İktidarın akademisi ve savunmasız bırakılan çocuklar

Pazar, 14 Haziran, 2020
On üç yaşındaki kız çocuğa tecavüz eden on beş yaş büyük yetişkin, evlenir ve bu evliliği beş yıl sürdürürse cezası affedilecek. Bu ülkenin iktidar partileri işi gücü bırakıp yetişkinlere, bir kız çocuğa beş yıllık, “sürdürülebilir tecavüz garantili af” vaat etmesi, bütün çocuklar için güvenlik sorunu yaratmaktadır. Çocuklar cinsel istismar failleriyle evlilik ve maddi çıkar hesaplarıyla pazarlığa oturan aileleri karşısında toplum tarafından yalnız ve savunmasız bırakılmış oluyor, af gündemiyle.

İnfaz paketiyle cinsel istismar hükümlülerinin tahliye edilmediği yönünde yaygın ve yanlış bir kanaat hakim topluma. Son anda gündeme gelen onuncu madde meclise sunulamadığı için çoğunluk, istismarcıların affedilmediğini düşünüyor. Gariptir o madde önergesine eylem yaptığımızda da “yok öyle bir teklif” denmişti ama Lütfü Türkkan “bize geldi kabul etmedik” mesajıyla, durumu netleştirdikten sonra sesler kesilmişti. Şimdi de çoğunluk cinsel suç hükümlülerinin çıkmış olabileceği görüşünü reddediyor. Oysa kabul edilen geçici dokuzuncu maddeye komisyonda eklenen bir fıkraya dayanarak, iktidarın tüm siyasi partileri kapı kapı gezip ikna etmek için gösterdiklerini bildiğimiz o resmi nikahlı 264 ve toplamda 300 kişilik listeyi oluşturan mahkumların, açık cezaevine geçme ve oradan izinli çıkma hakkından yararlanmadığını kimse söyleyemez. İktidar söylemiyor da zaten.

Peki, ellerindeki listede yer alan isimler kuvvetle tahmin ettiğim gibi izinli çıkma haklarını kullandılarsa “iktidar neden hâlâ çocuğun cinsel istismarı suçunu affetmek için gösterdiği çabayı sürdürüyor” sorusu akıllara gelebilir. Belli kişilerin affından çok daha derin nedenlere dayanıyor olmalı, “erken evlilik” adı verilerek çocuğun cinsel istismarı suçunu meşrulaştırma çabası. Ki Mehmet Muş “bayramdan sonra” diyerek bayram öncesi istismarcılara “müjde” vermişti. Keza diğer bir grup başkan vekili Özlem Zengin de “15 Temmuzdan önce mutlaka” sözüyle pekiştirmişti meş’um vaatlerini. Ve artık muhalefetle mutabakat arayışından vazgeçme ihtimali de AKP kulislerinden “bir defa dayak yeriz, geçer, gider” şeklindeki siyasi öngörüsüzlükle haberlere yansımıştı. Israrla gündemde tutuyorlar yani belki gerçekten yaparlar ama yapamayacak olsalar da çocuğa karşı işlenen cinsel suçları affetme fikrini sıcak gündemden düşürmüyorlar. On üç yaşındaki kız çocuğa tecavüz eden on beş yaş büyük yetişkin, evlenir ve bu evliliği beş yıl sürdürürse cezası affedilecek. Bu ülkenin iktidar partileri işi gücü bırakıp yetişkinlere, bir kız çocuğa beş yıllık, “sürdürülebilir tecavüz garantili af” vaat etmesi, bütün çocuklar için güvenlik sorunu yaratmaktadır. Çocuklar cinsel istismar failleriyle evlilik ve maddi çıkar hesaplarıyla pazarlığa oturan aileleri karşısında toplum tarafından yalnız ve savunmasız bırakılmış oluyor, af gündemiyle.

12 Eylül darbesinin oluşturduğu YÖK sistemiyle “kul taifesi” kılınan akademi. 15 Temmuz sonrası, darbe girişimi fırsat bilinerek çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler aracılığıyla hepten yoksullaştırıldı. Pek azı müstesna “yüzde yüz biat” esasıyla işgal edilen akademik kadrolarda artık iktidarın politik hedeflerini gözetip, göze girmek için o hedeflerin de üstüne çıkacak şekilde “bilimsel” dayanak üretmeye çalışacak mebzul miktarda akademisyenle yüzleşiyoruz her gün. Sosyal medya eylemi sonrası basına yansıyan ve akabinde eğitim programından çıkarılıp yeniden gözden geçirileceği üniversite tarafından duyurulan “aile içi çocuğun cinsel istismarının nedenleri” ara başlıklı çocuk gelişimi ders dokümanları, içeriğiyle şaşırtmıyor bile. Şaşırtmıyor ama öfkelendiriyor ve bu tür zihniyet çarpıklığının bilimsel bulgu gibi sunulması çocukların hayatına mâl oluyor.

Erzurum Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi ilgili dokümanı incelemek üzere geri çektiğini belirtirken kullandığı ifadeyle de itiraz edilen asıl sorunu kavrayamadığını göstermiş, işin kötüsü. Fakültenin açıklaması “aile içi cinsel istismar” kavramının kullanılmasına itiraz edildiğini zannetmiş gibi görünüyor. Oysa itiraz cinsel istismarın nedenleri arasında asıl suçlu dışında ve mağdur çocuk başta olmak üzere herkesi kusurlu göstermesiydi.

Hukuki bir kavram olarak suç anlamı taşıyan ve ara başlıkta kullanılan istismar kelimesi nedenler sayılırken suç olma vasfını yitirip “cinsel aktivite” sayılmış. Annenin çalışması, yokluğu hatta hastalığı neden gösterilip kadın suçlu ilan edilmiş. Ancak yetinilmemiş ve “6-8 yaşında kız çocuk olmak” istismarın nedeni sayılmış. Açıköğretim önlisans programında öğretiliyor gençlere. Bırakın bilimi insanlıktan uzak nedensel tasnifin yaratacağı zihniyet, geleceğin toplumunu nasıl şekillendirir, iktidarın istediği “kindar değil dindar nesil” için bulunan “ince işçilik” yöntemlerinin bir parçası mıdır? Ve şu yazdıklarımdan çok daha önemli binlerce soru sıralanabilir. Ensest mağdurları sadece kız çocukları değilken ve ensest bir cinsel aktivite değil suç olarak tanımlanmışken çocuk gelişimi dersinde gençlere “kız çocuğun artan baştan çıkarıcılığı” ifadesiyle kız çocukların cinsel gelişiminin kodlanarak öğretilmesi tanıtılması tahammül fersa. Bu ifade, yanlış hükmün yanlışlığını gizlemek için muazzam bir pekiştirme hamlesi sergiliyor. Cümleye bakınca o dersin öğrencisi ilkin kız çocuğun baştan çıkarıcılığı sözünün, tartışılmaz bilimsel bir gerçek olduğunu düşünür. Zihnine baştan çıkarıcı kız çocuğu yerleştirir ilkin ve o maddede öğrenmesi gereken özelliğin sadece kız çocuktaki o baştan çıkarıcılığın “6-8 yaşlarında arttığı” bilgisi kalır. Zihniyet dönüşümü böyle bilimsellik görüntüsü altındaki sözüm ona akademik külliyat ile ders notlarıyla gerçekleştirilmeye çalışılıyor. Nesiller boyu sürecek zihniyet çarpıklığı yaratma potansiyeli var. Zira o ön lisans öğrencileri, lisans tamamlama programlarına geçebildikleri takdirde bahse konu kitaptan sınıf geçtikleri için çocuk gelişimi dersinden muaf olarak eğitimlerini tamamlayıp, öğretmen olabilirler. Ama gençlerin hakkını yememek kitap içeriği sadece öğrencilerin erişimine açık olduğu halde bugün hepimiz yazılanları öğrenmemizi ve tartışmanın başlamasını onlara borçluyuz. Şükür ki artık tek bilgi kaynağı okullar ve eğitimciler değil. Öğrenciler sunulan bilgilerdeki çarpıklığı görüp itiraz edebiliyor ve topluma yansıtabiliyorlar. İktidarın sosyal medyayı baskı altına almaya çalışması boşuna değil tabii.

İktidarın, toplum mühendisliği çabalarının bir parçası olarak gündemde tutmayı tercih ettiği, erken evlilik adıyla çocuk cinsel istismarını yasallaştırma politikası, sır değil. Sır olmadığı gibi başarma ihtimali de yok. Fakat zarar gören de pek çok. İktidarı bu konuyu gündemden düşürmeye, kesin olarak istismara af teşebbüsünden vazgeçtiğini ilan etmeye zorlamalıyız. Çünkü toplum, nasıl olsa affedilecek düşüncesiyle kız çocukları tecavüzlü ile evlendirmeyi seçiyor. Yargı kararlarını şekillendiriyor böyle bir gündem. Elbistan’da 12 yaşındaki kuzeni ile evlenen ama “yaşının küçük olduğunu bilmiyordum” sözleriyle kendisini savunan suçlu beraat ettirildi mesela. Yetmedi bir de Yargıtay onandı bu karar. Kız çocukların güçlü kadınlar halinde yetişmesini önlemek için erken evlik adıyla istismar gündemden düşürülmüyor. Türkiye sosyolojisi bilinçli olarak bu yönde şekillendirilmek isteniyor.


Berrin Sönmez kimdir?

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi mezunu. Aynı üniversitede araştırma görevlisi olarak akademiye geçti. Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı’na giriş süreci üzerine yüksek lisans tezi yazdı. Halkevi ve kültürel dönüşüm konulu doktora tezini yarıda bırakarak akademiden ayrılıp öğretmenlik yaptı. Daha sonra tekrar akademiye dönerek okutman ve öğretim görevlisi unvanlarıyla lisans ve ön lisans programlarında inkılap tarihi ve kültür tarihi dersleri verdi. 28 Şubat sürecindeki akademik tasfiye ile üniversiteden uzaklaştırıldı. Dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağımlı yargısı, akademik kadroları “rektörün takdir yetkisine” bırakarak tasfiyeleri gerçekleştirdiği ve hak arama yolları yargı kararıyla tıkandığı için açıktan emekli oldu. Sırasıyla Maliye Bakanlığı, Ankara Üniversitesi, Milli Eğitim Bakanlığı ve Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde ortalama dört-beş yıl demir atarak çalışma hayatını tamamladı. Kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunucusu, feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI