Şüpheden taciz mağduru yararlanmadıkça…

Perşembe, 26 Eylül, 2019
Cinsel suç mağduru çocuk, erkek veya kadın olsun fark etmez beyanı esas kabul edilip şüphe oluşmuşsa bu şüphenin mağdur lehine, sanık aleyhine karar çıkması için yeterli sayılması gerekir aslında. Hayatın olağan akışı içinde kadınların, çocukların ya da erkeklerin cinsel saldırıya uğradığını söylemesi kolay değil.

Cinsel suçlarla mücadelenin zorluğunu izaha lüzum yok. İspat zorluğu nedeniyle haksız çıkarılıp boş yere “damgalanma” riski taşıdığı için çoğunlukla şikayet dahi edilmeyen suçlardan. Şikayetçi olunduğunda çoğunlukla mağduru yalanlama alışkanlığı çok yaygın. En az sözlü taciz suçu kadar yaygın, mağduru kusurlu bulan tavırlar. Hatta iftira ile ithamın haddi hesabı yok. Cesaret, dirayet, kararlılık ve sabır istiyor taciz şikayetinde bulunabilmek. Ancak şikayetçi taciz mağdurları gösterdikleri cesaretin hak ettiği destekten yoksun. Toplum desteğinden yoksun. Mahkemeler de farklı değil. Yargıcın vicdani kanaatinde, kuvvetli şüphe oluşsa bile “şüpheden sanık yararlanır” ilkesine saklanma kolaycılığını sergiliyor. Cinsel suç mağduru çocuk olduğunda bile izlediğim duruşmalardan edindiğim deneyim, yargı sistemimizin ‘erkek korumacı’ yapısını anlamama yetti.

İstanbul 41’inci Asliye Ceza Mahkemesi’nin çarşamba günü açıklanan karar gerekçesi de yine böyle şüphenin varlığına rağmen verilen taciz beraatının gerekçesini açıkladı. Yaklaşık bir yıl önce gündemi hayli işgal etmiş olan Arda Turan ve şarkıcı Berkay arasındaki dava sözünü ettiğim. Berkay ile 9 Ekim 2018 gecesi yaşadığı kavga sonrası Arda Turan’ı 2 yıl 8 ay 15 gün hapis cezasına çarptıran İstanbul 41’inci Asliye Ceza Mahkemesi, ünlü futbolcuya “cinsel taciz” suçundan verdiği beraat kararının gerekçesinde şüphe oluştuğunu söylüyor. Mahkeme, beraat kararına Turan’ın suçlamayı kabul etmemesini, tanık Önder Tiryaki’nin ifadesinde tacizi duymadığını söylemesini ve dosyada Berkay’ın eşi Özlem Şahin’in ifadesinden başka somut ve inandırıcı delil bulunmaması beraat nedeni olarak açıklanıyor. Ancak sanığın suçu işlediğine dair şüphe oluştuğu da belirtiliyor, gerekçede. Tabii hiç şaşırtıcı olmayan bir şekilde vicdani kanaatleri tam oluşmamış. Bu nedenle de şüpheden sanık yararlanır ilkesiyle beraat kararı vermeleri gerekmiş.

Oysa özellikle cinsel suçlarda şüphe suç mağduru lehine kanaat oluşturmalı. Mantık böyle söyletiyor, ispatı zor çünkü. İspat yükümlülüğü yer değiştirmeli. Ne var ki sözlü taciz suçunun bunca yaygın olduğu ülkede yargıçlar, sanığın suçu işlediğine dair şüphe oluşsa bile sanık lehine karar vermekte. Halbuki bilmez değiller toplumumuzda hayatında en az bir kere sözlü tacize uğramamış kadının olmadığını. Hayat tarzı, zaman, mekan, kılık-kıyafet vesaireyle de ilişkisi olmadan köyde, kentte, plazada, pazarda, eğlence mekanında veya hacda, umrede kadınların maruz kaldığı bu suç çok yaygın. Suçun yaygınlığı, suçlunun da çokluğunun göstergesi fakat hakimlerin vicdani kanaati ne hikmetse tam oluşmaz. İspatı, delili kolay bulunamayacak suçlardan sözlü taciz ve tanıkların ki tabii çoğunluğu dostluk ve iş ilişkisi içinde oldukları için şüpheyle karşılanması gereken ifadelerinde üç maymunu oynaması yeter. Özlem Şahin suçlamasında bir anda yalnızlaştırılıp, şüpheden sanık için beraat çıkması, bu tür davalarda yazık ki ilk yargı faciası değil.

Mağdurun onurunun çiğnendiği suçlardan sözlü taciz ve bir kadının onurunu çiğnemek, ruhsatsız silah taşımak ve kavgaya karışmak kadar önemli değil yargı için. Cinsel suç mağduru çocuk, erkek veya kadın olsun fark etmez beyanı esas kabul edilip şüphe oluşmuşsa bu şüphenin mağdur lehine, sanık aleyhine karar çıkması için yeterli sayılması gerekir aslında. Hayatın olağan akışı içinde kadınların, çocukların ya da erkeklerin cinsel saldırıya uğradığını söylemesi kolay değil. Kolay olmayan bu şikayeti dile getirmiş olmasını yargı önemsemeli. Burada bir şüphe oluşmuşsa şüpheyi mağdurdan yana kullanmalı, kararında.

Yazık ki yargı eril zihniyetini değiştiremediği için bu magazinel olay üzerine verilen kararın cinsel suçlarla mücadeleyi çok daha zorlaştıracağını söylemek abartı olmaz. Bir de yargı reformu paketinde cinsel suç mağduru çocukların ifadelerinin kayıt altına alınması önerisi varken… İstediğiniz kadar kayıtların sızdırılması ihtimaline hapis cezaları ihdas edin bu ihtimal orada dururken hiç kolay değil çocukların ve ailelerin konuşması. Üstelik yetişkin ifadelerinin görüntülü kayıt edilmesi rızaya bağlıyken çocuk ifadelerinin görüntülü kaydı için veli/vasi rızası dahi aranmazsa eşitlik de buharlaşıverir, bir kere daha. Yargı reform paketinin içeriğine dair bilgileri öğrenmeye başladığımız günlerde açıklanan bu karar gerekçesi. Şikayette bulunmanın bile zorlaştırılması anlamına gelen yeni düzenleme ihtimaliyle birlikte düşününce bu suçla mücadelenin giderek zorlaşacağı anlaşılıyor. Cinsel suçlarla mücadelede bizi şimdiye kadar olduğundan çok daha zor günlerin beklediğini düşündürüyor ne yazık ki.

 


Berrin Sönmez kimdir?

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi mezunu. Aynı üniversitede araştırma görevlisi olarak akademiye geçti. Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı’na giriş süreci üzerine yüksek lisans tezi yazdı. Halkevi ve kültürel dönüşüm konulu doktora tezini yarıda bırakarak akademiden ayrılıp öğretmenlik yaptı. Daha sonra tekrar akademiye dönerek okutman ve öğretim görevlisi unvanlarıyla lisans ve ön lisans programlarında inkılap tarihi ve kültür tarihi dersleri verdi. 28 Şubat sürecindeki akademik tasfiye ile üniversiteden uzaklaştırıldı. Dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağımlı yargısı, akademik kadroları “rektörün takdir yetkisine” bırakarak tasfiyeleri gerçekleştirdiği ve hak arama yolları yargı kararıyla tıkandığı için açıktan emekli oldu. Sırasıyla Maliye Bakanlığı, Ankara Üniversitesi, Milli Eğitim Bakanlığı ve Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde ortalama dört-beş yıl demir atarak çalışma hayatını tamamladı. Kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunucusu, feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI