Dinçer Demirkent
Dinçer Demirkent

Bir yıldönümü ne anlatır?

Cuma, 7 Şubat, 2020
Bugün, 7 Şubat 2017’de çıkarılan 686 no’lu kararnamenin 3. yılı. Birçok arkadaşım ve hocamla birlikte milletin kapsamından, yurttaşlık dairesinden çıkarılmamızın üzerinden üç yıl geçti. Ankara Üniversitesi Rektörü Erkan İbiş’in gayretleri ile gerçekleşen en büyük üniversite tasfiyelerinden birinin ardından üç yıl geçti...

Bizlere bir şey anlatması gereken çok haber aldık çok kısa bir sürede. Bir sarhoş kişinin peşine düşen ve artık silah kullanma yetkisi olan 4 bekçiden üçünün yaralanma haberi bunlardan biriydi. Bekçilerden biri mesai arkadaşının silahından çıkan kurşunla yaralandı. İkisi yakalayamadıkları sarhoşun bıçağıyla. Artık kamuoyunun gündemini işgal etme gücü bile elinden alınmış parlamentodan yükselen sesler, AKP ve MHP Gençlik kollarının bekçilerin belirlenmesindeki rolünü dile getirmişlerdi. Bu partiler devlet gücünü kullanarak kendi denetimlerinde bir silahlı teşkilat mı kuruyordu?

Türkiye’nin farklı bölgelerinde çok sayıda deprem oldu yakın zamanda. 24 Ocak 2020’de Elazığ’da yaşanan depremde 41 kişi yaşamını yitirdi. Kızılay, deprem haberinin ardından başkanının ağzından bağış kampanyası mesajı atınca, yıllardır toplanan deprem vergileri gündeme geldi. Erdoğan gerekli yerlere harcandı dedi. İçişleri Bakanı deprem bölgesinde yine “şiddetli” açıklamalar yaptı. Vergileri soranları tehdit etti. Ardından depremin sonrasında ortaya çıkan barınma sorununu çözmek için kurulan çadırları su bastı, ısıtma sistemleri kurulmadığı haberleri ortaya çıktı.

Deprem bölgesine hemen giden Baro Başkanı Feyzioğlu depremden sonra girilmesi risk oluşturan binalara AFAD tarafından girilmesinden övgüyle bahsediyordu. Tanıdık bir soyadı olan AKP’li milletvekili Zülfü Tolga Ağar, “Göçük altından ‘başım açık, beni çıkarmayın’ diyen teyzelerimizin inancı ve imanıyla Allah bu şehri, bu ülkeyi koruyor ” açıklamasında bulundu. Gazeteci Sedat Sur, “babası 90’ların vatan için kurşun sıkanlardan olan” bu kişi için bir tecavüz iddiasında bulunmuştu birkaç gün önce. Resmi daha da görünür kılan güçlü bir fon da AKP’li başkan döneminde Ankara Büyükşehir Belediyesi, Kızılay ve Ensar arasındaki muvazaalı bağış ilişkisinde ortaya çıktı.

5 Şubat’ta Sabiha Gökçen Havaalanı’na inen bir uçak pistten çıktı. Uçak üçe bölündü. İçinde 183 kişinin bulunduğu uçakta onlarca kişi yaralandı ve 3 kişi yaşamını kaybetti. Kaza ile ilgili konuşmak için CNN Türk kanalına bağlanan deneyimli bir pilot, belki de Türkiye’nin bugünleri için söylenebilecek en anlamlı sözleri ederken, sözü bir anda kesiliverdi. “Bir duralım” demişti Bahadır Altan. Kendi sözleriyle: “Ülke olarak bir duralım. Biz hâlâ 3. havalimanındayız, hâlâ kanal açıyoruz. Ülke freni patlamış kamyon gibi. Çığ düşen insanları kurtarmaya gidenler yaşamını yitiriyor. Deprem bekliyor İstanbul’u. Buna hazırlanalım bir duralım. Proje üstüne proje üretme yerine biraz aklıselim olmak gerekiyor. Azıcık duralım.” CNN Türk duramazdı, konuşmayı durdurdu. Aynı kanalın muhabiri kazadan sonra bir yurttaş İmamoğlu’na teşekkür ederken belki de kazanılmış bir refleksle birden mikrofonu uzaklaştırıverdi.

Van’ın Bahçesaray ilçesinde gerçekleşen çığın ardından kurtarma çalışmaları için yola çıkan ekiplerin üzerine de çığ düştü, hayatını kaybedenlerin sayısı 41’e yükseldi. Cumhurbaşkanı Erdoğan yaptığı açıklamada “Art arda gelen felaketler, kazalar ve menfur saldırılar karşısında her zaman tek yürek, tek yumruk olan; gücünü, azmini ve metanetini tüm dünyaya defalarca gösteren Türkiye Cumhuriyeti, inşallah bu dönemi de Devlet-Millet dayanışmasıyla atlatacaktır.” dedi. Felaket, kaza ve menfur saldırı… Bunlar olurdu, millet hesap soramazdı. Devlet ile birlikte olurdu. Çünkü gücünü, azmini dünyaya göstermeliydi. Yok daha doğrusu, katliam olan Soma’ya kaza demeyenler, Çorlu’da trenin raydan çıkması sonucu ölen onca insanın ölümündeki ihmali ortaya çıkaranlar, izlenen savaş politikalarına karşı çıkanlar, ülkeyi beton uğruna, rant uğruna, para uğruna talan edenlere karşı hakikati söyleme cesareti gösterenler haindir, milletin, yurttaşlık dairesinin dışına atılacaktır diyordu aslında mealen. Daha önce yapıldığı gibi.

3 YIL ÖNCE

Bugün, 7 Şubat 2017’de çıkarılan 686 no’lu kararnamenin 3. yılı. Birçok arkadaşım ve hocamla birlikte milletin kapsamından, yurttaşlık dairesinden çıkarılmamızın üzerinden üç yıl geçti. Ankara Üniversitesi Rektörü Erkan İbiş’in gayretleri ile gerçekleşen en büyük üniversite tasfiyelerinden birinin ardından üç yıl geçti. Türkiye’de ulaştıkları, araştırdıkları, bildikleri, inandıkları gerçeği söyleyen yüzlerce gazeteci, hekim, öğretmen gibi üç yıldır medeni haklarımdan mahrum bulunmaktayım. Yurtdışına çıkmam yasak, vakıf üniversiteleri dahil üniversitelerde ders vermem, çalışmam yasak, yerel yönetimlere seçilme hakkım engellendi, seçme hakkımı tartışmaya cesaret ediyor çıkarları ve koltukları için her yolu kullananlar. Hakkımda çıkarılan ve resmi gazetede yayımlanan kağıt ile damgalanmış durumdayım. Fakat hakkımda açılmış herhangi bir dava yok, Erkan İbiş’in ifade özgürlüğümü ihlal ederek verdiği cezalar da hukuk yollarında iptal edildi.

Rektör hakkında çok şey yazılıp çizildi bugüne kadar. 6 günde savcılık tarafından kapatılan 11 yolsuzluk dosyası iddiası haberlerin en ilginciydi. AKP siyaset akademisinde verdiği ders, Ensar Vakfı ile yapılan toplantı vb. ilişkiler. Çok daha büyükleri yanında benim için en tuhaf olanı kendi oğluna yaptığı. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi yatay geçiş kontenjanı bir anda artırılarak Başkent Üniversitesi’nde okumakta olan Rektör’ün oğlu, Rektör’ün üniversitesine geçiş yapıverdi. Çiğdem Toker’in yerinde tabiriyle olağan işler…

Evet üç yıl geçti. Kolay geçmedi, geçmiyor. Ama bütün arkadaşlarımla birlikte durduğum yerdeyim. Tel tel dökülen kadrolarınızı, hukuk, kamu yararı ve liyakatin yerine kişisel çıkarlara dayanarak işlenen suçları, yalan söylemeye bile takati kalmayan medyanızı, çıkar birlikteliklerinizi, siyasi ve ticari amaçlar için kullandığınız dininizi, diyanetinizi, iç işlerinizi, dış işlerinizi, algınızı, verginizi, yargınızı, ülkemin saklanmaz hale gelmiş gerçeğini söylemeye devam ediyoruz. Büyüyen birlikteliklerle… suçlarınıza ortak olmuyoruz. Bu da size dert olsun.


Dinçer Demirkent kimdir?

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Anayasa Kürsüsü'nden 7 Şubat 2017’de KHK ile ihraç edildi. Doktora derecesini aynı fakülteden, "Türkiye'nin Anayasal Düzeninde Cumhuriyetin İki Kuruluşu ve Dinamik Cumhuriyet Kavramı" başlıklı tezi ile almıştır. Anayasa tarihi, cumhuriyetçilik, kurucu iktidar, siyasal temsil konuları üzerine çalışmalarını sürdürmektedir. Ayrıntı Dergi yayın kurulu üyesidir, İzmirli olup Ankara’da yaşamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI