltilir, İstanbul Sözleşmesi imzalandığında yurt dışından tebrikler kabul edilirken bugün değişen ne? Diyanet’e sormak gerekir ‘Başkan değişince kadın hakları konusundaki din yorumlarında cahiliye ahlakına geri mi dönüldü?’ Cumhurbaşkanı’na da sormak gerekir ‘Beş yıl önce art niyetli bulduğunuz din yorumlarına artık prim verdiğiniz için mi İstanbul Sözleşmesi bugün müzakere ediliyor? İnsan hakları müzakere edilir mi? Başta yaşam hakkı olmak üzere kadın hakları, kadın düşmanlarının oyuna sunulur mu?’

Kadın eşitlik mücadelesi kaç dünya savaşı geçirdi, kaç imparatorluk geldi, geçti ve hızı kesilmeden sürdü. Şimdi ülke içinde, parti içinde yaşanan siyasi dalgalanmalar, kadın hareketinin yürüyüşünü, eşitlik mücadelesini durdurmaya yetmez. Patriarkadan söke söke aldığımız haklarımızı, siyasi hesaplaşmalara rehin bırakmayız. Konjonktürel söylemlerle kadın hareketini oyaladığını düşünenler çok yanılır. Tersine ideolojisi, siyaseti, dini, kültürü, coğrafyası ne olursa olsun kadınların eşitlik mücadelesi aynı ivmeyle bütün yönetimlere galebe etmeyi başardı ve hız kesmeden devam edecek. Hiç yoktan elde edilmiş kazanımları patriarkal din yorumlarıyla, insan hakları ihlaline dönüşen devlet politikalarıyla kaybetmeye niyetimiz yok. Haklarımızı savunmaktan geri çekilmeye, sessiz kalmaya hakkımız olmadığını da biliyoruz. İstanbul Sözleşmesi dahil bütün kazanımlarda kanı, emeği, alın teri, zihin gücü, mücadele azmi olan kız kardeşlerimize de mevcut ve gelecek bütün kız çocuklarımıza da borçlu olduğumuz bilinciyle yaşamakta olduğumuzu herkesin bilmesi gerekir.


Berrin Sönmez kimdir?

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi mezunu. Aynı üniversitede araştırma görevlisi olarak akademiye geçti. Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı’na giriş süreci üzerine yüksek lisans tezi yazdı. Halkevi ve kültürel dönüşüm konulu doktora tezini yarıda bırakarak akademiden ayrılıp öğretmenlik yaptı. Daha sonra tekrar akademiye dönerek okutman ve öğretim görevlisi unvanlarıyla lisans ve ön lisans programlarında inkılap tarihi ve kültür tarihi dersleri verdi. 28 Şubat sürecindeki akademik tasfiye ile üniversiteden uzaklaştırıldı. Dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağımlı yargısı, akademik kadroları “rektörün takdir yetkisine” bırakarak tasfiyeleri gerçekleştirdiği ve hak arama yolları yargı kararıyla tıkandığı için açıktan emekli oldu. Sırasıyla Maliye Bakanlığı, Ankara Üniversitesi, Milli Eğitim Bakanlığı ve Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde ortalama dört-beş yıl demir atarak çalışma hayatını tamamladı. Kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunucusu, feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI