Boğaziçi: Bozdur bozdur harca

Salı, 5 Kasım, 2019
Boğaz ve çevresi ranta açılıyor. Evet, bir nevi kısmi kayyım atıyor, gölge bir başkanlık açıyor. Hatta adını da Boğaziçi Başkanlığı koyuyorlar. Sanki birileri küçükken hiç sınıf başkanlığı yapmamış da bu her şeye başkan olma sevdası bundanmış gibi geliyor.

AKP, durduk yere, hiç ortada ve akılda yokken bir değişiklik yapıyorsa, orada bir hinlik vardır. Bunu sanırım hepimiz öğrendik, hatta öğreneli çok oldu. Bu durduk yere yapılan değişiklik, bir de pek aşırı masum bir gerekçeyle yapılıyorsa, muhakkak netice felakete yol açacaktır. Elbette, bunu da biliyoruz.

Anayasa değişikliğini hatırlayın. “Darbe anayasası” dediler, sistemi kötülediler, daha çok özgürlük vadettiler. Sonuç?

Daha özgür hissediyor muyuz? Hayır.

Tam tersi mi? Evet.

Peki tam olarak ne işe yaradı bu sistem değişikliği?

İktidarın kontrolü dışındaki her şeyi kafasına göre, rahat rahat, masum masum kontrolüne almasına.

İktidarın son komik olmayan esprisi Boğaziçi Yasası değişikliği. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Boğaziçi Kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasını öngören 28 maddelik bir kanun teklifi taslağı hazırladı. Taslağa göre; Boğazlarda artık yeni kurulacak Boğaziçi Başkanlığı ile iki yeni kurul söz sahibi olacak. Başkanlık ve kurul üyelerini Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan atayacak. Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum her ne kadar “Kimsenin elinden olmayan yetkisini almak söz konusu değildir” gibi şakalı ve de İBB’deki Boğaziçi İmar Müdürlüğü’nden haberi olmayan bir cümle kurduysa da, yeni düzenleme, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile dört ilçe belediyesine ait tüm yetkilere son veriyor.

Değişikliğin detaylarına baktığınızda özü şu: Boğaz ve çevresi ranta açılıyor. Evet, bir nevi kısmi kayyım atıyor, gölge bir başkanlık açıyor. Hatta adını da Boğaziçi Başkanlığı koyuyorlar. Sanki birileri küçükken hiç sınıf başkanlığı yapmamış da bu her şeye başkan olma sevdası bundanmış gibi geliyor. Her neyse, AKP’nin masum gerekçesi ise şu: Boğaz hattının korunması, yeşil alanın artırılması, afet riski olan binaların yenilenmesi. Komik olmayan espri işte.

Ekrem İmamoğlu’nun dediği gibi, önce sorarlar insana “Bu zamana kadar neredeydiniz?” diye.

Sonra da açıklarız biz ‘niçin olmaz’ın teknik kısımlarını.

Ama aklımızla her defasında dalga geçildiğini düşündüğümüz için artık içimizden gelmez oldu “şu şu yüzden olmaz” diye açıklamak. Birileri orada at koşturuyor, millet aç mı, kirayı mı ödeyemiyor, işsiz mi vs. umurlarında değil, birileri de canhıraş açıklama yapmaya, malumu ilan etmeye çalışıyor.

Bana sorarsanız herkes neyin neden olduğunu çok iyi biliyor. Kendini kimin işsiz bıraktığını, kimin üretmediğini, kimin şeker fabrikalarına kadar sattığını, kimin sermayeyi Araplara teslim ettiğini, kimin asgari ücretin 40 katı maaş aldığını, kimin ülkenin Anayasasına kastettiğini, kimin yurtdışına mal istiflediğini, kimsenin bizi kıskanmadığını ve daha birçok şeyi biliyor. Yalnızca artık bu bilinenler önem taşımıyor. Ortada kocaman bir balon var. Herkes etrafından dolaşıyor. Bir kısmı balona alışmış, patlasın istemiyor. İstedikleri tek şey bu, balon orada dursun. Ama tabii fizik kuralı, çok şişen balon elbet patlar. Patlamaya yakın. Bunu da biliyor herkes. Balonun kendisi bile biliyor.

Bir ülke başkanı düşünün yerel yönetimleri merkeze bağlayan. Tüm siyasi, hukuki literatürü, yerel yönetim mantığını, felsefeyi ayaklar altına alan.

Yıl 1985. 3194 Sayılı İmar Kanunu ile Boğaziçi İmar Müdürlüğü İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na bağlanmış. Yerel yönetimler bakımından ne kadar önemli bir kazanım olduğu konuşuluyor. Yıl 2019, bu kazanımı geri almaya çalışan zihniyet, koca bir ülke yönetiyor.

Zamanında 1982 Anayasası, yerel yönetimler bakımından da eleştiriliyor; 1961 Anayasası’na kıyasen merkezi vesayetin boyutu artırılmış diye. 2019’da merkezi vesayet daha da artırılıyor.

Geriye gidiş o kadar bariz ki, yasalardan çıkmış, Anayasal boyutlara ulaşmış. Değiştirilemeyen ilk dört madde de uygulamada iktidar tarafından pasifize edilmiş durumda zaten.

Yerel yönetimlerin ayarlarıyla oynamaya 6360 Sayılı Kanun’la toplam nüfusu 750 binden fazla olan il belediyelerini büyükşehir belediyesine dönüştürmekle başlanmıştı zaten 2012 yılında. Yine 19  Temmuz 2018 tarihinde yayınlanan kararname ile mahalli idareleri Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na bağlayarak Anayasal anlamda İçişleri Bakanlığı ile birlikte çifte vesayet yaratmıştı.

Şimdiki durumda da görünen o ki parça parça her bir yeri merkeze bağlayarak yerel yönetim kavramını ortadan kaldıracaklar. Yerel yönetimlerin güçlü olduğu yerlerde demokrasi de güçlüdür. Fakat iktidar için demokrasi kağıtlarda var olan bir kelimeden ibaret. Uygulamada demokratik olmak gibi bir kaygıları yok. Dikkat ederseniz kelimenin kendisini dahi çok nadir, zorunluluktan zikrettiklerini görürsünüz.

Boğaziçi Yasası’na ilişkin değişiklik öncelikle demokrasiye aykırıdır.

Bununla birlikte, yerel yönetimler Anayasa’nın 127’nci Maddesinde düzenlenmiş olup, beşinci fıkrası şöyledir:

“Merkezî idare, mahallî idareler üzerinde, mahallî hizmetlerin idarenin bütünlüğü ilkesine uygun şekilde yürütülmesi, kamu görevlerinde birliğin sağlanması, toplum yararının korunması ve mahallî ihtiyaçların gereği gibi karşılanması amacıyla, kanunda belirtilen esas ve usuller dairesinde idarî vesayet yetkisine sahiptir”.

Burada merkezi yönetimin idarenin bütünlüğü ilkesine uygun ve kamu görevlerinde birlik sağlanarak, toplum yararına ve mahalli ihtiyaçlar doğrultusunda vesayet yetkisini kullanması gerekliliği belirtilmiş, merkezi siyasetin yetkileri bir nevi sayılanlarla sınırlamıştır. Değişiklik açıkça idarenin bütünlüğü ilkesine, kamu görevlerinde birliğin sağlanması ve toplum yararı koşullarına aykırıdır ve bildiğiniz üzere kanunlar anayasaya aykırı olamaz.

Bu değişiklik Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na da aykırıdır. Özerklik Şartı’nın üçüncü maddesi der ki: “Özerk yerel yönetim kavramı; yerel makamların, kanunlarla belirlenen sınırlar çerçevesinde, kamu işlerinin önemli bir bölümünü kendi sorumlulukları altında ve yerel nüfusun çıkarları doğrultusunda düzenleme ve yönetme hakkı ve imkanı anlamını taşır”.

Dördüncü maddesinin üçüncü fıkrası açıktır: “Kamu sorumlulukları genellikle ve tercihen vatandaşa en yakın olan makamlar tarafından kullanılacaktır”.

Dördüncü fıkrası ise en açık olanı: “Yerel makamlara verilen yetkiler normal olarak tam ve münhasırdır. Kanunda öngörülen durumların dışında, bu yetkiler öteki merkezi veya bölgesel makamlar tarafından zayıflatılamaz veya sınırlandırılamaz”.

Uygulamakla yükümlü olduğumuz Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı kısaca diyor ki canınızın istediği gibi yerel yönetimlerin yetkisiyle oynayamazsınız. Kanunda belirtilen özel durumların gündeme gelmesi gerekir, diyor. AKP’nin masum gerekçesi de kanunda belirtilen bir hal teşkil etmiyor. Ne hikmetse İBB’nin pekala yürüttüğü işleri şimdi bakanlığa verme zarureti duyuyorlar. Ya da daha önce bu dedikleri faydalı şeyleri yılar yılı hiç yapmamışlar, şimdi bakanlık aracılığıyla yapmak akıllarına düşmüş.

İktidar, ülkenin öz varlığını tüketmeye devam ediyor. Her şeyi bozdurup paraya çevirme derdine düşmüş durumdalar. Bir yıl öncesine ait trafik cezalarından bile medet umar hale geldiler. Demek ki sıra Boğazlara ve çevresine gelmiş. Bu katliamların geri dönüşü yok. Rantçıyı daha zengin edecek, masrafı sırtına yüklenecek hali kalmadı vatandaşın.

Neticede balon. Hepimiz farkındayız.

 


Tuba Torun kimdir?

Tuba Torun, 1987 doğumludur. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İstanbul Barosu’na bağlı olarak serbest avukatlık yapmaktadır. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu avukatı, Sosyal Haklar Derneği Yönetim Kurulu Üyesi-Çocuk Hakları Koordinatörü, Kadın Meclisleri ve Kadın Adayları Destekleme Derneği üyesidir. Ayrıca aktif olarak siyasi faaliyetlerine devam etmektedir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI