Basılan Türk karargâhının anlattıkları…

Pazartesi, 28 Ocak, 2019
Rojava ile birlikte bütün bu coğrafyadaki değişimi tersine çevirmek için geliştirilen söylem, “İnlerine gireceğiz.” Hangi in? Mesele, 160 km uzunluğunda bir alana yayılmış olan Kandil silsilesini çok aşmış, şehirlerde yapılanmalara dönüşmüş durumda. Kürt sorununun çözülmediği her zaman dilimi, PKK çizgisinin daha büyük bir coğrafyada yatay ve dikey genişlemesine yarıyor.

“Huzurumuza, refahımıza kastedenlere hayat hakkı tanımayacağız. İçeride ve dışarıda.”

Irak Kürdistan’ında PKK’ye karşı hava bombardımanı sırasında yaşanan sivil kayıplar üzerine Türk üssünü basan Kürtlerle ilgili Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözü bu.

Ortadoğu’ya düzen vermekten Türkiye’yle uyumsuz her şeyi düzlemeye dönüşen müdahaleciliği betimliyor. Caydırıcı, cezalandırıcı, yok edici… Barışçıl çözüm seçeneklerini tepeleyip çatışmayı yücelten Cumhur İttifakı’nın kimyasına uygun bir dizin.

“Huzurumuz kutsaldır!”

Kimin huzuru kutsal değildir? Kutsalı olan, başkasının huzurunu da kutsal bilendir.

2011’den itibaren Libyalı, Arabistanlı, Yemenli, Ürdünlü, Mısırlı, Cezayirli, Faslı, Kafkasyalı, Doğu Türkistanlı onbinlerce cihatçı Suriye’nin huzuru için geldikleri için mi Türkiye sınırlarında VIP muamelesi gördü? Yemen ve Libya limanlarında silahlarla yakalanan Türk gemileri huzur için mi seyrüsefer halindeydi?

Hükümet ‘terörle mücadele’ konseptini, yol açacağı sorunlarla baş edemeyecek kadar genişletmede ısrar ediyor. Suriye’de Afrin’den Fırat’ın doğusunda 490 km’lik şeride, Irak tarafında Kandil dağ silsilesinden Şengal’e ve ülkenin orta yerinde Mahmur’a kadar geniş bir coğrafya ‘terörle mücadele’ alanı olarak tanımlanıyor. Tahran’ın onayına bağlı olarak kısmen İran toprakları da bu alana dahil.

Irak Kürdistan’ındaki kaynaklara göre Türkiye’nin son zamanlarda yürüttüğü hava operasyonları sırasında ölen sivillerin sayısı 20’yi buldu. 26 Ocak’ta Duhok’un Amedi ilçesine bağlı Şiladze’den bir grubun Sire’deki Türk askeri karargâhını basmasına sebep de hava saldırılarıydı. Deraluk bölgesindeki Geli Reşava köyünde düzenlenen saldırılarda 22 Ocak’ta 4, 25 Ocak’ta 2 sivil öldü. Milli Savunma Bakanlığı bu operasyonlarla ilgili “21 bölücü terörist etkisiz hale getirilmiştir” demişti. Karargâh etrafındaki olaylar sırasında bir gösterici öldü, 15’i yaralandı. Türk askerinin kaldığı odalar, araçlar ve iki tank ateşe verildi.

Erdoğan, “Bugün Kuzey Irak’ta yanlış yapmak istediler. İHA’lar, uçaklar kalktı. Hepsi dağıldı” dedi. Ardından girişte yazdığım cümleyi söyledi. Milli Savunma Bakanlığı, “PKK terör örgütünün provokasyonu neticesinde bir saldırı gerçekleşmiştir” açıklamasını yaptı. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da PKK’yi sorumlu tuttu: “Yerel halkı kışkırtmaya başladılar. Arkasında PKK’nın olduğunu biliyoruz.”

Bölgeye Peşmerge güçlerini gönderen Kürdistan Bölgesel Hükümeti de Ankara’yı yatıştıracak bir beyanata bulundu: “Olayların arkasında kaos çıkarmak isteyen eller var. Soruşturma sonucunda provokatörler cezalandırılacaktır.”

***

Durumun tartışılmasını ve anlaşılmasını istemiyorsanız basitçe her şeyi provokasyona bağlayabilirsiniz. Bu izahat, hakikat adına “siviller öldü” demeyi bile ‘terör propagandası’ sayan siyasal iklimde zihinlerde durulma yaratıyor. Bu olay, Türkiye’nin insansız hava araçlarının ağırlık kazanmasına paralel olarak ‘hedef gözeten isabetli atışlar’ yapıldığına dair iddialı yeni terörle mücadele stratejisinin önündeki handikaplara işaret ediyor.

Karargâhın önüne gelip bir bildiri okuyan göstericilerin üç talebi vardı:

– Türkiye hava operasyonlarına son versin
– Bölgedeki Türk askerleri çekilsin ve egemenliğe saygı gösterilsin.
– PKK topraklarımızı terk etsin.

Yani sivil ölümlerin beslediği öfke sadece Türkiye değil PKK’yi de hedef alıyor. Kuşkusuz PKK kamplarının bulunduğu alanlarda köylülerle etkileşimi var. Ama bu insanlar çatışmaların bedelini ödemek de istemiyor. Bu bölgedeki Kürtlerle ilgili başka siyasal bir realite de şu: Kani Mase, Bamırne, Amedi gibi yerlerde tarihsel olarak Barzanilerle ya da Kürdistan Demokrat Partisi’yle (KDP) husumeti olan Kürt aşiretleri yaşıyor. Üssü basanlar da Rekani aşiretinden insanlar. Buradaki Kürtler bu husumet nedeniyle Saddam döneminde KDP’ye karşı Bağdat’tan yana oldular. 1990 sonrası KDP, PKK’ye karşı Türkiye ile birlikte savaşa girdiğinde bölgenin Kürtleri farklı bir pozisyon almıştı. Bu süreçte bölgedeki Kürtler, Kürdistan Yurtseverler Birliği’ne (KYB) kaymıştı. Ancak Kürdistan Bölgesel Hükümeti’nin inşası sürecinde KDP tekrar güç kazanınca Kürtlerden bir kısmı KDP’ye katıldı, bir kısmı Musul gibi yerlere gitti. KDP alanlarında rahat hareket edemeyen PKK, KYB’nin bölgelerinde nispeten daha fazla ağa sahip. Üst düzey iki MİT görevlisinin Ağustos 2017’de Süleymaniye yakınlarında kaçırılmasının ardından Türkiye’nin baskısıyla KYB’nin PKK’ye karşı aldığı önlemler de durumu fazla değiştirmiyor. Şengal gibi gri alanlarda ise PKK çizgisi daha kolay damar bulabiliyor.

Bu bölgeyle ilgili bir diğer husus: Ekonomik olarak daha geri bırakılmış olan bölgede İslamcı Kürtler giderek palazlanıyor. Bu tür tepkilerin gelişmesi şaşırtıcı değil.

Bunun ötesinde Türkiye’nin güneydeki üsleri ve sınır ötesi operasyonlarıyla ilgili rahatsızlık hem Kürdistan hem de Irak siyasetinde belirginlik kazanıyor. KDP, Türkiye ile ilişkilerin hatırına PKK’ye karşı yürütülen mücadelenin bir parçası olageldi. Ancak içeride farklı meydan okumalarla karşı karşıya kalan KDP, PKK’ye karşı hassasiyetini sürdürse de eskisi kadar bu savaşa aracılık etmek istemiyor. Bölgeden bir gazeteci dostumun son olayla ilgili yorumu şöyle:

“İnsanlar karargâhı basmaya gitmedi. Aileler ölümleri protesto etmek için bir bildiri okudu. Ancak kalabalığa ateş açılması üzerine olaylar büyüdü. Ama işin ilginç tarafı, KDP zamanında müdahale etmedi. Bu soru işaretidir. Belki bunun üzerinden bir siyaset oluşturmak ve Irak hükümeti üzerinden ‘PKK ve Türk askeri çıksın’ diye bir kampanya başlatmak istiyor.”

Bu konuda Bağdat’ta da artan bir hassasiyet sözkonusu. Irak’la diplomatik temasların ana gündem maddelerinden biri artık Musul yakınlarındaki Beşika dahil tüm üslerin boşaltılması. Bu mesele Irak’la normalleşme çabalarının önündeki en önemli engel. Irak hükümeti IŞİD’le savaşı bitirip kontrolü ele aldıkça bu konuda daha keskin bir politika izleyebilir.

***

Ankara askeri çözümde ısrar ediyor. Fakat önümüzde çok yalın bir gerçek uzanıyor: Yıllardır kuzeydoğu hattında Kandil, Ranya ve Bahdinan bölgelerinde etkin olan PKK, 2014’ten itibaren IŞİD ile mücadelede Şengal, Kerkük ve Celevle gibi yerlerde de nüfuzunu artırdı. Rojava ile birlikte bütün bu coğrafyadaki değişimi tersine çevirmek için geliştirilen söylem, “İnlerine gireceğiz.” Hangi in? Mesele, 160 km uzunluğunda bir alana yayılmış olan Kandil silsilesini çok aşmış, şehirlerde yapılanmalara dönüşmüş durumda. Kürt sorununun çözülmediği her zaman dilimi, PKK çizgisinin daha büyük bir coğrafyada yatay ve dikey genişlemesine yarıyor. Sadece sahada değil Türk diplomasisinin önemli bütün ayaklarında, Kürt sorununun yarattığı açmazlarla boğuşuluyor. Yakıcı bir gerçeğe, gerçekçi bir yaklaşım gerekiyor. Sorun, İHA’larla, yeni üslerle, tamponlarla ihata edilebilecek kadar konsantre değil. İşte bu yüzden Kürt sorununa siyasal çözüm hayati önem arz ediyor.


Fehim Taştekin kimdir?

İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun oldu. Gazeteciliğe 1994’te muhabir olarak başladı. Yeni Şafak, Son Çağrı, Yeni Ufuk, Tercüman, Radikal ve Hürriyet gazetelerinde çalıştı. Bir dönem Ajans Kafkas’ın kurucu editörü olarak Kafkasya üzerine çalışmalar yürüttü. Kapatılıncaya dek İMC TV’de dış politika programları yaptı. Gazete Duvar ve Al Monitor’da köşe yazılarına devam ediyor. “Suriye: Yıkıl Git, Diren Kal”, “Rojava: Kürtlerin Zamanı” ve “Karanlık Çöktüğünde” adlı kitaplara imza attı.

YAZARIN DİĞER YAZILARI