Ali Rıza Güngen
Ali Rıza Güngen
  • argungen@yahoo.com

Hanelerin borç sorunu çözülebilir mi?

Cuma, 3 Mayıs, 2019
Bugün hanelerin bankalara olan tüketici kredileri ve kredi kartı borçları toplamı 500 milyar TL’nin biraz üzerinde dolanıyor. Haneler bankalara olan tüketici kredisi borçlarını büyük oranda ödüyorlar. Ancak yüksek faiz altında kredi kullanımı azalıyor, geçim sıkıntısı ağırlaşıyor. İcra ve iflas dosya sayısının 2019 yılında 20 milyonu aşmasının gösterdiği üzere borç sorun olmaya devam ediyor.

1 Mayıs gösterilerindeki pankart ve sloganlara kıdem tazminatı sorunu ve emeklilikte yaşa takılanların talepleri damga vurdu. Çünkü çalışanların hakları olan gelire, birikime, tazminata ulaşamamaları ağır bir borç kapanını dayatıyor.

Hanelerin borç sorununa yönelik kapsamlı bir müdahale 2018-19 krizi sırasında henüz görülmedi. Reel sektörün borç sorunu ise müdahalelere karşın çözülemedi. 2018 yılında gerçekleşen 20 milyar dolarlık (120 milyar TL’lik) borç yapılandırması ve üzerine görüşmeler devam eden 8 milyar dolarlık borç oldukça önemli bir miktarı ifade ediyor. Ancak borcunu yapılandıran büyükbaşların yanında halihazırda birkaç yılı aşkın bir süredir zarar eden ve devlet desteğiyle ayakta kalan orta boy ve küçük ölçekli işletmeler de devam edebilmek için yapılandırmaya ihtiyaç duyuyor. Nitekim kapsamın büyütülmesi için çalışmalar sürdürülüyor. Planlanan yasal düzenlemeye göre, yapılandırmadan faydalanabilmek için borç alt sınırı 100 milyon TL’den 50 milyon TL’ye düşürülecek. Alacaklıların üçte ikisi kabul ederse kredinin yapılandırılması diğer alacaklı(lar) için de zorunlu olacak. Enerji Girişim Sermaye Fonu aracılığıyla da sektörün 51 milyar dolar borcu karşısında çaresiz enerji firmalarına imkânlar sunması hedefleniyor.

Söz konusu yapılandırmaların ilk aşaması borçlu sermaye ve alacaklıyı anlaşmaya sevk etmek. Bu gerçekleşmediğinde maliyeti devletin üstlendiği finansal operasyonlarla kurtarma işlemlerine geçiliyor.

Peki, emekçilerin borcunun silinmesi ya da yapılandırılması?

DEVLET BANKALARI ARACILIĞI İŞLEDİ Mİ?

Ocak ayında başlayan takibe düşmeyen kredi kartı borçları için yapılandırma, piyasa faizlerinin oldukça altında yapılandırma olanağı sunuyordu, ancak takipte borcu olan yüz binlerce kişiyi daha baştan eliyordu. Hanelerin borcunun aslan payını oluşturan tüketici kredileri bu kampanyaya dâhil edilmedi. Büyük vaveyla ile başlayan kampanya nisan ayında sessizce bitirildi. Nisan ayında kredi ve mevduat faizlerindeki yükselişe zaten son derece sınırlı olan kredi kartı borcu yapılandırma olanağının da sonlanması eşlik etti.

Bu ve benzeri işlemlerin eğer özel bir karar çıkartılmamışsa etkilerinin bankalara hazineden yapılan aktarım ile kısmen takip edilebilmesi gerekiyor. Muhasebat kayıtlarına göre devlet bankalarına yapılan görev zararı ödemelerinin arttığını görüyoruz, ancak bu artış kriz döneminde beklendiği kadar yüksek değil. 2017 yılında mali kurumlara görev zararı ödemesi 3,3 milyar TL iken 2018’de 3,8 milyara yükseldi. Kredi kartı borcu yapılandırma kampanyası süresince (2019’un ilk üç ayında) gerçekleşen ödemeler ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 25,6 artmış.

Dolayısıyla kampanya baştan çelişkiliydi; hanelerin borunun görece ufak bir kısmı piyasa oranının altında olsa da yüksek faizle yapılandırılabilecekti. Sonuçta bu girişimin resmi bir açıklama yapılmamasına karşın oldukça etkisiz bir şekilde sona erdiğini görüyoruz.

KAPSAMLI YAPILANDIRMA MÜMKÜN MÜ?

Türk-İş’in açıkladığı dört kişilik aile açlık sınırı Nisan ayında 2107 TL’ye dayandı. Asgari ücret ve altında ücret alanlar göz önüne alındığında 10 milyonu aşkın emekçinin (emekçilerin yaklaşık üçte birinden fazlasının) açlık sınırı altında ücret aldığını biliyoruz. Bu koşullarda çalışanların borçlarının bir kısmının silinmesi ve yapılandırılması isteğini daha yüksek bir perdeden dillendirmek gerekiyor.

Bugün hanelerin bankalara olan tüketici kredileri ve kredi kartı borçları toplamı 500 milyar TL’nin biraz üzerinde dolanıyor. Haneler bankalara olan tüketici kredisi borçlarını büyük oranda ödüyorlar. Ancak yüksek faiz altında kredi kullanımı azalıyor, geçim sıkıntısı ağırlaşıyor. İcra ve iflas dosya sayısının 2019 yılında 20 milyonu aşmasının gösterdiği üzere borç sorun olmaya devam ediyor. Hanelerin borçlanma temposunun azalmasına karşı daha kolay borçlanabilmelerini sağlamak değil, borçların temizlenmesi hedeflenmeli. Sorun karşısında yapılacaklar açık: Ücretlerin yükselmesi gerekiyor, aynı zamanda borç kapanına giren yurttaşların nefes almasına yönelik müdahale.

Geleneksel itirazları biliyoruz: Nasıl olacak? Bankalara böyle bir yük yüklenebilir mi? Kazanmadıklarını harcamasalardı…

Ama iş bu kadar ucuz tepkilerle kapatılamaz. Nisan ayının ortasında iki özel banka 894 milyon TL’lik takibe düşmüş alacağını 35 milyona sattı. Takibe düşmüş alacaklarını yüzde 4 değerine elinden çıkaran bu bankalar bilanço temizlemek ve daha kolay kredi verebilmek için bu tarz paketleri varlık yönetim şirketlerine satabiliyorlar. Mevcut yöntem müdahale için de fırsat sunuyor. Asgari ücret ve altı gelir elde edenlerin takibe düşmüş kredi borçlarının benzer bir oranla devlet eliyle oluşturulacak bir kuruma satılması ve silinmesi oldukça düşük maliyetli bir işlem. İtiraz edecek olan bankalar hâlihazırda zaten benzer işlemleri sattıkları portföyün içeriğini açıklamadan yapıyorlar.

Hanelerin borç miktarının düşürülmesi için asgari ücretin örneğin iki katına kadar gelir elde edenlerin borçlarının piyasa faizlerinden daha düşük (devlet borçlanma faizinin yarısından daha düşük) faizlerle uzun vadeli yapılandırılması mümkün. Şirketlerin borçlarının yapılandırılması için bankaları zorlayanlar, maliyetin bir kısmını devletin üstlendiği haneleri rahatlatmaya yönelik bir operasyon için kılını kıpırdatmıyorsa, işlemin imkânsız olduğunu sonucuna varılmamalı.

SERMAYENİN NORMALİ VS. KRİZDEN KORUNMAK

Kriz yönetimi sırasında ortaya saçılan söylemlerde sermayenin fantezi dünyasında her şeyin mümkün olduğunu, kendi gündelik yaşamımıza doğrudan olumlu etkide bulunacak müdahalelerin ise gerçek dışı olduğunu dinliyoruz. Seçim sonrasının siyaseten normalleşme öforisi geride kaldı gibi, ama ekonomi yönetimininki geride kalmadı: Ölümü gösterip sermayenin normaline razı etmeye çalışıyorlar.

Hanelerin borcunun bir kısmının silinmesi ve bir kısmının yapılandırılması mümkün ancak sorun esasen bunun ne için yapılacağı. Borçlandırmaya dayalı birikim anlayışı iflas etti ve fakat krize verilen temel tepki kredi genişlemesine dayalı büyüme döngüsünü yeniden başlatmaya çalışmak oldu.

Kredi genişlemesine dayalı ve nihai olarak haneleri borçlandırma üzerine kurulu mevcut birikim anlayışının devamı için bir yapılandırma, “iyisi mi borçlanma döngüsünü en baştan başlatalım” demek. Geçen aylarda görüldüğü üzere vadesi dolmuş bir modelde ısrar anlamına gelir.

Eğer yapılandırma ücretliler üzerindeki vergi yükünün düşürüldüğü, stratejik sektörlerden başlayarak kamu mülkiyetinin yaygınlaştırıldığı, bazı holdinglere haksız kazanç ve aktarım sağlayan sözleşmelerin iptal edildiği bir ekonomik dönüşüm programının parçası olarak gerçekleşirse o zaman umut var demektir. Krizin toplumsal tahribatının hafifletilmesi emekçilerin borcunun kapsamlı yapılandırılmasından geçiyor. Eş zamanlı biçimde çalışanların daha geniş bir bölümünün bireysel emeklilik sistemine yeniden/zorunlu dâhil edilmesini ve kıdem tazminatına kolay ulaşılamamasını öngören düzenlemelerin yasalaşmasını engelleyecek bir seferberlik gerekiyor.


Ali Rıza Güngen kimdir?

Siyaset Bilimci, araştırmacı ve çevirmen. Doktorasını ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi’nde tamamladı. 2010 yılında City University of London’da misafir araştırmacıydı. 2013 yılında Türk Sosyal Bilimler Derneği’nin Genç Sosyal Bilimci ödülüne ve Behice Boran Özel Ödülü’ne layık görüldü. 2014-15’te Queen’s University’de doktora sonrası araştırmacı olarak çalışmalarına devam etti. Praksis Dergisi yayın kurulu üyesidir. Türkiye’de borç yönetimi, küresel Güney’de finansallaşma ve devlet kuramı alanlarında yayımlanmış çalışmaları bulunmaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI