Nereden başlamalı, nereye uzanmalı?

Çarşamba, 25 Eylül, 2019
Yaşanan tahribatın neresindeyiz ve kurtarılabilecek ne kadar şey kaldı, daha iyisini yapabilmek için nereden ve kiminle başlamalı? Hangi sorun bugün "düzeltilmeye” başlandığında, ne zaman düzelmenin başladığını fark edebiliriz? Her alan için, kendini düzeltmeye yetecek insan kaynağında rezervler ne durumda?

Türkiye uzunca bir süredir günlük politik hareketliliklere kapanmış, sürekli yenilenen korkunç bir tekrarın içinde yuvarlanıp gidiyor. Aynı meselelerin, yapısal sorunların, bir prizmanın her yüzünden yeniden parlayan akut yansımalarıyla gözü kamaşıyor. Durmadan dönüp duran bir disko topunun aynaları üzerine yansıtılan renkli ışıklar, yalan bir cümbüş üretiyor. Koca bir ülke, “yepyeni bir durumla karşı karşıyayız” denilen öldürücü yeknesaklıkla baş etmeye çalışıyor. Gündelik politik hareketlilik, suçlamalar, yalanlar, giderek devleşen, birikerek büyüyen sorun yığınlarını gözden uzak tutmaya yarıyor. Her şeyin önüne yerleşen politik kriz, bir karış derine bile bakamadan yüzeydeki çırpıntıyı konuşmaktan başka alan bırakmıyor. Oysa biriken sorun yığınları –çoğunun da kaynağı olan- siyasi tıkanmanın şu veya bu biçimde aşılmasıyla hal yoluna girmekten epey uzağa taşınmış halde. Ekonomiden sağlığa, eğitimden yargıya, sanattan medyaya kadar her alanda, bambaşka siyasal koşullar yaratılabilse bile çözümü yılları alacak, belki de çözülemeyecek krizler derinleşiyor. Tıpkı küresel iklim değişikliğinde olduğu gibi çoğu sorun başlığı, geri dönülebilir eşiğin ya hemen önünde ya da eşiği hayli geçmiş durumda.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın kendi yaptırdığı araştırmada, öğrencilerin yüzde kırkının okuduğunu anlayamadığı ortaya çıkıyor. Uluslararası seviye ölçümlerinde dramatik düşüş, merkezi sınavlardaki başarı ortalamalarıyla doğrulanıyor. Yargının adaletle ilgisini kesmesi yetmezmiş gibi hukukla teması da bitiyor. Talimatlarla karar veren mahkemeler, bunu yapmayı görev bilen, yazdığı kararı savunamayıp masaya bırakıp kaçan hakimler, savcılarla doluyor. Üyelerine pasaport temin etmeyi başarı sayan Barolar Birliği Başkanı “görülmemiş” reformlardan bahsediyor. Gelir adaletsizliği, işsizlik, yokluk, yoksulluk giderek daha büyük kalabalıkları takatsiz bırakıyor. Yapısal bozulma memnuniyetsizliğine siyasi temsil adresi bulamadığı için bütün toplum büyük bir çürümeyle içe çöküyor. Her alanda daha kalitesiz hizmet giderek daha pahalı sağlanabiliyor. Yüzyıllar süren mücadelelerle kazanılmış her güvence aşınıyor, birer birer elden gidiyor. Çevre tahribatı, besin güvenliği, kent talanı kendi başına koca bir başlık. Bunları tartışacak bir zemin sağlayabilecek medya, başka ihtiyaçları karşılamak için yeniden biçimleniyor veya aslında biçimsizleşiyor. Kendisine soru soran muhabiri azarlayan cumhurbaşkanını, soru sorduğu için muhabirini azarlayan medya yöneticisi tamamlıyor. Eğitimden sağlığa, medyadan akademiye kadar her alanda başka türlü yapmayı değil gerektiği kadar yapmayı sağlayacak insan malzemesini yetiştirecek mekanizmalar çalışmıyor. Bütün çarklar ‘daha iyi’ fikrini yeşertebilecek sorgulama cesaretini ezmek için çalışıyor.

Bütün bunların yaşadığımız siyasi iklimle, –ister rejim, ister düzen deyin- mevcut yönetme biçimiyle, hakim politik zihniyetle elbette yakın bir ilişkisi var. Olup bitenler bir günde gerçekleşmedi. Bir sabah böyle bir ülkede uyanmadık. Bazıları epey uzak bir geçmişten taşınan, bazıları iyice kronikleştirilen, yenileri üretilen, bir kısmı da içinden çıkılmaz hale getirilen sorunların gelişmesi herkesin gözü önünde cereyan etti ve birlikte seyredildi. “Türkiye neredeydi nereye geldi?” sorusuna verilen cevaplar bir müsabaka sınırını aşamadığı için, eskiden olan ve gelmekte olan bahsinden yaşanan karmaşayı konuşmaya sıra gelmedi. Fakat artık giderek daha net biçimde görüyoruz ki; bugün birden her şey değişse, mesela Erdoğan tamamen başka biri olmaya karar verse, ‘yanlış yapmışız’ dese veya başka bir yönetim iş başına gelse, ‘her şey çok güzel olacak’ dese, hangi sorunların hangi hızda çözülebilir olacağı belirsiz. Yaşanan tahribatın neresindeyiz ve kurtarılabilecek ne kadar şey kaldı, daha iyisini yapabilmek için nereden ve kiminle başlamalı? Hangi sorun bugün “düzeltilmeye” başlandığında, ne zaman düzelmenin başladığını fark edebiliriz? Her alan için, kendini düzeltmeye yetecek insan kaynağında rezervler ne durumda?

İktidar veya iktidar etme biçimi değiştiğinde birden bütün öğrenciler okuduklarını anlayan, tartışabilen insanlara dönüşmeyecek. Üzerlerindeki baskı kalktığında binlerce hocasını tasfiye etmiş, yıllardır biriken sınırlı sermayesini harcamış üniversiteler bilimsel makale sağanağına başlamayacak. “Tamam artık özgürsünüz, hukukun dediği ve vicdanınızın gösterdiği kararları verin” dendiğinde, başka bir iş için göreve getirilmiş, hukuktan bihaber, özgürlük ve vicdan sorumluluğunu edinmemiş yargı mensupları örnek kararlarla yeni bir literatür yazmaya başlamayacak. Siyasi baskılar kalktığında sendikaların kapısında üyelik kuyrukları oluşmayacak. Birden her şeyin kalitesi artıp, bütün hizmetler ucuzlamayacak. Kutuplaşma gevşediğinde insanlar sevgi kelebeğine dönüşmeyecek, birden birbirlerini nasıl sevdiklerinin farkına varmayacak. Üzerindeki baskı kalktığında en doğru soruları soracak gazeteciler bekledikleri yerlerden fırlayıp büyük bir fikri canlılığın fitilini ateşlemeyecek. Ayakta kalmaya çalışan, mesleğini yapamadığı için aktivist olmak zorunda kalanların yorgunluğu, görerek öğrenmenin eksiğiyle malul toyların kalabalığı ve çeşitli oranlarda yamularak var kalabilmişlerin ezikliği kolay silinmeyecek. Soru sormak serbest bırakıldığında, azarlayan çıkmadığında, birden sorular yağmaya, çok daha oturaklı olmaya başlamayacak.

Bugün her çevreden muhalefet odağı, mevcut siyasi krizi aşmak konusunda formüller geliştirmekle, kendiliğinden ortaya çıkabilecek politik imkanlarla fazlasıyla meşgul. Pek çok sorunun doğrudan sebepleri arasında sayılabilecek, birçok sorunun da çözülmesi yanında, konuşulmasının bile önünde engel olan siyasi zemini (rejimi) tartışma konusu yapmak son derece doğal. Artan baskılar, uzayan çözümsüzlük, normalleşen kuralsızlık nedeniyle, bu çabanın yakıcı bir öncelik kazanmasında da anlaşılmaz bir taraf yok. Her türlü meseleyi konuşabilmek için önce siyasi alanın yeniden açılması gerektiğine de kuşku yok. Ancak pek çok sorun başlığında, en “tepede” –o da becerilebilirse- sağlanacak değişikliğin kendiliğinden bir iyileşme yaratmasını engelleyecek daha derin yapısal bozulmalar söz konusu. Bu sorunlar ve bozulmayla baş etmede kritik önemi olacak insan kaynağındaki niteliksel ve niceliksel sıkıntı düşünülenden daha fazla. Böyle olunca muhalefet etme çerçevesini kötü şeyler yapılması talimatlarını verenlerden, bu talimatlara uyan vasata doğru genişletme ihtiyacı ortaya çıkıyor. Sorun başlıklarında da, yavaş yavaş memnuniyetsizlik ve bunu üreten odaklardan daha geniş bir perspektife, daha iyisi için fikirler ve olanaklar aşamasına doğru ilerlemek gerekiyor.


Kemal Can kimdir?

1964 yılında Düzce’de doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden 1986’da mezun oldu. 1984’de Gençlik ve Toplum dergisinde yazdı. 1986-87’de Yeni Gündem dergisinde 1987-90 döneminde Nokta dergisinde, 1990 yılında Sabah gazetesinde gazetecilik yaptı. 1993’de EP (Ekonomi Politika) dergisinde 1994’de Ekonomist dergisinde çalıştı. Yine aynı yıl Express dergisini çıkartan ekipte yer aldı. 1997 – 1999 döneminde Milliyet gazetesine yazı dizileri hazırladı. 1998’de Yeni Yüzyıl gazetesinde, 1999 yılında Artı Haber dergisinde çalıştı. Birikim dergisinde yazıları yayınlandı. 1999 yılında CNNTÜRK’te çalışmaya başlayarak televizyon gazeteciliğine geçti. 2000 yılından itibaren çalışmaya başladığı NTV’de sırasıyla politika danışmanlığı, editörlük, haber koordinatörlüğü ve genel müdür yardımcılığı görevlerinde bulundu. 2013 yılından itibaren kapatılana kadar İMC TV yayın danışmanlığını yaptı. Yazdığı ve yazar ekibinde yer aldığı kitaplar: Devlet Ocak Dergah (İletişim Yayınları 1991), Türkiye’de Sivil Toplum ve Milliyetçilik (İletişim Yayınları 2001), Türkiye Savaşın Neresinde (Metis Yayınları 2001), Homopolitikus Lider Biyografilerindeki Türkiye (Aykırı Yayınları 2001), Devlet ve Kuzgun (İletişim Yayınları 2004), Yoksulluk Halleri (İletişim Yayınları 2007).

YAZARIN DİĞER YAZILARI