Ali Fikri Işık
Ali Fikri Işık

Johan Cruyff’u anlamak

Perşembe, 14 Mayıs, 2020
Cruyff, oyun düzeyindeki iyileşmenin azami göstergesini, ufak hataları asgariye indirme çabasında görür. Ona göre büyük sorunlar çok nadiren büyük sorunlardan doğar, esas mesele her zaman ufak hatalardır. Bir adım daha ileriye giderek, teknik direktör mesleğini buralardan başlatır.

Johan Cruyff’u anlamak, yeteneği anlamaya çalışmaktır. Onu salt yeteneğe indirmek, elbette onun doğasını sınırlamaktır. Cruyff’un futbol dehası, kişisel tecrübelerine sıkı sıkıya bağlıdır. Yetenekleriyle düşünceleri arasında var olan köprü daha çok deneyimseldir. Öğrendiklerini küçümsemeden, dış uyarıcılara da açık bir zihne sahipti, Cruyff. Ama değişip dönüşümünde belirleyici olan ana halka hep kendi pratiği olmuştur. Belki de Curyff’u diğer futbol düşünürlerinden ayıran, kendine özgü deneyimleri en fazla ciddiye alan ve bu deneyimlerden sonuna kadar beslenen bir karakter olmasıdır. Aktif futbol hayatının sonuna kadar sigarayla ilişkisini kesmemiş biri olarak Cruyff, hem genel doğrulara ve cafcaflı klişelere hiç itibar etmedi. Cazibenin merkezinde hep özgünlük ağır bastı.

Cruyff’a göre yetenek üç sac ayaklı bir olguydu; basitlik, isabet ve hız. Basit şeyleri yapmaya yatkınlığı, yeteneğin gerçek temeli olarak kabul diyordu. Basitliği değerli görmek, eylem içinde akıllı olmak anlamına geliyordu. Akıl her zaman sıkı bir işbirliğine teşneydi onun zihin dünyasında. İşbirliği için ve işbirliği içinde ritmi düşürmeden isabet sağlamak, çok stratejik bir nitelikti. Öyle ki, olabilecek en basit tercihe sadık kalmak, ritmi düşürmeyen tek davranış biçimiydi. İşbirliğinin şaşırtıcı potansiyelinin açığa çıkması da hızla bağlıydı. Hız iki boyutluydu onun futbol algısında. Hızlı düşünmek, hızlı karar vermek, ve hızlı eylemek.

Cruyff’un önemli bir oyuncu ve değerli bir teknik adam olarak şekillenmesinde, Rinus Michels ve Jany van der Veen’in büyük katkılarını unutmadan, bütün bunları söylediğim unutulmasın. “Jan van der Veen, bize sadece futbol ve kulüp sevgisini öğretmekle kalmadı. Tekniğimiz üzerinde çok incelikli çalışmalar yaptı. Futbolun bir hata yapma, hatayı inceleyip ders çıkarma ve gocunmama süreci olduğunu ondan öğrendim.”

Rinus Michels’den öğrendiğini itiraf ettiği en değerli ders, takım disiplinini itaatkar bir atmosfer yaratmadan, katı talimatlarla yönetme becerisini edindiğidir. “Ajax’ta kendiyle dalga geçme ve nükte her zaman vardı. Bence bu husus takım olarak çevremizde yarattığımız havanın gelişmesinde can alıcı rol oynadı. Ne yaptığımızı biliyor ve her şeyden zevk alıyorduk. Rakiplerimizi genellikle en çok korkutan da buydu.”

Özgürlüğe değer biçen, itaatkarlığı önemsemeyen, nüktedan ama katı talimatları da gevşetmeyen bir öğrenme atmosferi. Nefis bir denge ve eğitim süreci. Hem yetenek özgür hem de yol haritasının bütün işaret ve levhaları yerli yerinde. Pusulası hep doğruyu gösteren yolculuk gibi. Sadece yolu değil, yolculuğu da amaç haline getiren, zengin bir zihinsel ve bedensel faaliyet.

“Michels o günlerde bana ‘ham elmas’ der, maçlardan önce, benimle herkesten ayrı olarak rakiplerimizi ve taktiklerimizi tartışırdı. Bu yolla bana daha gencecikken takım oyununu düşünmeyi öğretti.”

1978 yılında Barcelona’dan aktif futbolcu olarak ayrıldıktan, yaklaşık on yıl sonra Barcelona teknik direktörlük koltuğuna oturdu. Sözleşmesinde yer alan bir dizi madde içinde, en sıra dışı olanı, soyunma odasının tek patronu olma talebiydi. Başkan dahil hiç kimsenin soyunma odasında inmesinden yana değildi. Soyunma odasındaki egemenliği çok önemsiyordu. Kendisinden başka hiçbir kişi ve gücün futbolcuların zihnine sızmasına izin vermek niyetinde değildi. Belirli amaç için odaklanmanın en verimli yolunun bu olduğuna inanıyordu. Bunun için her yerde ve herkesle kavga etmekten hiç çekinmedi.

“Sezon öncesi tanıtımında kartlar yeniden karıldı. Seyirci Başkan Nûnez’i alkışlıyordu, takım kaptanlığına getirdiğim Alexhanco’yu ıslıklıyordu. Mikrofonu kaptığım gibi, seyircilere böyle devam ederlerse çekip gideceğimi söyledim. Seçiminin nedeni, daha önceki bir tartışmada Alexanco’nun kulüp yönetimine karşı takım arkadaşlarını savunmasıydı. Karakter göstermişti ve zirveye dönmek için Barcelona’ya böyle oyuncular lazımdı.”

Cruyff, oyun düzeyindeki iyileşmenin azami göstergesini, ufak hataları asgariye indirme çabasında görür. Ona göre büyük sorunlar çok nadiren büyük sorunlardan doğar, esas mesele her zaman ufak hatalardır. Bir adım daha ileriye giderek, teknik direktör mesleğini buralardan başlatır.

“Barselona’da işleri daha en baştan değiştirdim. Geldiğimde, savunmacıların hücumculardan daha az koştuğu bir oyun tarzı vardı. Futbolun mesafeyle ilişkisini hiç unutmadan, ilkin bunu değiştirmek istedim. Mesele yaratıcı ama mantıklı düşünmekti.”

Ve dediğini de yaptı. Santrfora ilk savunmacı olduğunu öğretti. Kaleciye ise ilk hücumcu; Oyun alanının uzunluğunu da savunmacıların belirlediğini, bizzat onlarla oynayarak belletti.

“Oyuncu hatları arasındaki mesafenin on ila on beş metreden fazla açılamayacağı anlayışını temel alıyordum. Top kapıldığında alan yaratılmasını ve top rakipteyken safların sıklaştırılması gerektiğini herkesin anlaması şarttı. Buysa gözlerin birbirinin üstünde olmasıyla mümkündü. Bir oyuncu koşmaya başladığında diğerleri onu izlemeliydi. Benim için mesele alan kullanmak, metreleri ayarlamaktı. İşi öyle abarttım ki, biri sonunda gelip, matematik delisi olup olmadığımı sordu…”


Ali Fikri Işık kimdir?

Ali Fikri Işık, 1958 yılında Mardin’in Savur ilçesine bağlı Xeramemo köyünde doğmuştur. İlk ve ortaokulu Batman’da, liseyi ise Silvan’da okumuştur. 1978 yılında Batman'da “Sesleniş” Gazetesiyle yazın hayatına başlamış. 1985 yılında yazarlar kooperatifi olan Yazko’nun dergisi “Yazko Somut”ta, 1994 yılında “Zone News” gazetesinde, 1995 yılında haftalık dergi “Roj”da, 2010 yılında Taraf gazetesinde, 2016 yılında “BasNews ve Kurdistan24 Türkçe'de yazmıştır. Amedspor Kaos ve Direniş Amedspor kitaplarının yazarıdır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI