Kerem Bumin
Kerem Bumin

Peri: Bu dünyada konuşmak gerekli mi?

Cuma, 17 Ocak, 2020
Evrenol’un denediği türe ve altına girdiği sorumluluğa ilişkin cesaretini kutlamamız gerekir. ‘Peri’ saf bir korku filmi değil ve hikaye çatısını, Hollywood sinemanın özellikle son 10-15 senedir sıkça başvurduğu ‘Kıyamet sonrası dünya’ ortamı ve bu ortamda savrulan karakterler üzerine kuruyor.

Yönetmen Can Evrenol, son uzun metrajlı filmi ‘Peri’ ile korku filmi konusu hakkında ciddi kısırlık çeken sinemamızda, ‘Distopik bir dünya’ temasını kullanıp hem benzerlerinden ayrışan, hem de bütçe ve zaman açısından altından kalkılması zor bir işin içinden, tabiri caizse ‘alnının akıyla çıkan’ bir yapım sunuyor. ‘Kıyamet sonrası’ bir dünyada geçen bu fantastik macera, belli bir yönetmenlik yeteneği, akıcı bir senaryo ve açık bir şekilde ortalamanın üzerinde oyunculuklar barındırıyor. Tek aklımıza takılan nokta, Evrenol’un bu kadar kontrol edebildiği bir filmde, daha sosyal konuları eşeleyen, daha karakterlerinin psikolojilerini derinleştiren hatta ciddi politik açılımlar yakalayabilecek bir tutum sergileyebilecekken, sanki bu durumdan biraz çekinip daha naif, daha uslu ve daha ‘macera’ yönü ağır basan bir film yaratmayı tercih etmesi oluyor…

Dünyada büyük bir felaket yaşanmış, bir nükleer santral patlamıştır ve hayatta kalan insanlar kısıtlı ‘kirlenmemiş’ mekanlarda yaşamaya mahkum edilmişlerdir. Neredeyse karantinaya alınmış bir kasaba evinde babasıyla yaşayan Perihan (kısaca Peri!), (muhtemelen patlamanın etkisiyle) ağzı olmayan bir küçük kızdır. Babasının öldürülmesiyle bu dünyada yapayalnız kalan Peri, peşindeki ‘Avcı’ insanlardan kaçarken, kendisi gibi engelli daha doğrusu mutasyona uğrayıp beş duyusundan birini kaybetmiş gençlerle karşılaşır. Güvenli bir bölgeye ulaşmak için başlattıkları yolculuk çok zorlu ve tehlikeli geçecektir.

BÜTÜN PERİLER UÇMAZ!

Hatırlanacağı üzere, Evrenol’un bu filmi Cem Uzduru’nun ‘Perihan’ adındaki çizgi romanından esinlenen bir fantastik macera yapımı. Ancak bu ‘esinlenme’ öyle bir yönetmenlik becerisiyle birleşmiş ki karşımıza gelen film, sanki anlatmak istediği ‘masalın’ sınırlarını zorluyor, bu kadar basit bir düzlemde kalmak istemiyor gibi duruyor.

Öncelikle Evrenol’un denediği türe ve altına girdiği sorumluluğa ilişkin cesaretini kutlamamız gerekir. ‘Peri’ saf bir korku filmi değil ve hikaye çatısını, Hollywood sinemanın özellikle son 10-15 senedir sıkça başvurduğu ‘Kıyamet sonrası dünya’ ortamı ve bu ortamda savrulan karakterler üzerine kuruyor. Zaman ve bütçe açısından bu yapımlarla karşılaştırılamayacak kadar geride olan Evrenol’un bu iddialı filmi, başarısız, (istemeden) komik hatta bir fiyasko olabilecekken, yönetmen kıvrak bir şekilde zayıf yönlerini avantajlara çeviriyor ve terk edilmiş mahalleri, lojmanları kullanarak (Sivas, Divriği), ilk amacı olan ‘distopik’ dünyayı kurmayı beceriyor.

Üstelik genel hatlarıyla fantastik bir öykü gibi başlayan hikaye kıvrak bir şekilde maceralı bir yol filmine dönüşüyor ancak arka planına koyduğu karamsar ortamı da asla unutmuyor. Aralarında Peri’nin de olduğu, diğer insanlar tarafından ‘defolu’ görülen bu dört çocuk ne kadar iyi niyetli ve umutluysa, içlerinde bulunduğu dünya, o derece sert, zalim ve ümitsiz görünüyor. Hikayesinin sadece bu tezatlıktan beslenemeyeceğinin farkında olan yönetmen senaryosuna ekstra bir gerilim katmak için kahramanlarımızın peşine takılan, başlarını kötü Subay Kemal’in çektiği, ‘avcı’ adamları da hatırlatmaktan geri kalmıyor. Bizce bu gerilim öğesi ve tehdit de iyi işliyor ve hikayeye bir tempo ve hareket katıyor.

YETİŞKİNLERİ DE DÜŞÜNMEK LAZIM…

‘Peri’nin kalıbına sığamaması konusuna geri dönecek olursak… Film, vaat ettiği şeyleri olanakları ölçüsünde yerine getiriyor ancak esinlendiği çizgi romanın biraz ‘çocuksu’ sınırlarını geçmekte yer yer zorlanıyor. Hikaye her ne kadar ilginç ve sürükleyici olsa da, yaşanan sürpriz gelişmeler biraz basit görünüyor, karakterler siyah-beyaz ayrımıyla karşımıza geliyor ve son kertede ‘Peri’ daha çok genç sinemaseverleri hedef almış gibi duruyor.

Oysaki filmin etrafında dolaştığı temalar çok daha ciddi ve derin bir yapım yaratmak için uygun gibi. Örneğin ‘yıkılmış bir dünyayı’ sadece bir dekor gibi değil dünyanın geleceği gibi göstermek, senaryo açısından daha ilginç bir ‘çevreci’ açılım yakalayabilirdi. Aynı şekilde kahramanlarımızın peşinde olan Kemal ve ‘avcıları’, sanki bir SS bölüğünü andırıyor. Kendilerinin ‘özürlü’ hatta ‘defolu’ gördüğü bu çocukları temizleyerek adeta bir ‘ari ırk’ yaratmak gibi bir amaçları var. Ancak bu yorumların potansiyel imalarını filmde pek görmüyoruz daha çok kötü adamların kovaladığı çocukların ‘terk edilmiş’ bir ortamda kaçışına tanık oluyoruz. Bu tutum yetişkin seyircilere hitap etmek hedefinin önünü tıkıyor…

Bütün bunlara rağmen film ilgiyi ayakta tutuyor, görüntü yönetmeninin yakaladığı kadrajlar göz dolduruyor.

Filmdeki ana kadronun (çetenin) üyelerini oynayan çocuk oyuncular Elif Sevinç, Denizhan Akbaba, Özgür Civelek ve Kaan Alpdayı inandırıcı performanslar sergiliyorlar. Peri’nin babasını canlandıran deneyimli oyuncu Sermet Yeşil az ama öz bir kompozisyon çiziyor. Ancak bizce filmin asıl yıldızı, Peri’nin adeta saplantılı bir şekilde izini süren, zalim Kemal Subay’a hayat veren Mehmet Yılmaz Ak oluyor. Bazı sahnelerde biraz abartıya kaçsa da filmde hissedilen tehdit ve tehlike rüzgarını kusursuz bir şekilde estiriyor.

Can Evrenol bir kez daha değişik bir korku türü yaratmış ancak sanki o da filmi gibi bunun sonunu getirememiş. Biçim açısından başardığı şeylerin içerik açısından da hakkını vermekte biraz tereddüt etmiş… Yine de bizce sadece ‘Cin’ ve ‘lanet’ öğelerinden sıyrılarak değişik bir bilimkurgu/gerilim yaratması bile filmi izlememiz için iyi bir neden…

 

 

Yönetmen: Can Evrenol
Oyuncular: Elif Sevinç, Denizhan Akbaba, Özgür Civelek, Kaan Alpdayı, Sermet Yeşil, Mehmet Yılmaz Ak, Özay Fecht…
Ülke: Türkiye


Kerem Bumin kimdir?

1976 yılında Paris'te doğdu. 1994 yılında İzmir Özel Saint-Joseph Lisesinden mezun oldu. 1996-2000 yılları arasında Strasbourg Sosyal Bilimler Fakültesinde (USHS) Tarih ve Edebiyat bölümlerinde okudu. Ardından 2000 yılında İstanbul'a geri dönüp 2004 yılında Bilgi Üniversitesi Sinema/ Televizyon bölümünden mezun oldu. 2004 yılından itibaren çeşitli uzun ve kısa metrajlı sinema filmlerinde ve Belgesel filmlerde yardımcı yönetmen olarak görev aldı. Semih Kaplanoglu'nun 'Süt' adındaki sinema filminin ekibinde yer aldı. Son birkaç yıldır Yunan yönetmen Angelos Abazoğlu ile birlikte, Arte kanalı için Belgesel filmler üzerinde çalışmaya devam ediyor . Yaklaşık iki senedir Gazeteduvar'da sinema filmleri üzerine eleştiriler yazıyor .

YAZARIN DİĞER YAZILARI