Bayramda aile zehirlenmesi*

Cuma, 16 Ağustos, 2019
Birkaç gün boyunca ahbaplık ettiği, bağlandığı hayvanın katline şahit olan çocuğun yaşayacağı tecrübenin travma olduğu düşünülmezdi hiç. Dini vecibeleri bilen, örf ve adetlere bağlı bir nesil yetiştirmenin yolu olarak düşünülen yarım günlük tekne orucu veya yazlık Kur’an kursları gibi görülürdü bu şahitlik.

Ben çocukken kurban bayramlarında kurbanın kesilmesine çocukların şahit olmaları için özel çaba harcanırdı. Birkaç gün önceden satın alınan koyunu, bazen de ortaklı danayı, bir evcil hayvan misali besleyip, sevip okşayan çocuk onun boğazlanmasına, hemen ölmeyip çırpınmasına ve hatta sonra da kafasının kesilip derisinin yüzülmesine, iç organlarının çıkarılıp temizlenmesine şahit olurdu. Kesim işlemi bittikten sonra, bizi koruyup esirgeyeceği düşüncesiyle aile büyüklerinden biri alnımıza kurbanın kanından sürer ve kurban ritüelinin ev dışında gerçekleşen kısmı son bulurdu. O gün ve izleyen günlerde, kurban eti yoksul konu komşuya da dağıtıldığı için hemen her evin mutfağından kavurma/haşlama et ve sakatat kokuları yükselirdi.

Birkaç gün boyunca ahbaplık ettiği, bağlandığı hayvanın katline şahit olan çocuğun yaşayacağı tecrübenin travma olduğu düşünülmezdi hiç. Dini vecibeleri bilen, örf ve adetlere bağlı bir nesil yetiştirmenin yolu olarak düşünülen yarım günlük tekne orucu veya yazlık Kur’an kursları gibi görülürdü bu şahitlik.

Tabii bu anlattıklarım şehirde büyüyen, dinle ilişkileri gevşek olsa da dinin kültürel boyutu gündelik hayatlarına sirayet etmiş, buna rağmen iyi ahlakı dinden üstün tutan, benim çevremdeki orta veya orta alt sınıf ailelerin çocukları için geçerli bir tecrübeydi. Bu ailelerde büyüyen çocukların kayda değer bir kısmı ortalamanın üstünde bir eğitim almış, meslek sahibi ve entelektüel birikimi olan yetişkinler haline geldiler yıllar içinde. Fakat genel ahlakın, ataerkil kültürün, dinin ve geleneğin dayatmalarının biraz da olsa dışına kayan bu yeni kuşak ne zaman bir aile ortamına girse, birkaç günde benimsediği hayvanın kurban edilmesi ritüeline seyirci kalan çocuk oluverdi.

Bayram ziyareti denilen ve bir kısım insan için eziyete dönüşen etkinlik bunun en bariz örneklerinden biri. Yine “iyi aile çocuğu” rolünün dayatmasıyla veya gerçekten iyi niyetle büyükleriniz, akrabalarınız üzülüp kırılmasın diye sürüklenerek gittiğiniz silinip süpürülmüş, pişirilip taşırılmış o evlerde, en hafifinden kıyafetinizin uygunsuzluğu, en ağırından ise politik görüşünüzün vatana ihanet olarak değerlendirilmesi sebebiyle tasalluta uğrayabiliyorsunuz. Öylesi ortamlarda siz ailenin kara koyunu, boyalı kuşusunuz. Onlara benzemiyorsunuz. Başka dünyanın insanısınız ve onlar bu dünyanın dilini bilmiyor, öğrenmek, hatta aşina olmak da istemiyorlar. Ama kendi dünyalarını size dayatıyorlar. Pilavın öyle pişirilmeyeceğini münakaşa kabul etmez bir üslupla beyan eden kayınvalideniz, oy verdiğiniz parti yüzünden sosyal medyada, herkesin önünde sizi azarlayan, vatan haini ilan eden amcanız, çocuk istemiyor olmanızı havsalası almayan herkes sizin kısır olduğunuza hükmetmişken nispet olsun diye hamilelik fotoğraflarını Whatsapp’tan atan kuzeniniz bayram ziyaretinizi bekliyorlardı geçtiğimiz bayram.

Daha kapıdan girdiğiniz anda göz terazisinde tartılarak şişmanladığınız veya zayıfladığınız eleştirisiyle karşılaştınız. Aylardır tartıda aynı rakamı görüyor olduğunuza hiçbirini ikna edemediniz. Aynı anda size çevrilen başlar, duruma göre neden hala evlenmediğinize, evlendiyseniz neden hala çocuk yapmadığınıza, yaptıysanız neden ikincisini yapmaktan geri durduğunuza, hala neden bir baltaya sap veya bir ev sahibi olamadığınıza, oruç tutup namaz kılmadığınıza, neden şu veya bu partiye oy verdiğinize, ikna edici olamayacağı baştan belli yanıtlar vermenizi beklediler. Geçmişte mendil ve harçlık uzatan büyükler ile onların yetiştirdikleri, dedemin “uyaroğlu” dediği sonraki nizami kuşaklar, cinsiyetinize, mesleğinize, gelir seviyenize, medeni durumunuza göre farklı reçeteler yazıp, ayar ve akıl verdiler size. En yaşlıları ibretlik gençlik anılarını kim bilir kaç yüzüncü kez anlattılar ve yeni kuşakların yozluğundan, haz düşkünlüğünden dem vurdular. Bayramlık kıyafetleri, boy boy çocukları, güvenceli işleri, hanım hanımcık veya efendi eşleriyle bayram ziyaretine gelmiş, size akıl vermek söz konusu olduğunda aslan kesilirlerken, politik mevzularda, haksızlıklar karşısında dut yemiş bülbüle dönen, etliye sütlüye karışmamakla övünen, AVM’lere gidip ev ve otomobil için para biriktiren faziletli akrabalarınız karşınızda diziliyken inandığınız bütün değerleri, politik mevzinizi savunmak için bir performans sergilemenin anlamsızlığına bir kez daha ikna oldunuz. Aile ilişkilerinin duygusal boyutu, annenizin sık sık helal etmemekle tehdit ettiği hakkı, babanızın gül hatırı bunu yapmanızı engelledi. Bu da sizin zayıf yanınız belki. Ziyaret ettiğiniz evin misafir odasına şıpınişi bir siper kazıp oraya sığınmak istediniz. Sınıf çatışması, kültürel hegemonya mücadelesi, beden politikaları, cinsiyet ilişkileri o küçük misafir odasındaki göbekli halıdan, orta sehpasından, gümüş şekerlikten, duvardaki aile büyüklerinin portrelerinden, ayağınızdaki eprimiş terlikten ve tabağınızdaki ev yapımı çokkatlı baklavadan kopup size doğru hücum etti. Bunlardan birine gözünüzü dikip zamanın geçmesini beklerken sadece ailenizin karşısında değil, statükoyu temsil eden her türlü kurumun karşısında oturduğunuzu idrak ettiniz. Bir sonraki bayrama kadar geçmiş olsun.

 

*Aile zehirlenmesi tabirini günlük sohbetlerimize hediye ettiği için Kübra Ceviz’e teşekkürler.


Funda Cantek kimdir?

Doğma büyüme Ankara'lı. Ama aslen Niğde'li. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde okurken basın sektöründe çalıştı. Mezun olunca akademisyenliğe geçiş yaptı. 1994-2010 yılları arasında Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde, 2010 yılından, 686 No'lu KHK ile ihraç edilene kadar Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde çalıştı. Kent sosyolojisi, kent tarihi, toplumsal cinsiyet, basın tarihi çalışma alanlarıdır. İletişim Fakültesi ve Kadın Çalışmaları Programı'nda lisans, yüksek lisans ve doktora dersleri verdi. Yabanlar ve Yerliler: Başkent Olma Sürecinde Ankara (İletişim Yayınları, 2003); Sanki Viran Ankara (der), (İletişim Yayınları, 2006); Cumhuriyet'in Ütopyası: Ankara (der) (Ankara Üniversitesi Yayınevi, 2011); Kenarın Kitabı (der) (İletişim Yayınları, 2014) ve İcad Edilmiş Şehir: Ankara (der) (İletişim Yayınevi, 2017) adlı kitapları, çalışma alanlarında çok sayıda makalesi, araştırması bulunmaktadır. Şehirleri keşfetmeyi, sokaklarda yürümeyi, fotoğraf çekmeyi, arşivlerde eşelenmeyi, okumayı sever. Tuna'nın annesidir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI