Aydın Selcen
Aydın Selcen

Harbiden harbe mi giriyoruz?

Pazar, 2 Şubat, 2020
Sözün özü “Tarzan zor durumda.” Bunda da el ovuşturulacak bir durum tabiatıyla yok çünkü ülkemiz yarın öbür gün örtülü iç siyasal etmenlerden ötürü isteyerek yahut istemeyerek yanlışlıkla kendini bir hatta iki buçuk (buçuk: Doğu Akdeniz) savaşın içinde birden bulabilir. Kamikaze gidişatı durdurmak için özellikle CHP-İYİP ikilisinin ayılması, milliyetçilikte el artırma yarışından medet ummaktan vazgeçmesi zorunlu.

Bu işin suyu hepten çıktı: “Hüloooğğğ Paskal bizi diskoya götür” tayfa bir yana, çakmak bakışlı-çatık kaşlı “kuşatmayı yarıyoruz, palamarları çözüyoruz” tayfa beri yana, gerek Trablus gerek Idlip’te yerdeki gelişmeler, Türkiye’nin artık söylemi değil bizatihi eylemi, çok sakıncalı, gerçekten çok tehlikeli bir dönemece girmiş durumda. Tasarlanarak; tasarılarımızın tarafı olduğumuz çatışmaların diğer ve karşı taraflarınca yanlış veya farklı yorumlanmasıyla; sahada attığımız adımların sözünü ettiğim taraflarca aynı biçimde karşılanmaya girişilmesi yahut düpedüz sahada insan hatası sonucunda sıcak savaş(lar)a girmemiz olası. Bu durumun, cumhuriyet tarihimizde bir ilk olduğunu iddia etmek de abartı olmaz sanırım.

Trablus’a deniz kuvvetlerimiz firkateynler eşliğinde zırhlı araç sevkiyatı yapıyor. Kentin hava savunması TSK tarafından sağlanıyor. Hem Libya açıklarında hem Kıbrıs Adası çevresinde sondaj gemilerinin yürüttüğü etkinliğe keza deniz kuvvetleri koruma sağlıyor. Buna karşılık, BAE, Hafter’in LUO’suna silâh ve mühimmat sevkiyatını had safhada artırdı. Rusya’nın Wagner paralı asker ordusu Hafter saflarında. Hafter, şimdi Almanya ve Rusya mutabakatıyla, Putin’in çağrısıyla toplanacak BMGK toplantısına getirilecek Ateşkes Anlaşması’nı Berlin’de imzalamadı, imzalamıyor. Fransa hem Hafter’i şımartır hem Türkiye’nin silâh ambargosunu eleştirip, Mısır ve BAE’nin eşdeğer faaliyetini eleştiriden sakınırken, Yunanistan’a da Doğu Akdeniz’de görev gücüyle savunma desteği vereceğini açıklıyor.

Türkiye’nin Trablus’a konuşlandırdığı eğitim görevli kısıtlı sayıdaki subaydan ziyade hava savunma sistemleri dengeleri UMH lehine dondurur nitelikte. Üzerine eklenen, sayılarının iki bini bulduğu ve Libya’da Ömer Muhtar Tugayı olarak yeniden adlandırılarak, yapılandırılacağı uluslararası haber ajanslarında paylaşılan Suriyeli Arap milisler ise gerilimi daha da artırıyor. Hafter ise, yığınaklanmasını sürdürürken, UMH’nin petrol gelirlerini keserek, Libya’dan petrol ihracatını ve rafinelerin çalışmasını bloke ediyor. Böylece, Türkiye’nin Libya serüveninin maliyeti, şimdilik hissedilmese de geometrik olarak artmaya ve pek yakında, özellikle ülke ekonomisinin krizde olduğu göz önüne alınırsa, taşınamayacak duruma hızla erişmeye aday. Dolayısıyla, Hafter Türkiye’nin Libya’ya müdahalesini sahaya iyice yerleşmeden durdurmak, Türkiye de maliyet artmadan hedeflediği amaca ulaşma telaşında.

.

Idlip’i ise defalarca harita koyarak, şekil çizerek anlatmaya çalıştım, bir kez daha deneyeyim. Esasen her ne kadar sahadaki güncel hareketlilik çarpıcı olsa da, arka planda siyasal bağlamdaki kayma daha düşündürücü. Zira, Erdoğan Idlip konusundaki soruyu 20 Ocak’ta Berlin dönüşünde “burada herhangi bir sıkıntı yaşayacağımıza ihtimal vermem mümkün değil” diye yanıtlarken, aynı soruyu 29 Ocak Afrika dönüşünde “Rusya Astana’ya da Soçi’ye de sadık değil; bundan sonra biz göbeğimizi keseriz; Astana Süreci diye bir şey de kalmadı” ifadeleriyle yanıtlıyordu. Buna karşılık Rusya tarafı ise Lavrov ve Peskov gibi en üst düzey sözcülerinin ağzından Türkiye’ye sürekli üzerine düşen yükümlülükleri anımsatıyor ve Idlip’teki çatışma/bombardıman bölgelerinden siviller ayrıldığına göre kalan radikallerin ölümü hak ettiğini demeye getiren açıklamalar yapıyordu. Görüldüğü üzere Adana Mutabakatı’ndan Moskova’nın anladığı, Fırat’ın Doğusu’nda TSK’nin M4 karayoluna dek ilerlememesi, Idlip’te de aynı hatta dek ve yolu üzerindeki yerleşim birimleriyle birlikte Esat’a bırakacak şekilde çekilmesi.

O “ayrılan siviller” de yüzbinler halinde sınırımıza yığılırken, “gereken önlemler alınmaktadır” söylemi alanda briket kulübe inşaatına tekabül ediyor. Ancak bu çaresizlik yansıtma amaçlı insancıl söylemin dışında alanda El Bab cebinden aşağıya TSK destekli SMO milis saldırılarının başladığı ve Serakip’te de bir müstahkem savunma mevzisi kurulmasına girişildiği haberleri yine yabancı haber ajanslarından duyuldu. Son MGK toplantısı ve Erdoğan’ın doğrudan Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı harekâtlarını yapar olması da cabası. Ancak Erdoğan’ın unutur gözüküp unutturduğu her üç harekâtın da bir biçimde Rusya’nın zımni rızası önceden devşirilerek gerçekleştirilebildiği. Üstelik Rusların Idlip’te yarattıkları yeni durumu her üç TSK harekât alanına da batıdan doğuya yaymak hedefledikleri aşikâr.

Sözün özü “Tarzan zor durumda.” Bunda da el ovuşturulacak bir durum tabiatıyla yok çünkü ülkemiz yarın öbür gün örtülü iç siyasal etmenlerden ötürü isteyerek yahut istemeyerek yanlışlıkla kendini bir hatta iki buçuk (buçuk: Doğu Akdeniz) savaşın içinde birden bulabilir. Kamikaze gidişatı durdurmak için özellikle CHP-İYİP ikilisinin ayılması, milliyetçilikte el artırma yarışından medet ummaktan vazgeçmesi zorunlu. Milliyetçilikten ekmek çıkmaz ama cebi yanan şutu çeker. CHP’nin günü geldiğinde toplum sözleşmesini mi, iktidar mukavelesini mi yenileyeceğini şimdiden bilmemiz bundan (da) önemli. CHP’de eğilim ilkine yönelikse, bir önceki yazımda belirttiğim üzere, “devlette devamlılık esastır”, “vatan mevzubahisse gerisi teferruattır” kafalarından çıkıp tam aksi yönde giderek önce Kürtlerle barış seçeneğinin yeğleneceği öncelikle ortaya konulmak zorunda. Bizi makyaj tazeleme yerine kopuşun beklediğini öğrenirsek kırılmadan kaçış belki mümkün olabilir.


Aydın Selcen kimdir?

1969 İstanbul doğumlu ve Saint Joseph Lisesi ile Marmara Üniversitesi İngilizce Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunudur. 1992-2013 arasında Dışişleri Bakanlığı'nda meslek memuru olarak çeşitli görevlerde bulundu. Son olarak 2010-13 tarihleri arasında Erbil Başkonsolosluğu görevinde bulundu. Merkeze döndüğü gün "memuriyetten istifa etti." Genel Energy petrol şirketinde bir buçuk yıl siyasi danışmanlık yaptı. 2015'den beri bağımsız olarak özellikle Irak ve Suriye konularında yazıyor. Galatasaray kongre üyesidir. Alaz adında bir kızı var.

YAZARIN DİĞER YAZILARI