Aydın Selcen
Aydın Selcen

Doğan görünümlü Şahin diplomasi

Pazar, 3 Şubat, 2019
Bakarsınız Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Altun yahut Başdanışmanı Kalın bir kamu diplomasisi atılımı yapar, geçenlerde Tayland’da ailesinden kaçan Suudi genç kızı Kanada’ya buyur eden Başbakan Trudeau’ya parmak ısırtarak, Buğçani’yi “gavur eziyetinden” kurtarır, Kürtlerin (de) anavatanı güzel ülkemize getirirler.

Behruz Buğçani (“Behrouz Boochani”), İran Kürdistanı’nda Zagros Dağları’nın doğu eteklerindeki aynı adlı eyaletin başkenti İlam’dan bir Feyli Kürt yazar. Feyli Kürtler Şii; bölge Loristan, halkı Luriler veya Lorlar olarak da biliniyor. Buğçani, 2013 yılında Avustralya’ya deniz yoluyla kapağı atıp, sığınma talep ediyor. Derhal, değil Avustralya, ta Papua Yeni Gine’nin kuzeyindeki Manus Adası’ndaki kampa (bir benzeri de Nauru’da var) götürülüp, enterne ediliyor.

O gün bugündür diğer binlerce sığınmacıyla birlikte gayri insani koşullarda mahpus tutulan Buğçani adaya varır varmaz bir kitap yazmaya başlıyor. Farsça yazdığı kitabını telefonundaki mesajlaşma uygulaması üzerinden parça parça Avustralya’ya iletmeyi beceriyor. Üzerine bir de, yine telefonuyla, ada hayatını anlatan bir film çekiyor. “Dağlardan Başka Dost Yok” (aaa, tanıdık mı geldi?) adlı kitap İngilizce’ye çevrilip Avustralya’nın en prestijli “Victorian” ödülünü kurgu olmayan yapıtlar kategorisinde 2019 yılında, yani bu sene geçtiğimiz günlerde kazanıyor.

Behruz Buğçani.

Avustralya, Türkiye’ye kuş uçuşu yaklaşık 12 bin 500 km uzaklıkta. Buğçani’nin doğup, büyüdüğü İlam ise komşu Irak’ın başkenti Bağdat’la aynı enlemde, hemen sınırın İran tarafında. Hani Suriyeli dört milyon kardeşimize yüce gönüllülükle ev sahipliği yapıyoruz, hani PKK/PYD de terörist ama Kürtler kardeşimiz. Eh bakarsınız Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Altun yahut Başdanışmanı Kalın bir kamu diplomasisi atılımı yapar, geçenlerde Tayland’da ailesinden kaçan Suudi genç kızı Kanada’ya buyur eden Başbakan Trudeau’ya parmak ısırtarak, Buğçani’yi “gavur eziyetinden” kurtarır, Kürtlerin (de) anavatanı güzel ülkemize getirirler. Tabii mutasavver davete Behruz Bey’in kendi icabet eder mi, onu bilemem.

Manus Adası

Selahattin Demirtaş, TBMM’de temsil edilen HDP adlı bir partinin eş genel başkanıydı. 5 Kasım 2016 tarihinden bu yana Edirne Cezaevi’nde tutuklu. Neredeyse iki buçuk yıl olacak. Yattığı hapishaneden cumhurbaşkanı adayı oldu ve 24 Haziran 2018 tarihinde yapılan seçimlerde dört milyon iki yüz bin seçmenin oyunu aldı. Cezaevinden yazdığı “Seher” adlı öykü kitabı Dipnot tarafından raflara konulduğu 16 Eylül 2017’den beri gayet iyi okunuyor, bilebildiğim kadarıyla sekiz dile çevrildi ve ABD’de de yayımlandı. Şimdi aynı Demirtaş, Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterildi. Osman Kavala da aday. Demek Buğçani’ye davet bir fanteziden, benim kişisel bir hezeyanımdan ibaret.

Neyse şimdi icat çıkarmayalım. Kravatlı diplomasiden, kırmızı (bizde artık türkuvaz pardon) halılardan söz edelim. Gözden düşen ve ünvansız KDP doğal lideri Mesut Barzani 28 Ocak’ta Amman’a gitti, Ürdün Kralı II. Abdullah tarafından ağırlandı. Aynı Kral II. Abdullah 2-3 Şubat’ta Ankara’da. Ondan önce anımsayınız, Irak Cumhurbaşkanı (yine Kürt ama KYB’li) Dr. Berham Salih 3 Ocak’ta Ankara’yı ziyaret etmişti. Ürdün Kralı’nın hemen ardından ise Yunanistan Başbakanı Tsipras 3-4 Şubat’ta geliyor. Beğenilmemeyi bırakın herhalde gelse tutuklanacak PYD lideri İlham Ahmed ise Vaşington’da resmi temaslarda bulunuyor, hatta Başkan Trump’ın Kongre’de yapacağı “Birliğin Durumu” (“SOTU”) konuşmasına davetli.

Başkan Trump Fırat’ın doğusunda sanki bize bir madik atacağa benziyor: Başka ülke kalmamış gibi hem Fransa, hem Britanya’ya asker gönderme çağrısında bulunmuş, bir de şu Buğçani’yi mahpus tutan Avustralya’ya. Ankara’dakileri yormayayım, müsaade buyursunlar, bu satırlardan ona şahsım gürlesin: “Sayın Turup, eğer zihninizde Saykıs-Pikot hayalleri var ise, eğer 12 bin 500 km ötedeki Avustralya’dan asker getirteceğiniz doğru ise, sizi buyurun 18 Mart’ta Çanakkale’deki ANZAC şehitliklerinde ağırlayalım! (kuvvetli alkışlar)”

Halbuki hariciye vekili Çavuşoğlu da diyesiydi ki “ABD ile ‘rejimin’ Fırat’ın doğusuna geri gelmemesi konusunda hemfikiriz.” E, olacak iş değil de, işte Fransa-İngiltere-Avustralya gücü konuşlanırsa, Suriye ordusu oraya geri gelmez? Ama Astana Üçlüsü’nden ortağımız Rusya da önceliğini aksi gibi Suriye’nin egemenliğinin ülkenin tamamına yayılması olarak sürekli vurguluyor. Mesela Idlip ülkede, hakeza Fırat’ın doğusu da öyle. Hoppala, bir de Temsilciler Meclisi Trump’ın Suriye’den çekilmesine taş koyacak yasama faaliyetine girişti. Yönetimin elinde Halkbank’a para cezası, Kongre’nin elinde F-35’e takoz olmak kartları duruma göre masaya konulmak üzere ayrıca duruyor.

Hep eleştiri, hep kuru gürültü. Hayır, sadece yukarıdaki Irak Cumhurbaşkanı, Ürdün Kralı ve Yunanistan Başbakanı ziyaretlerini yan yana dizsek, laboratuvar koşullarında sevindirici. Arkasına her tezkere TBMM Genel Kurulu’na geldiğinde otomatik el kaldıran mümtaz anamuhalefet partimiz CHP’nin yeni Suriye Yol Haritası belgesini de yine laboratuvar koşullarında eklesek daha da gönenmek olası. Bir yandan bölgesiyle diplomasiyi zorlayan bir iktidar, karşısında komşuda barışı önceleyen, Kürt Meselesi’ne de dengeli, akılcı yaklaşan bir anamuhalefet görünümü. Daha ne istenir? Tam bir demokrasi şöleni bu dostum!

Üstelik, ABD’nin diğer bir komşumuz, hani şu başlangıçtaki Buğçani’nin kendini zor kurtardığı, İran’ı çevreleme siyasetine (haklı) ayak sürümek tutumumuzda da yalnız değiliz. Britanya, Almanya ve Fransa birlikte üçlü olarak ABD ambargosunun etrafından dolaşmaya cevaz verecek bir mekanizma üzerinde anlaşıp, bunu duyurdu. Bizim için kuşkusuz sevindirici olmalı. Ama çok sevinemedik zira Vaşington bu defa bizimkilerin Venezüela ile altın alışverişini mercek altına alıp, dişlerini gösterdi. Rıza Sarraf diye bir babayiğit vardı desem, çağrışım yapar mı sizde? Şu ekonomik bakımdan az sıkıntılı günlerde, çil çil Venezüela altınlarıyla kasa rahatlığı arayışı mı? Bilemem.

Değindiğim “ceteris paribus” (“laboratuvar koşulları”) kısıtlamasını kaldırırsak sevgili okur, ibre maalesef kırmızıya dönüyor. Nasıl dönmesin, tutuklu milletvekilleri Gültan Kışanak ve Sebahat Tuncel’e daha yeni on beşer yıl hapis cezası verilmedi mi? Diplomasiden anlaşılması gereken, halkla ilişkiler, “dostlar seçim öncesi alışverişte görsün” müdür? Bizi beğenmeyen ABD, Mısır’la, Suudi Arabistan’la sıkı fıkı değil mi? “O zat orada oldukça” ne Kahire, ne Şam, ne Tel Aviv’le normalleşme, yani bildik diplomatik ilişki kurmak yasak değil mi? Değerli yazar İhsan Oktay Anar “dünya dediğimiz şu gebergâh” diyor. Sadık amadenizde de yorum böylece tükeniyor.


Aydın Selcen kimdir?

1969 İstanbul doğumlu ve Saint Joseph Lisesi ile Marmara Üniversitesi İngilizce Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunudur. 1992-2013 arasında Dışişleri Bakanlığı'nda meslek memuru olarak çeşitli görevlerde bulundu. Son olarak 2010-13 tarihleri arasında Erbil Başkonsolosluğu görevinde bulundu. Merkeze döndüğü gün "memuriyetten istifa etti." Genel Energy petrol şirketinde bir buçuk yıl siyasi danışmanlık yaptı. 2015'den beri bağımsız olarak özellikle Irak ve Suriye konularında yazıyor. Galatasaray kongre üyesidir. Alaz adında bir kızı var.

YAZARIN DİĞER YAZILARI