'Belediyeleri Kadınlarla Sınamak'

Salı, 15 Ocak, 2019
"Cumhuriyet tarihi boyunca seçilmiş 50.292 muhtar içinde kadın sayısı sadece 674. Eşitsizlik uçurumunu belgeleyen bir başka rakam da yine tarih boyu seçilmiş 31 bin erkek belediye başkanına karşılık sadece 119 kadın belediye başkanımız olması.” Bu rakamların tesadüf olmadığı ve kadın politikacı, yerel yönetici eksikliği altında yatan nedenler üzerinde duruldu, 11-12 Ocak günleri gerçekleşen son Kadın Koalisyonu toplantısında.

Yerel seçimler yaklaşırken gündem kaçınılmaz olarak adaylarla yüklü. Aday adayları hakkındaki kararın, siyasi parti tabanı değil, seçmeni hiç değil sadece parti yöneticilerince kesinleştirildiği ülkeyiz. Her partide yürütülen, kerameti liderinden menkul anketler, eğilim yoklamaları filan ancak seçmeni, teşkilatı susturma işlevine sahip. Hal böyle olunca yerel yönetimlerin belirleneceği seçim, toplumun genel yararı gözetilmeksizin, rekabet odaklı bir diğer siyasi kapışma arenası görünümünde. Bu politik tavrın bugüne mahsus olduğu da söylenemez. Siyasi partilerden herhangi biriyle de sınırlanamaz maalesef. Demode bile değil artık hepten arkaik özeliklere sahip kanunuyla ilişkili. Üstelik bir de bu anti demokratik kanunun fırsatçı politika yorumuyla uygulanışı, temel derdimiz.

.

Ancak sadece aday belirleme aşaması değil tüm yönetim aşamalarında katılım mekanizmaları oluşmasını zorlayacak, tabandan itki yaratmaya dönük sivil toplum faaliyetleri de mümkün. Özellikle kadın hareketi oldukça başarılı çalışmalar yürütüyor bu konuda. Demokratikleşme hamlesinin taşıyıcısı kadınlar günümüzde. Her alanda eşitlik izleme çalışmaları yürütülüyor. Gündem itibariyle şimdi yerel yönetim izleme çalışmasını hatırlayarak sonuç raporunu incelemekte yarar var. “Kadınlar Kentlerini İstiyor” sloganıyla 2012 yılında başlayan yerel yönetimleri izleme çalışmasının bulguları, 2018 yılında Belediyeleri Kadınlarla Sınamak adlı raporla kamuoyuna duyurulmuştu. “Rapora konu olan izleme çalışması 2014-2017 yılları arasında yapılmıştır. Ancak raporun yayıma hazırlanmasından önce, 2018 yılında, izlemeye konu olan çalışmalar Adana Kadın Koalisyonu tarafından gözden geçirilerek kısmi olarak güncellenmiştir” bilgisini de dipnot olarak içeren rapor, Adana Büyükşehir, Seyhan, Çukurova, Yüreğir belediyeleri çerçevesinde gerçekleştirilen izleme çalışmasının çıktıları, seçmen tercihleri belirlenirken ışık tutacak nitelikte. Seçmen ve sivil toplum örgütleri için kent yönetimlerine dair katılım mekanizmalarını oluşturmak yönündeki çabaların kıymetini ve faydasını da gösteren detaylar içeriyor.

Rapor neden izleme çalışmasına ihtiyaç duyulduğunu da açıklıyor: “Kadınların toplumsal, ekonomik ve siyasal yaşamın her alanına katılmalarının, kamu kaynaklarının eşit dağıtımı ile ilgili politika ve karar süreçlerinde aktif rol almalarının önemli bir ihtiyaç ve aynı zamanda sorunlu bir alan olduğunu biliyorduk. Bu bilgiyi somut belge ve verilerle ortaya koyabilmek, kadınların katılımında yaşanan tıkanıkları belirleyip politika üretebilmek için yola koyulduk.”

Şu an ister istemez siyaset gündemi yerel seçimle ilgiliyken Kadın Koalisyonu’nun neden yerel yönetimleri izlediği, sorusuna verdiği cevabı görmek çok faydalı: “Belediyeleri izlemek istedik, çünkü belediyeler ürettikleri politikalar, kurdukları ilişkiler ve sundukları -ya da sun(a)madıkları- hizmetlerle hayatımızı doğrudan etkiliyorlar. Toplu taşımanın güzergâhı, aydınlatmanın yeterliliği, park alanlarının ranta açılıp açılmaması gibi pek çok konudaki kararlarıyla biz kadınların kenti kullanabilmemize ya da kent hayatının dışına itilmemize neden olabiliyorlar.

Özetle, izlemeyi bir katılım aracı olarak görüyorduk, kullandığımız yöntem de bunu destekleyecek nitelikteydi. Amacımız hem kadınlar ve kadın örgütleri olarak güçlenmek hem de yerel yönetimler ve kadın örgütleri arasında diyaloğu sağlamak oldu. Bu anlamda, bu Belediyeleri Kadınlarla Sınamak 5 izleme çalışması kadınların örgütlülüğüne, hayatlarına ve yaşadıkları yere sahip çıkması için bir araç oldu. Aynı zamanda politika yapma biçiminin de bir örneği. Yerel yöneticilerin, cinsiyetçi politika ve uygulamaların kadınların yaşamına etkisini fark etmelerine yol açtığını da söylemek mümkün.”

Aynı zamanda bir politika üretme biçimi olarak izleme çalışması yürüten kadınlar, salt bu çalışma sırasında yönelttikleri sorularla da yöneticilerin farkındalık geliştirmesine katkı sunmuş oldular. Yani izleme çalışması kendiliğinden bir politik tavır olmanın yanı sıra üretilen ve uygulanmakta olan politikaları yönlendirme hatta dönüştürme gücüne sahip. Fikrin ortaya atılıp, geliştirilmesi, yöntem tespiti ve izlemenin gerçekleştirilmesi ile raporlanması, altı yıllık bir emeğin ürünü. Onlarca kadının uzun soluklu çabasına hak ettiği kıymeti verebilmek çok zor… Ancak çalışmayı gerçekleştiren sivil toplum örgütlerini anarak, kadın örgütlülüğünün önemini vurgulayarak, kadın emeğinin görünürlüğüne katkı sunmak gerek. Adana Büyükşehir ve bazı ilçelerle sınırlı bu izleme çalışmasını yürüten raporlayan ekipte yer alan örgütlere teşekkürle isimlerini anmak isterim:

“Adana Kadın Da(ya)nışma Merkezi ve Sığınmaevi Derneği (AKDAM) Adana Büyükşehir Belediyesi’ni, KA-DER Adana Şubesi, Türk Kadınlar Birliği Adana-Seyhan Şubeleri ve Seyhan Kadın-Çocuk Dayanışma Kültür ve Eğitim Derneği (SEKAD) Seyhan ve Yüreğir Belediyeleri’ni, Ev Hanımları Dayanışma ve Kalkındırma Derneği (EVKAD) ve ÇYDD Çukurova Şubesi Kadın Grubu ise Çukurova Belediyesi’ni izleme sorumluluğunu aldı.” Tabi ki, ülkenin her yanından bu izleme politikasının üretilmesine katkı sunmuştu pek çok kadın da. Üstelik izleme politikası devam edecek. İlk etapta Trabzon ve Bodrum belediyeleri mercek altına alınacak kadınlar tarafından. Ne denli zorlu bir çalışma yürütüldüğüne dair başlangıç bölümü bize fikir veriyor:

“Görüşmeler öncesinde, bilgi edinme dilekçelerinin belediyelere iletilmesi sürecinde belediyelerdeki ilgili kişilere çalışmanın amacını anlattık. Bu konuda bazı sorunlar da yaşadık. “Katılımcı Belediyecilik” anlayışının yerel yönetimlerde henüz içselleştirilememiş olmasından ve sivil toplumla, kadın örgütleriyle sistematik ve yatay ilişkilenme pratiklerinin günlük belediye işleyişine dahil edilmemiş olmasından kaynaklı bazı yanlış algılar çalışmanın işleyişini olumsuz etkileyebildi. Kadın örgütlerinin neden izleme yaptıklarının tam olarak anlaşılamaması belediyelerin kuşkucu ve kaygılı yaklaşımlarına yol açtı; Belediyenin bir hatasını aramaya geldiğimiz düşüncesi gibi… Kimi yerde çalışmaya mesafe koydular. Bu sebeple çoğu durumda cevapları bire-bir ilişkiler kurarak ve çalışmanın amacını ayrıntılı şekilde aktararak aldık. Ancak söz konusu anlayış sebebiyle görüşmeler konusunda sınırlılık yaşadık, randevu almakta ve ilgili kişiye ulaşmakta zorluklarla karşılaşabildik. Dolayısıyla, çalışmanın en önemli tamamlayıcısı olan yüz yüze görüşmeler sınırlı sayıda ve kapsamda gerçekleşebildi.”

Zihniyet ve algı dışında bir de ülkemizdeki en yaygın hastalık olan veri, doküman yayını ve şeffaf yönetim eksikliğini hatırlatıyor bir kere daha rapor:

“Ayrıca, belediyelerin yıllık faaliyet ve stratejik planlarına da baktık. İzleme başlıkları ile ilgili bölümleri web sayfalarındaki bilgilerdeninceledik. Bu süreçte yaşadığımız önemli bir kısıtlılık ise gerek teşkilat yapısı ve işleyişe ilişkin bilgilerin gerekse plan ve bütçelere dair verilerin çoğu zaman web üzerinden ulaşılabilir olmamasıydı. Oysa tüm bu bilgilerin, cinsiyete göre ayrıştırılmış halde ve kamuoyuna açık biçimde belediyelerin web sayfalarında yer alması hem şeffaf, katılımcı ve demokratik belediyeciliğin bir gereğidir hem de cinsiyet eşitliği taahhütlerindeki samimiyetin önemli bir göstergesidir.”

Rapor aynı zamanda izleme çalışması yürütülürken sıkça dile getirilen “sosyal belediyecilik” anlayışıyla birlikte “her vatandaşa eşit muamele” klişelerini de sorguluyor. Sonuç bölümünde bu iki söylemin irdelenmesi, her alanda kullanılacak önemli tespitler yüklü:

“Bir diğer önemli nokta da, sıkça karşılaştığımız ‘vatandaş’ vurgusudur. Bu ise çeşitli sebeplerle kimliği olmayan (Örneğin Roman bireyler ya da mevsimlik tarım işçileri gibi) grupları ve ‘vatandaş’ olmayan mültecileri dışlamaktadır. Örneğin, Adana’da kayıtlı bulunan 139,804 21 Suriyeli mültecinin 65,708’i kadındır (Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün 28.07.2016 tarihli verilerine göre) ve vatandaş tanımına dahil değildir. Dolayısıyla verilen cevaplarda 65.000’in üzerinde kadın aslında görünmezdir.”

“Belediyelerin eşitliği, eşit muamele biçiminde algılaması, kadınların erkeklerden farklı olarak yaşadıkları hayatı yok sayan uygulamalara yol açmaktadır. Bu da ne yazık ki mevcut eşitsizliklerin sürmesine, hatta derinleşmesine neden olmaktadır. Yani herkesi eşit görmek, mevcut eşitsizlikleri gidermiyor, fiilen eşit olmayı sağlamıyor. Dolayısıyla herkese eşit vatandaş muamelesi, eşit olmayanların hizmetlerden yararlanmasını engelleyebiliyor. Kadınların farklı koşulları, ihtiyaçları gözetilerek kentsel hizmetlerden eşit şekilde yararlanması sağlanmalıdır. Gerektiği hallerde toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamaya yönelik geçici özel önlemlere ve destek politikalarına başvurulmalıdır.”

“Belediyelerin cevaplarında sıklıkla dile getirdiği ‘Sosyal belediyecilik’ bizi ihtiyaç ve sorunlara yönelik hizmet sağlama ile sınırlamakta, oysa bizim eşitlikçi, katılımcı ve özgürlükçü bir belediyeden kastımız hem mekânı hem hayatı birlikte biçimleyen bir anlayışı içermektedir. Bu da, sadece kadınlar için değil, orada yaşayan tüm insanlar için daha iyi, eşit ve özgür bir hayatın güvencesidir. Yani, ancak böyle bir belediyeciliği hayata geçiren bir yerel yönetim ‘herkes için’ eşitlikten ve demokrasiden söz edebilir.”

Ve raporun kapanış cümlesiyle alıntılarımı tamamlamak isterim:

“Kısacası biz kadınlar, yaşadığımız yerin de nasıl yaşayacağımızın da belirleyeni olmak istiyoruz!”

KADER de bu yıl seçim kampanyasında bazı rakamlara yer veriyor: “Cumhuriyet tarihi boyunca seçilmiş 50.292 muhtar içinde kadın sayısı sadece 674. Eşitsizlik uçurumunu belgeleyen bir başka rakam da yine tarih boyu seçilmiş 31 bin erkek belediye başkanına karşılık sadece 119 kadın belediye başkanımız olması.”

Bu rakamların tesadüf olmadığı ve kadın politikacı, yerel yönetici eksikliği altında yatan nedenler üzerinde duruldu, 11-12 Ocak günleri gerçekleşen son Kadın Koalisyonu toplantısında. Gerçek hayatta yaşanan eril şiddetin izdüşümü, sanal ortamda ve siyasetteki şiddet, örnekleriyle birlikte sonraki yazımın konusu olsun.


Berrin Sönmez kimdir?

1960 Ankara doğumlu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümünde okudu. Öğrencilik yıllarında Maliye Bakanlığı'nda çalışıp mezuniyet sonrası Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde araştırma görevlisi olarak akademiye geçiş yaptı. Halkevi üzerine yaptığı doktora tezini sağlık nedeniyle yarım bırakarak üniversiteden ayrılıp çeşitli orta okul ve liselerde tarih öğretmenliği yaptı. Yaklaşık beş yıl sonra önce okutman sonra öğretim görevlisi olarak tekrar akademiye döndü. Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde öğretim görevlisiyken yakalandığı 28 Şubat sürecinde ve bu defa isteği dışında üniversiteden bir kere daha ayrıldı. Sözleşmesinin haksız olarak yenilenmeyişine itiraz ederek açtığı idari dava, dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağlı yargısının pervasızca verdiği “rektörün takdir yetkisi” gerekçesiyle reddedildiği için emekli oldu. Dört-beş yıl çeşitli kurum ve konumlara demir atarak geçirdiği çalışma hayatı sonrası kendisini ilk defa gerçekten ait hissettiği tek yer olan Başkent Kadın Platformu Derneği üyesidir. Sivil toplum alanında kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunusuyla gönüllü çalışmayı sürdüren feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI