Abdülhamit Gül: Kadın kazanımlarından geri adım atılmayacak

Pazar, 17 Kasım, 2019
Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün “Herkes müsterih olsun kadın kazanımlarından asla geri adım atılmayacak” sözleri, güne damga vurdu. Siyaseten dillendirilmiş bu parlak kelam bazı katılımcılar arasında “yoksulluk nafakası ve istismar affı gündemden kalkıyor mu?” fısıltılarına yol açtı.

Şiddetle mücadele için önleme, koruma, kovuşturma, politika geliştirme şeklinde dört çalışma biçimini aynı anda uygulamak gerektiği görüşünü bir kere daha dile getirdi, Bakan Zehra Zümrüt Selçuk. Cuma günü gerçekleştirilen Kadına Yönelik Şiddet İzleme Komitesi yıllık toplantısı, pek çok açıdan önemliydi. Şiddet izleme komitesinin bileşenleri Adalet ve İçişleri Bakanlıklarının Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı koordinasyonunda yeni bir eylem grubu oluşturduğunu öğrendik. Hem Abdülhamit Gül hem de Süleyman Soylu konuşmalarında “Bakanımızın gerekli gördüğü düzenlemeleri itirazsız gerçekleştireceğiz” ifadeleriyle verdikleri önemi tekrar tekrar vurguladılar. Bir eylem planı oluşturulmakta olduğu anlaşıldı. Yetmiş civarı madde üzerinde mutabık kalındığı ama çalışmaların sürdüğü belirtildi. Bakan Selçuk taslak tamamlanınca sivil toplum görüşüne açılacağını belirtti. Gerçi bahse konu taslak, her beş yılda bir yeniden yapılandırılan şiddet eylem planı mıydı bu kısmı açıklığa kavuşmadı. Ancak şiddetle mücadelenin Aile Bakanlığı koordinasyonunda yürütüleceğini üç bakan da özenle vurguladı.

Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün “Herkes müsterih olsun kadın kazanımlarından asla geri adım atılmayacak” sözleri, güne damga vurdu. Siyaseten dillendirilmiş bu parlak kelam bazı katılımcılar arasında “yoksulluk nafakası ve istismar affı gündemden kalkıyor mu?” fısıltılarına yol açtı. Üstelik kadınların ekonomik yönden güçlendirilmesi çalışmalarının gerekliliği üzerinde durarak bakan, fısıltıların ümitvar mırıltılara dönüşmesini de sağladı. Ancak yoksulluk nafakası ve TCK 103 kapsamındaki hükümlülerin infazında indirime gidilme ihtimaline ilişkin somut ifadeler yoktu. Ümitvar olmak için ortada geçerli bir neden yok yani. 25 Kasım şiddetle mücadele günü demeçlerine veri teşkil etmek üzere parlatılmış cümleler dinledik. Yine de bu sözleri başlığa taşımamın tek sebebi, komite toplantısına ilişkin yandaş medya haberlerinde yer almayışına inat sadece.

Süleyman Soylu Polis Akademisi tarafından yayınlanan şiddet analizi üzerinde durarak rapordan alıntılar yaptı konuşmasında. Aylar önce yazdığım ‘Bir cinayet mahalli olarak ev‘ başlıklı yazımda belirttiğim gibi cinayetlerin yüzde yetmiş iki oranında evde gerçekleştiğini açıklamayı da ihmal etmedi. Bakan Selçuk dört saat planlanıp altı buçuk saate kadar uzamış olan komite toplantısının gelecek yıl daha uzun bir çalıştay şeklinde planlanması görüşünü dile getirdi. Her kesimin ortak mücadele etmesi için çalışmalar yürütüldüğünü belirtti.

İktidara yakın kadın sivil toplum örgütlerinin de kadına yönelik şiddetle mücadele alanındaki görüşlerinin, bağımsız kadın örgütlerine hayli yaklaştığını görmek günün tek kazanımıydı belki. Katılımcı akademisyenlerin bazıları gibi Bakan Selçuk’un da birkaç defa “literatür bölünme yaratmasın” görüşünü tekrarlaması ise üzerinde en çok düşünülmesi gerekenlerden. Literatür bölünme yaratmasın sözleri genellikle “kavramlar bizi ayrıştırmasın konuya odaklanmamızı önlemesin” sözleriyle pekiştirilirken hiç toplumsal cinsiyet eşitliği kavramı ağızlardan çıkmadı elbette. İlginç olan KADEM temsilcisi dahil kimsenin toplumsal cinsiyet adaleti kavramını da telaffuz etmeyişiydi. Bakan ve iktidara yakın örgüt temsilcileri arasında bir ortaklaşma, bir fikir birliği var gibiydi, bu iki kavram arasında bir tartışma yaratmaktan kaçınmak yönünde. Ancak şiddet izleme komitesinde toplumsal cinsiyete dayalı şiddeti açıkça ortaya koymaktan uzak duruşun arka planı daha önemli. Açıkçası KADEM ile Bakan Zehra Zümrüt Selçuk, kadın düşmanlarının hedefi olunca “kadın dayanışmasının önemi kavranmış” fikri hasıl oldu bende.

Son yıllarda çağrılmayan kadın örgütlerinin de katılımına önem verilişi gibi kavramsal çatışmadan uzak durmaya özen gösterilişi kadın dayanışmasının güçlenmesine hizmet eder kuşkusuz. Özellikle 2. Yargı Paketi’nde istismar affının yer alma ihtimali söz konusuyken kıymetli bir ortaklaşma bu. Geçen yıl gerçekleştirilen Nafaka Çalıştayı’nda benzer bir ortaklaşma sergilenmesi, yoksulluk nafakasına ilişkin değişiklik ihtimalini erteletmede etkili olmuştu. Üç yıl önce bir önergeyle istismar affı meclise taşındığı zaman da aynı ortaklaşmayla durdurulmuştu. Şimdi bu toplantıyla benzer tavır sergilenmesi bir kere daha birlikte aynı tehlikeyi savuşturma ihtimalini güçlendirmiş halde.

Kötü haberse yoksulluk nafakasıyla ilişkili. Hakimin takdir yetkisiyle yasa değişmese bile yoksulluk nafakasını uygulamada, sınırlandırma yönünde görüş oluştuğu anlaşılıyor. Bakan Selçuk Boşanmış Babalar, Mağdur Erkekler gibi gruplardan hayli etkilenmiş görünüyor. Nafaka Hakkı Kadın Platformu temsilcileriyle yüz yüze görüşmediği, konuyu sadece erkek tarafını dinlediği için. Neyse ki bir yıldır cevap alınamayan randevu talebine komite toplantısı sırasında kabul sözü verildi. Kadınları dinlediğinde yoksulluk nafakası hakkındaki görüşleri kadınlar lehine değişebilir. Siyasi partilerle yapılan görüşmelerin sonuçları birer birer alınmaya başlandı nitekim.

Genel Başkan Meral Akşener İyi Parti Meclis Grup toplantısında yoksulluk nafakası ve diğer tehlikede olan kazanımların savunucusu olacağı sözünü kürsüden verdi, salı günü. Genel Başkan düzeyinde ve meclis kürsüsünden ilk defa bu kadar net açıklama ile kadınların yanında yer alması, görüşmelerin olumlu sonuçlarından. Nafaka Hakkı Kadın Platformu Meclis ziyaretleriyle her partiden milletvekilleri ile görüşerek sorunlara ilişkin bilgilendirme çalışmaları gerçekleştiriyor. Zira yoksulluk nafakasına ilişkin yasal düzenleme yapılmadan uygulamada hakimin takdir yetkisini maddenin gerektirdiğinden daha aşırı yorumla uygulamada değiştirmeye yöneldikleri gibi bir risk, istismar affı konusunda karşımıza gelebilir. Yargı paketine çocuk istismarını meşrulaştıracak bir madde yazamayabilirler, hiçbir parti kendi içinde bile bu konuda anlaşamadığı için. Ancak yine bir önerge ile beklenmedik bir anda yasalaştırma yönünde çabalarla karşılaşmak büyük ihtimal. Bu nedenle her milletvekilliyle görüşmek çok önemli ve etkili de oluyor. Abdülhamit Gül ve Zehra Zümrüt Selçuk da nafaka hikayesinde kadın gerekliğini kadınları kabul ettikleri zaman göreceklerdir.


Berrin Sönmez kimdir?

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi mezunu. Aynı üniversitede araştırma görevlisi olarak akademiye geçti. Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı’na giriş süreci üzerine yüksek lisans tezi yazdı. Halkevi ve kültürel dönüşüm konulu doktora tezini yarıda bırakarak akademiden ayrılıp öğretmenlik yaptı. Daha sonra tekrar akademiye dönerek okutman ve öğretim görevlisi unvanlarıyla lisans ve ön lisans programlarında inkılap tarihi ve kültür tarihi dersleri verdi. 28 Şubat sürecindeki akademik tasfiye ile üniversiteden uzaklaştırıldı. Dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağımlı yargısı, akademik kadroları “rektörün takdir yetkisine” bırakarak tasfiyeleri gerçekleştirdiği ve hak arama yolları yargı kararıyla tıkandığı için açıktan emekli oldu. Sırasıyla Maliye Bakanlığı, Ankara Üniversitesi, Milli Eğitim Bakanlığı ve Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde ortalama dört-beş yıl demir atarak çalışma hayatını tamamladı. Kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunucusu, feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI