Ali Duran Topuz
Ali Duran Topuz

Hafıza ve siyasal şiddet, linç ve soykırım

Çarşamba, 24 Nisan, 2019
Davutoğlu, Suriye’yi, Hrant Dink’i, Tahir Elçi’yi hiç hatırlamıyor. Bahçeli ise bir linç eylemini güzellerken Ermeni ve Rum’u hiç unutmuyor. Kökü 1915’e giden Türk-İslam sentezinin hafızasının çalışma biçimidir bu.

Ahmet Davutoğlu, 26 sayfalık “manifesto” adı verilen metninde ağır hafıza kayıplarıyla malul olduğunu ortaya koydu: O iktidar partisinin muktedir figürlerindenken olan biten bazı şeyler hiç yoktu metinde.

Mesela Suriye yoktu. Hem dışişleri bakanı hem de başbakan olarak Suriye politikasının kurucu ve yürütücü mimarlarındandı. Tek kelime etmiyordu oysa, sözüm ona iktidar partisindeki hata ve olumsuzlukları sıraladığı tam 26 sayfalık metinde.

HRANT DİNK, TAHİR ELÇİ VE TOLEDO

Mesela, kin ve nefreti, ayrımcılık ve saldırgan dili 2013 Gezi eylemleri ile başlatıyordu, ondan önce her şey güllük gülistanlık, her şey başarılı, her şey iyidi. Bu metne inanırsak, Hrant Dink diye biri hiç olmamış sanabiliriz. Oysa Hrant, sistematik, iktidarın bir çok figürünün içinde olduğu bir nefret söyleminin yol açtığı atmosferde bir nefret cinayetine kurban gitmişti. Yok, ne nefret cinayeti, bitmeyen soykırımın devamıydı, 1 milyon 500 bin can kaybının devamıydı. Davutoğlu’nun teorisyenleri arasında olduğu AK Parti’ye göre ataları öyle şeyler yapmaz, kimsenin canına kıymazdı, bunlar iftiraydı, Hrant Dink de yargılanıp cezasını çekmeliydi.

Davutoğlu bir kişiyi daha unuttu tamamen, “Sur’u Toledo gibi yapacağız” derken başbakandı mesela. Manifestosunda o günleri “Çukur eylemleri” adıyla, iktidar partisinin dengesini bozan olaylar içinde anıyor ama mesela o sırada Dört Ayaklı Minare’nin altında canına kıyılan Tahir Elçi’yi hatırlamıyordu hiç. Oysa başbakanlık görevindeydi ve televizyonda ilk yaptığı açıklamada Tahir Elçi’yi sıradan bir ölü olarak rahmetle anarken aynı gün yaşamını yitiren iki polisi “şehit” diye anıyordu. Tahir Elçi niye şehit olmuyordu? Kurşunu atan yer mi buna engeldi, Kürt oluşu mu, bir televizyon programında sadece söylediği sözler yüzünden nefret söyleminin hedefi olduğu için mi? Ama Davutoğlu’na sorarsak “kin, nefret, ayrımcılık, ayrıştırma” hep o aktif görevden ayrıldıktan (yani başbakanlıktan azledildikten) sonra ortaya çıkmış, fikir özgürlüğü, her tür özgürlük sadece o gittikten sonra tahrip edilmiş. Sonradan bir kısmı KHK ile atılan akademisyenlerin, imzacı akademisyenlerin maruz kaldığı muameleler, hedefe konulmaları da onun başbakanlığı döneminde cereyan etmişti.

SİYASAL İSLAMCILIK VE SİYASAL TÜRKÇÜLÜK

Nedir bu unutkanlık? Bu bir ideolojinin işlemesi için gerekli unutkanlıktır, Davutoğlu’nun dahil olduğu “siyasal İslamcılık” ve yapışık ikizi “siyasal Türkçülük”, kendisinden kaynaklanan olumsuz fiilleri ya hiç anmaz, ya çarpıtarak anar ya da terse çevirir. Teröristler çukur kazdı, yoksa biz iyiyiz. Ermeniler arkadan vurdu vuracaktı, yoksa atalarımız çok iyidir. (Hep hatırlatmak lazım: 1915’te iktidar olan İttihat ve Terakki, Batıcı ve ilerlemeci yanlarıyla Davutoğlu dahil tüm iktidar üyelerinin hep lanetlediği şeytanlardır, ama iş soykırıma gelince pirüpak atalar galerisinde saygın isimlere dönüşürler.)

Davutoğlu için Gezi, ondan önceki özgürlük kısıtlamaları ve nefret söylemine cevap olacak değil ya, olsa olsa gizli, karanlık, kötü niyetli kişilerin içinde olduğu bir şeydir.

ÇUBUK MESELESİ: HEP AYNI MAKİNE İŞ BAŞINDA

En son herkesin gözünün önünde cereyan eden Çubuk vakası bile aynı işlemle hafızalara kaydedilmek isteniyor: Kılıçdaroğlu’nun ne işi var orada? Halkın gazı var. Sert adamlar zaten. Hem ‘PKK’nin siyasi uzantısıyla’ işbirliği yap, hem cenazeye git, olacak şey mi? Ne Bahçeli koalisyonun ne büyük ortağı Recep Tayyip Erdoğan, saldırganlara en ufak bir söz söyledi. Elinize sağlık demenin bir başka yoludur bu. Yeni şiddetlere kapı açmaktır. Yoksa, normal bir devlet ve onun adamlarının ne diyeceği bellidir: Kimse kendini kanunların yerine koyamaz. Kimse böyle bir şeye kalkışamaz. Yapan cezasını çeker.

ERMENİ, RUM NERDEN ÇIKTI?

Bahçeli’nin bir lafı daha var, Kemal Kılıçadaroğlu’na saydırdığı konuşmasından bir cümle, ama bu sefer Ekrem İmamoğlu’na, hani şu kendilerine ağır bir yenilgi yaşatmasını hazmedemedikleri İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı, CHP’li. Zaten “işbirliği” filan dedikleri de HDP tabanının, yani ezici çoğunluğu Kürt olan seçmenin gidip İmamoğlu’na oy vermesi. Bahçeli’nin lafı şöyle:

“Ekrem İmamoğlu terörist Demirtaş’a methiyeler düzmekte, Ermeni’sinden Rum’una ne var ne yok selam göndermektedir.”

Davutoğlu, ideolojik çarkını “unutmalar” üzerine yerleştirerek çalıştırıyor, Bahçeli ise “hatırlamalar” üzerine: Demirtaş’ı hatırlıyor, terörist olarak. Haydi onu anladık, Demirtaş’ın selamının da yenilgilerinde payı var peki Ermeni ile Rum? İkisinin İstanbul seçmen nüfusunu toplasan yüz bin etmiyor, Rum kala kala bir iki bin kalmış, Ermeni elli altmış bin. Niye hatırlanıyor bu iki topluluk, camide ana muhalefet partisi ve partilileri linç edilmek istenirken, güvenlik için girdikleri evin yakılması için çığlıklar yükseliyorken? Siyasal figürler şiddet hedefi olmuşken?

ŞİDDETİ HAKLILAŞTIRMA PROSEDÜRÜ

Basit aslında: ortaya çıkan şiddetin haklılığını, oluşturulmuş özel kıyıcı hafızanın, kendi milliyetçi-ırkçı hafızasının iki nefret objesine yönlendirerek teyit ediyor. “Teröristlere övgüler düzen, Ermeni’sinden Rum’una selam gönderen” bir adam, onun partisi ve partisinin lideri cami avlusunda dövülmüş çok mu? Sert adamlar sert şeyler yaparlar.

Hasılı Davutoğlu unutarak siyasal sahnede sonuç alma peşinde, sureti haktan görünmenin yolunu öyle bulacağını düşünüyor. Bahçeli ise hatırlayarak ve hatırlatarak. İkisinin de hafızası, unuttukları ve hatırladıkları kök olarak 1915’e kadar gider. Bu lafların hepsinin 24 Nisan’dan bir iki gün önce ortaya saçılmış olmasında da bir hikmet var. Soykırımın ya hiç yokmuş gibi yapılması ya da haklılaştırılması arasındaki farktır ikisinin farkı; siyasal şiddetin kendi lehlerine işlediği sürece onaylanması, kendi programlarına sekte vurduğu zaman unutulması ve sadece rakip, muhalif ya da karşı şiddetin (soykırıma direnme için olanlar dahil) lanetlenmesi. Kalanların karanlık, pis, dahili ve harici bedhahlara yüklenmesi. İktidardaki Türk-İslam sentezinin hafızası ve unutması işte böyledir. Ve yeni kötülüklere hazırlanıyor gibi duruyorsa hep hazır olduğundandır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI