Kavvam yönetme yetkisi değil ekonomik eşitsizlik ilanı

Salı, 7 Mayıs, 2019
Erkeğin kavvam olması Allah buyruğuymuş gibi sunuluyor. KADEM Başkan Yardımcısı da akıl süzgecinden, özellikle kadın bakış açısıyla akıl süzgecinden geçirmeden Allah buyruğu gibi sunuyor. Oysa ayetin bu kısmı hüküm belirtmez. Buyruk verilmiyor burada, durum tespiti yapılıyor.

Kavvam/kavvamlık, Kur’anî kavramlardan. En çok tartışılanlardan birisi olma sebebi sadece günümüz gerçekleriyle izahı zor oluşundan değil aynı zamanda tarih boyunca müfessirlerce, hayli anlam derinliği kazandırılmış olmasından kaynaklanıyor. Halen canlılığını da sürdürüyor, aşırı nezaketle “anlam derinliği” şeklinde ifade ettiğim husus. En başta Diyanet mealleri, geleneksel yorumlardaki esnetilmiş anlamları aynen sürdürmekte. Meallerde sürdürüyor Diyanet ama tefsirinde çeşitli kaynaklardan farklı yorumları da vermeyi ihmal etmiyor. Sureta son derece hakkaniyetli görünen yaklaşımla yaptığı ise tefsir incelemeye zahmet etmeyenleri, mealindeki ataerkil yorumların tuzağına düşürmek oluyor. İnanan da inanmayan da bu kavramın mealdeki haliyle tanımlıyor dini ve dinde kadının yerini.

Nisa 34, hem kavvam kavramı hem de “darabe” kökünden gelen “vedribuhunne” fiiliyle, günümüz kadınlarının en çok anlamaya çalıştığı ayetlerden. Çünkü tarih boyunca kadınların hayatına yönelik kuşatılmışlık halinin mimarı olarak kullanıldı yorumlarla. Ancak ben bu yazımda sadece ayetin ilk kısmında yer alan kavvam kavramını ele almak niyetindeyim. Kur’anî kavramları, kadının süzgecinden geçirmeyi, patriarkal katkıları eleyerek saflaştırmayı iş edinmek de ramazan tefekkürüne dahil. Açlık değil tefekkür, içe dönüş, kişisel muhasebe, insanın kendisiyle baş başa kalması olarak yaşamayı özlerim hep ramazanı. Ancak mukabele usulüyle hatim, kıraat ibadetinden tefekkürü çıkarmış halde. Ezberin tekrarından ibaret okuma yöntemiyle bir saat için bir buçuk cüz okuyarak hemen koştura koştura evine dönmek zorunda kalıyor kadınlar. Akşam iftar hazırlığı telaşesine yönelmenin vakti geliyor mukabeleden sonra. Ramazan kadınların ayı çünkü eşitsiz aile ortamında ev yükü sadece kadının üstüne yıkıldığı gibi aynı dengesiz tutumla oruç ibadeti iftar sofrasına indirgenmiş halde. Ayrıca camiler farz olan Cuma namazında kadınlara kapatılırken farz olmayan teravih namazları için kadınlara ardına kadar açılır. Bir bakıma kadınların, konu komşuyla sürü sepet halinde de olsa, geniş kitlelere yayılan gece sokağa çıkma eylemine dönüşür teravih namazları. Büyük kentlerin orta halli semt ve mahallerinde, Anadolu şehirleri, kasabalarında, yıl boyunca hiç göremeyeceğiniz kadar çok kadın varlığına şahit olursunuz, ramazan akşamlarında. Gelenekte akşam ezanından sonra dışarıda olmasına itiraz edilen kadın ramazana mahsus yatsı ezanından hayli sonra evine dönerken yadırganmaz. Biraz uyku sonra sahur hazırlığı derken bir ramazan gününün döngüsü, kadınlar için tekrar başlar.

Yoğun, koşturma, telaşe, aşırı özenli sofralar, abartılı sayıda yemek çeşitleriyle dinin, sosyo-kültürel görünürlüğü artarken, oruç ibadetinin kişiyi içsel yolculuğa hazırlama özelliği buharlaşıverir maalesef. Kuran ayı ramazan, bu adetler nedeniyle kimsede tefekkür edecek zaman ve mecal kalmadığından olsa gerek tefekkürsüz tilavetle hatim ayına dönüşür. Lüks iftarların yarattığı mana daralmasını da eklediğimizde oruç ibadetinin de sadece açlığa indirgenerek anlam kaybına uğratıldığını görürüz. Kıraatin hatime, orucun açlığa dönüşmesiyle dinin Sosyo-kültürel boyutta kazandığı önemin yükselmesi arasındaki ilişkiye dikkat çekerek, geleneğe, adetlere itiraz yolunu seçen bense iftar davetlerini paydos edeli çok oldu. Kıraati de tefekkür ile eda etmek maksadıyla kadınların ayı olan ramazanda, kadınları ilgilendiren kavramlar üzerine düşünmek değil de Diyanet İşleri Başkanlığı meal ve tefsirlerinde ele alınış şeklini kritik etmek istiyorum.

İlk olarak esnetilen anlam ve anlam derinliği kazandırma tespitlerinin, Diyanet tefsirindeki ilgili bölümden örneklerle, izini sürelim: “Erkeğin kavvam olması, hangi yetkileri ve vazifeleri ihtiva etmektedir? Bu soruya verilen cevaplar eskiden yeniye değişik olabilmiştir. Yalnızca ayet ve hadislerin lafızlarını değil bunların yanında uygulamayı ve dolayısıyla örf ve adeti de göz önüne alan müctehid ve müfessirler, sözlük manası “bir şeyin üzerinde duran, hakim olan, özen gösteren, onunla yakından ilgilenen” demek olan kavvamlığa “reislik, yöneticilik, eğitim, koruma, savunma, ıslah, kazanma, üretme” manalarını yüklemişlerdir.” Ne denli anlam derinliği kazandırıldığını açıklamış, Diyanet. Tabi bu derinliğin nalıncı keseri misali erkek aklından yana çalıştığını söylemiyor. Tersine tefsirinde de “tarih boyunca erkekler bu işleri ve sıfatları, kadınlardan daha fazla yüklenmişlerdir” cümlesiyle aynı anlamları yeniden üretmekte sakınca görmüyor. Erkeğin kavvam olması Allah buyruğuymuş gibi sunuluyor. KADEM Başkan Yardımcısı da akıl süzgecinden, özellikle kadın bakış açısıyla akıl süzgecinden geçirmeden Allah buyruğu gibi sunuyor. Oysa ayetin bu kısmı hüküm belirtmez. Buyruk verilmiyor burada, durum tespiti yapılıyor. Yaşanmakta olan durumun izahı söz konusu olan kavvamlık sıfatı. Üstelik erkeğin kadına kavvam olması diye bir şey de yok. Aile hayatında kocanın karısına karşı yükümlülüklerini anlatan bir sıfat olarak kullanılıyor. Koca yerine erkek dendiği zaman anlam kopup gidiyor başka yerlere. Bütün erkekler bütün kadınlar üzerinde kavvammış gibi akla ziyan bir hale geliyor. Üstelik, reis, yönetici, eğitici, ıslah edici gibi çok ve çeşitli anlamın bu sıfata yüklendiğini hatırlarsak, kadını güçsüzleştiren yanı açığa çıkar. Tüm bu olumsuzlukları da merhamet, adalet, merhametsizlik, adaletsizlik gibi soyut kavramlarla duygu sömürüsü haline sokarak hepten içinden çıkılmaz şekle büründürmekle dine de kadına da zarar veriliyor.

İşin tuhafı ayette yer alan “bazıları bazılarına üstün kılındığından” ifadesi de erkekler, kadınlara üstün kılındığından şekline çevrilmiş, geleneksel yorumların çoğunda. Diyanet meali daha insaflı davranmış, erkeğin kadına üstünlüğünden söz etmemiş. Diyanet mealinde ayetin ilk kısmı şöyle veriliyor: “Allah’ın insanların bir kısmını diğerlerine üstün kılmasına bağlı olarak ve mallarından harcama yapmaları sebebiyle erkekler kadınların yöneticisi ve koruyucusudurlar (Nisa 34, ilk cümle)” Görüldüğü gibi Diyanet, mealinde esnetilmiş anlamları tercih etmiş. Kavvam sıfatı karşılığında “yönetici ve koruyucu” sıfatları kullanılmış. İnsanların bazılarının diğerlerine üstün kılınması bilgisine dair tefsirde yer alanlarsa sadece erkeğin, kadın karşısındaki üstün becerileri(!) hakkında. Savaşması, parası olması, fizik gücü olması, koruma yeteneği ve bunun gibi yorumlarla ayette cinsiyet tanımının yer almayışına sadık kalınmayan açıklamalar hakim. Bazı insanların akli melekeleri bazılarına üstünken bazı insanların sanatsal yetenekleri, kiminin beden gücünün üstün olma hali anlatılmaktayken erkeğin kadından üstün olduğuna dair kalıp yargılar girmiş meal ve tefsirlere. Ayet bağlamında üstün olma hali, ekonomik güçle ilişkili. karı koca arasında ekonomik gücü üstün olanın diğerinin bakımını üstlenmekte olduğuna dair durum tespiti yapıyor. Vahyin geldiği dönemde, vahyin geldiği toplumdaki mevcut aile nafakasını karşılama biçimini anlatıyor bize. Erkeğin kadın üzerine değil kocanın karısı üzerine kavvam oluşu birinin ekonomik olarak diğerinden üstün oluşuyla ilişkili.

Dolayısıyla kavvam sıfatıyla kocanın, karısı üzerine gözetici oluşu bize, bugün bile çok derin olan ekonomik alanda cinsiyet eşitsizliği uçurumunu anlatır. Harcama yapan yani karısının nafakasını karşılayan koca figürü, tarihsel süreçte kadınların ekonomik güce erişme imkanlarının ya hiç olmadığını veya yok denecek kadar az olduğunu gösterir. Mutlaka erkek, kadın üzerine kavvam olmalı demez ayet, hüküm veya buyruk vermez erek kavvam olacak demez. Tarihin o kesitinde, o kültür coğrafyasında evlilik hukukunun bir parçası olarak kocanın karışının nafakasını karşılama yükünü üstlendiğini bildirir.

Müçtehit ve müfessirler de kavramı açıklarken örf ve adetlere göre yaşanan uygulamaları da dikkate alarak anlamını genişletmişlerdi zaten Diyanet tefsirinden yaptığım alıntıyla görüldüğü gibi. Aile hukukuna ilişkin pek çok düzenleme gibi kavvam sıfatı da örf ile anlamı genişletilip, daraltılabilecek kavramlardan. Geçmişte nalıncı keseri gibi erkek hesabına ataerkinin çıkarına doğru yontularak yapılan yorumların bugün eşitlik lehine, kadın yararına gözden geçirilerek değiştirilmesi, gerekir. Ancak ailenin selametini, erkeğin kadın üzerinde baskı kurmasına bağlı görenlerin, günümüzde aile içinde erkeğin konforunu önceleyenlerin tercih ettiği yorumlarla sanki erkeklere ertelenemez, devredilemez, değişmez, değiştirilemez şekilde kadını yönetme yetkisi tanınmış gibi sunulmaktadır. Hatta ayetin geleneksel yorumlarla değiştirilmiş anlamından yola çıkarak kadınların yönetici olamayacağını ileri sürenler de çok oluyor. Geliri olmayan karısının nafakasını kocanın karşılama durumunu anlatan ayet başlangıcından kadınların kamu yöneticisi olamayacağına dair uzun ince yollar oluşturuluyor. Oysa kavvam kavramı ekonomik cinsiyet eşitsizliğini ortaya koyar.

 


Berrin Sönmez kimdir?

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi mezunu. Aynı üniversitede araştırma görevlisi olarak akademiye geçti. Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı’na giriş süreci üzerine yüksek lisans tezi yazdı. Halkevi ve kültürel dönüşüm konulu doktora tezini yarıda bırakarak akademiden ayrılıp öğretmenlik yaptı. Daha sonra tekrar akademiye dönerek okutman ve öğretim görevlisi unvanlarıyla lisans ve ön lisans programlarında inkılap tarihi ve kültür tarihi dersleri verdi. 28 Şubat sürecindeki akademik tasfiye ile üniversiteden uzaklaştırıldı. Dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağımlı yargısı, akademik kadroları “rektörün takdir yetkisine” bırakarak tasfiyeleri gerçekleştirdiği ve hak arama yolları yargı kararıyla tıkandığı için açıktan emekli oldu. Sırasıyla Maliye Bakanlığı, Ankara Üniversitesi, Milli Eğitim Bakanlığı ve Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde ortalama dört-beş yıl demir atarak çalışma hayatını tamamladı. Kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunucusu, feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI