Pınar Öğünç
Pınar Öğünç

'Asıl ahlaksızlık budur bana göre'

Pazar, 17 Mayıs, 2020
Salgında işçiler hep çalıştı. Normal işçiler, işçinin normali anormali yok aslında da halk ağzıyla söylüyorum, normal işçilerin canı kimsenin umrunda değilken, seks işçilerine öyle bir bakış açısı tabii ki yok. Bakış açısı değil, bize gelince açı bile yok. Biz varsayılmıyoruz, hele translar hiç yokuz.

52 yaşında bir trans seks işçisi anlatıyor. Bu dönemde çalışmama gibi bir seçeneğinin olmayışını, özellikle bir yaşın üzerindeki translar ile çalışmaya yeni başlamış seks işçilerinin düştüğü ekonomik çaresizliği… Bu yetmez gibi Diyanet İşleri Başkanı’nın eşcinselliği hastalıkların müsebbibi kıldığı hutbesinin hemen ertesinde saldırıya uğrayışını… “İşçinin normali, anormali yok” diyor. Hayat boyu hem yok sayılıp hem ahlaksızlık duvarıyla durdurulmuş biri olarak ahlakı baştan tarif ediyor.

Çizim: Murat Başol

En basitinden söyleyeyim, on yıllık krediyle aldığım bir evim vardı, koronayla birlikte elimden gidebilir. Ayda 1300 liralık ödemem var, yapamıyorum. İhtarname geldi, iki ay ödeyemedim, üçüncüde el koyabilirler. Evimi kaybetme riskiyle karşı karşıyayım, bundan daha büyük sorun yok benim için. O yüzden çalışmam şart. Ben yine devam ederdim bir şekilde ama saldırıya uğradım. Diyanet’in eşcinselleri hedefe koyan o açıklamalarından sonra oldu. Ölebilirdim, allahtan arabayla geçen biri kurtardı. Ama söyleyeceğini de söyledi. Erkeklerle ilişkiye giriyorsunuz da, dünya başımıza yıkılacak da… Diyanet’in açıklamasından ya bir, ya iki gün sonra… Öyle laflar işte böyle etkiliyor bizim hayatımızı.

Korona öncesi üç aşağı beş yukarı ucu ucuna sürdürüyordum hayatımı. Şimdi ne yapacağım bilemiyorum. Kedilerim var, hastalanan oldu, tedavilerini yaptıramadım. Hatta biri geçenlerde öldü. Aidatım birikti, bir arkadaşıma borcum vardı o sıkıştırıyor haklı olarak. Sigara içiyordum, bırakmak zorunda kaldım. Büyük tüpüm bitmişti, küçüğü kullanıyordum, küçük de bitti, şu an tüpsüzüm. Elektrik faturasını dördüncüye ödeyemedim, bugün yarın onu keserler. İnternetimi üç aydır ödeyemedim. Şöyle bir şey var, hastalığı kaparsın, bir şekilde ölürsün. Ama diğer tarafta hem hastalık korkusu, hem evin barkın gider, sokakta kalırsın endişesi var. İkisi birbirinden kötü. Bu saatten sonra ele güne muhtaç olmak benim için hastalıktan daha fena. İyi kötü bir düzen kurmuşsun kendine, 50 yaşından sonra bu hallere düşmek kim ister? Sosyal yardımlara da başvurdum ama bana hiç dönüş yapılmadı. Alenen seks işçisi olduğumu yazmak istemedim. Başımızda dinci bir iktidar var, zaten cumhurbaşkanına kadar herkes cephe almış bize. Doldururken vasıfsız işçi yazıyorum ben de, gündelikçi yazıyorum. Çelişki tabii, ama gerçekten ne olduğumu yazsam beni baştan silecekler.

Seks işçilerinin durumu çoğunlukla benim gibi. Zamanında çok çalışmıştır da, paranın kıymetini bilmiştir, bir şeye sahip olmuştur, çalışmasa da yetecek hale gelmiştir, böyle olanlar var. Benim gibi belli bir yaştan sonra tutunmaya çalışanlar, bir de yeni translar asıl mağduriyeti yaşıyoruz. Mesela 65 yaşında bir arkadaşım var, hâlâ seks işçiliği yapmak zorunda, düşün. Ben 52’yim, ona nazaran bir geçerliliğim var ama işte birikimimiz yok. Uzun zamandır yapıyorum seks işçiliği. 29-30 yıl olmuştur. Dönem dönem bırakmak istedim, olmadı, döndüm.

Korona önlemi olarak maske, eldiven var; kolonyam hep yanımda. Kondomsuz ilişki zaten olmuyordu. Genel olarak ilişkide biraz daha temkinli davranılıyor. Öpüşme gibi, çok yakın temasta bulunmuyorsun yani. Belli bir yaş grubunun üzerini almamaya çalışıyorsun. Evin temizliğidir, hijyenidir, bunların ötesinde yapılabilecek bir şey yok. Genelevlerin kapalı olması, sokakta çalışan hayat kadınlarının sayısını arttırmıştır veyahut onları çalıştıran randevuevlerini arttırmıştır. Bu şekilde yansımıştır. Gelen geliyor, gelen de dikkat ediyor zaten. Yüzde 70’i maskeli, ilişkide bile çıkartmayan oluyor. Ya da en azından çenesinde duruyor.

Bizim yaptığımıza işçilik olarak bakılmıyor tabii. Sadece işin cinsellik ve sapkınlık boyutu var, ekonomisiyle ilgilenen yok. Sanki herkes zevkine çıkıyor, bir arayış içinde falan diye düşünülüyor. Yaşadığımız mağduriyetler konuşulmuyor. Bugün hiçbir seks işçisi ücret karşılığında seks yaptığı için memnun değildir. Benim bir ekonomik standardım olsa yapmam. Bir dönem bıraktım, evet. Bir ara kadın görünümünden erkek görünümüne geçtim, çalışmak için her şeye razıyım dedim. Hatta bir ara dağ başında bir köye yerleştim. Harabe gibi bir yerde yaşıyordum. Hayvanlarına bakmak olsun, çobanlık olsun, her şeyi yaptım. Camiye de gidiyordum, aralarına da karışıyordum. Ama sonra duyuldu, duyulunca insanlar kendi aralarında sizi istemiyor. Çok düşük bir paraya çalışmayı kabul etseniz bile istemiyorlar. Sonuçta sadaka dilenmiyoruz ama iş vermiyorlar.

Salgında işçiler hep çalıştı. Normal işçiler, işçinin normali anormali yok aslında da halk ağzıyla söylüyorum, normal işçilerin canı kimsenin umrunda değilken, seks işçilerine öyle bir bakış açısı tabii ki yok. Bakış açısı değil, bize gelince açı bile yok. Biz varsayılmıyoruz, hele translar hiç yokuz.

Ben sosyal bir insanım, cinsiyetimden ibaret değilim, özel bir yaşantım var. Yüksek eğitimli değilim ama cahil, birikimsiz biri de değilim. Hayata açık bir insanım. Sosyal medyada, televizyonlarda çıkıp neler söyleyenler var: İnsanları öldürmekten bahsedenler, mermi gösterenler, karınızı çocuğunuzu bizden nasıl koruyacaksınız diyenler… Onlara hiçbir şey olmuyor. Bakın ben imam hatip mezunuyum, din iman bilen biriyim. Bunlar söylenecek şeyler değil ama özel zamanlarda Kuran okurum, dini programlar izlerim, dini bilgim vardır, dindar bir aileden geliyorum. Din denilen şey bugünkü iktidarın ortaya koyduğu şeyse ben dindar değilim. Ha ama bunlar dini yanlış yorumluyor, halka yanlış yansıtıyor diye esas bildiğim dinden de dönecek değilim. Belki yaptığım Allah nezdinde günah olabilir. Ama laik bir ülkede yaşıyorum, o benim öldükten sonra Allah’a vereceğim hesaptır.

Şimdi önemli olan halk sağlığıdır. Kaçını konuşturuyorlar ki, Eczacılar Odası, Tabipler Odası, hepsi göz ardı edilmiş, kafalarına göre davranıyorlar. Değerlerimiz mi kaldı, kurumlar mı kaldı, fabrikalar mı kaldı, cumhuriyet mi kaldı… Hiçbir şeyimiz kalmadı, tarım kalmadı, üretim kalmadı. Dışa bağımlı bir hale geldik. Bir de korona çıktı. Yarın öbür gün herkes kendi gıdasını kendine saklayacak, ihraç etmeyecek, biz ne yiyeceğiz o zaman? Bu ülke 2020 yılında kıtlık yaşayacak, kıtlık. Ahlaksızlığın tavan yaptığı nokta, ahlak oluyor. Asıl ahlaksızlık budur bana göre. Bir seks işçisi olarak şükürler olsun ki ben kendi ahlakımı koruyorum. Çevreme karşı, arkadaşlarıma karşı, komşularıma karşı… Kimsenin hakkını gasp etmem, kimseyi rahatsız etmem, ahlaksızlık buysa ben ahlaksızlığıma razıyım.

İyi bir muhalefet gelir de bu düzen değişir, bu ülkeye özgürlük, demokrasi gelirse, bir şeyler değişir. Bu da pek kolay olacak şey değil. Karamsarım ben. Aynı tas aynı hamam gider böyle, şartların gösterdiği de bu bence.

Bana ne güç veriyor? Ne veriyor biliyor musun? Kedilerim. Ben var olursam, evim de olursa, onlara güzelce bakabilirim diyorum. Sokak hayvanlarına da bakıyorum. Ben ayakta olursam, onlara bakarım diye düşünüp iyi ediyorum kendimi.

 

 

Konuştuğumuz gün 146.457 vaka, 4055 ölüm açıklanmıştı.

 

*Gezegeni saran bir virüsün birkaç ay içinde yarattığı bu öngörülemez olağanüstü halin, kapitalizmin hâlihazırdaki eşitsizliklerini görünür kıldığından, derinleştirdiğinden ve bundan sonra hiçbir şeyin aynı kalamayacağından konuşuyor çok insan. Kalamayacak mı gerçekten? Neden kalmasın ki? Varlığını, her veçhesiyle sömürgeciliğe, cinsiyetçi iş bölümüne ve tam da derin bir eşitsizliğe borçlu bu düzen kötücül bir virüs gibi ruhlarımızı ve bedenlerimizi sarmışken “iyileşmek” nasıl mümkün? Kadınlar, erkekler, işçiler, memurlar, işsizler, beyaz yakalılar, mavi yakalılar, “yaka” devri değişti diyenler, serbest çalışanlar, evde çalışanlar, hâlâ çalışanlar, zorla çalıştırılanlar, karantinadakiler, geleceği göremeyenler, gördüklerinden yorgun düşenler anlatıyor. Neden bu uzun yazı dizisine başladık? Çünkü birbirimizin sesini, derdini duymaya, diğerinin dermanında kendimizinkini aramaya ihtiyaç var.


Pınar Öğünç kimdir?

İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler mezunu. 1997 yılından beri çeşitli gazete ve dergilerde muhabir, editör, köşe yazarı olarak çalışıyor. Jet Rejisör (söyleşi, İletişim Yay.), İnce İş (söyleşi, İletişim Yay.), Asker Doğmayanlar (söyleşi, Hrant Dink Vakfı Yay.), Aksi Gibi (hikâye, İletişim Yay.), Beterotu ((hikâye, İletişim Yay.), Cotturuk Defterleri (çocuk, CanÇocuk) kitaplarının yazarı.

YAZARIN DİĞER YAZILARI