Mühdan Sağlam
Mühdan Sağlam

Trump’a rağmen yaşanılabilir bir dünya mümkün mü?

Çarşamba, 5 Aralık, 2018
Küresel iklim değişimindeki hızlı dönüşüm neden oluyor? Bu durumun ülkelerin politikasıyla ilişkisi ne? ABD’nin tepkisi neden önemli? Trump, G20’de 19 lider bir yanda kendisi neden başka yanda kaldı? Bu hafta yüzümüzü gezegenimizin durumuna çeviriyoruz.

Dünyanın bir gezegen olarak tarihi incelendiğinde kıtaların kopuşları, bir araya gelişleri aktarılır. Bunun yanında yine önemli bir vurgu dikkat çeker, deniz sularının yükselmesiyle bazı bölgelerin su altında kalması, bazılarının yükselmesi… Her gezegen gibi dünyanın coğrafi ve jeolojik bir tarihi var. Söz konusu oluşların meydana gelmesi, yüz binlerce hatta milyonlarca yıl alır. Nitekim insanlık tarihi de söz konusu koşullar uyarınca dünyanın farklı bölgelerine yayılmıştır. Gezegenimizin dinamiğini belirleyen kurallar, fizik, kimya, biyoloji, coğrafya, jeoloji gibi bilimsel dalların katkılarıyla anlaşılmaya çalışılıyor. Süreç milyonlarca yıla yayıldığı için kanıt toplamak zamana yayılıyor.

21’inci yüzyılda yaşayan sıradan bir insansanız eğer, dünyanın fiziksel dinamiklerinde meydana gelen gelişmeleri çıplak gözle görebiliyorsunuz. Sevinecek olanlara, sakin olun bu iyi bir şey değil diyelim. Sıradan bir insan olarak kendinizi “Bu ne biçim kış eskiden burada bir kış olurmuş, günlerce yollar kapanırmış, nerede eski kışlar” derken bulabilirsiniz. Benzer biçimde hava durumu bültenlerinde yurdunuzun son 100 yılın en sıcak ve kavurucu yazını yaşayacağını da dinleyebilirsiniz.

Bilim dünyasının “En son bu buzullar kopar, zaten bunlar da parçalanıyorsa kıyamete hazır olun” uyarısı, bu yıl gerçek oldu ve Arktik’te kopmaz denen buzullarda çatlamalar meydana geldi. Bundan geri kalmayan Antarktika’nın (Güney Kutup Bölgesi) devasa buzullarında hareketlenme var. Soğuk bölgelerde yaşamaya alışkın canlı türlerinin yok olduğuna dönük raporlar biyoloji dergilerinin her an güncellediği temel alan. Bitti mi? Hayır.

State of Climate Report 2017’ye göre dünyanın sıcaklığı genellikle yüzyılda bir 0.6-0.7 santigrat derece artıyordu. Ancak 1975’ten itibaren bu durumda radikal bir değişim yaşanıyor. Örneğin son 30 yılda dünyanın sıcaklığı 1.5-1.9 derece arttı. Dahası 1998’den beri sıcaklıklar küresel düzeyde rekor kırıyor. 2014, 2015, 2016 ve 2017 sıcaklıkların en yüksek olduğu yıllar. Genel olarak okyanus sularındaki sıcaklık arttığı için buzullar erimeye başlıyor, yani su seviyesi yükseliyor. Değinilen bu değişim, küresel iklim değişikliği olarak isimlendiriliyor. Özetle gezegenimizde işler yolunda değil.

Küresel iklim değişimindeki bu hızlı dönüşüm neden oluyor? Bu durumun ülkelerin politikasıyla ilişkisi ne? ABD’nin tepkisi neden önemli? Trump, G20’de 19 lider bir yanda kendisi neden başka yanda kaldı? Bu hafta yüzümüzü gezegenimizin durumuna çeviriyoruz.

KÜRESEL İKLİM NEDEN BU KADAR HIZLI DEĞİŞİYOR?

Küresel iklim değişikliği, jeolojik zaman dilimlerinde gözlenen doğal iklim değişikliğinin yanında, doğrudan veya dolaylı olarak küresel atmosferin bileşimine zarar veren insan faaliyetleri sonucunda iklimde meydana gelen dönüşüm olarak tanımlanıyor. Konu bilim dünyasında uyarıların merkezine 1990’larda oturdu. Bunun en büyük nedeni, iklimde meydana gelen değişimin jeolojik değişim dilimlerini alt üst edercesine hız kazanması.

İklim değişikliğinin itici unsuru atmosferde meydana gelen değişim. Ozon tabakasının zarar görmesi de diyebiliriz buna. Atmosfer çeşitli oranlarda gazların bir araya gelmesinden oluşan ve dünyayı güneş ışınlarının şiddetine karşı koruyan, yağmur döngüsünü sağlayan en önemli kalkan. Atmosferi oluşturan gaz oranlarının bileşimi insan eliyle bozuluyor. Bunun başlıca nedenleri: Hidrokarbon yakıtlar (petrol, kömür, doğal gaz), yanlış arazi kullanımı, tarımda kullanılan kimyasallar, sanayi atıkları, ormanlık alanların yok edilmesi ve buna bağlı olarak atmosfere salınan sera gazı (emisyon). Bu gazlardan en önemlisi, karbondioksit. Bilim insanlarına göre karbondioksidin atmosferdeki oranının sanayi öncesi döneme gelebilmesi için binlerce yıla ihtiyaç var. Özellikle ormanların yok edilmesi ile sanayi ve ulaşımda kullanılan yakıt türleri karbondioksit salınımının en büyük nedeni.

KURTULUŞ YOK TEK BAŞINA!

İklim değişikliği, bireysel bilinçle yola koyulmayı gerekli kılıyor. Ancak sorun bireysel ve ülkesel olamayacak kadar genel. Örneğin ortak kullandığınız bahçenizi siz istediğiniz kadar temizleyin, henüz eve girmeden komşunuz çöp kovasını bahçeye boca ediyorsa, çabanız karşılıksız kalabilir. “O zaman ben de temizlemiyorum, her yeri çöp götürsün” kolaycı yaklaşımına kapılabilirsiniz. Ancak her sorunda çekilmek değil, mücadele etmek gerektiği aşikar. Bunun için komşunuzla konuşmanız gerekiyor. İkna olmuyorsa önce belediyeye sonra mahkeme yollarına düşmeniz gerekebilir. Bu çaba sonucunda temiz bir bahçenizin olacağını düşünmek güzel bir motivasyon. İşte dünya da böyle aslında.

Bir ülkenin ben bundan sonra yenilenebilir enerjiye döneceğim, dünyanın daha yaşanılabilir bir yer olması için çalışacağım demesi yetmiyor. Örneğin Patunya devleti bunu yaparken iki kıta mesafedeki Zidonya devleti “ocaklara kömür atılsın, her yer beton kaplansın, inşaat sen ne güzelsin, nükleer santraller kurulsun” diyorsa “Dünyaya bu kadar ısınacak ne var” diyemezsiniz. Zidonya ile durumu konuşmanız lazım. Ancak komşunuzdan farklı olarak Zidonya’yı şikayet edecek bir mahkeme yok. Onun için diğer ülkeleri de yanınıza katıp, alternatif baskı mekanizmalarıyla Zidonya’yı hizaya getirmek gerekiyor.

Ortak bir gökyüzüne baktığımızı, nehirlerin denizlere denizlerin okyanuslara açıldığını, o okyanusların da tüm dünyaya ait olduğunu, suyu kirletemeyeceğini söyleminiz gerekiyor. Ancak öncelikle şunu anlamak gerekiyor: Çikyonda’da hava kirliliği yüksekse, elma bahçenizdeki hava da, elmalarınız da bu süreçten etkilenir. Özetle kurtuluş yok tek başına.

DÜNYANIN GERÇEKLERİ VE G20

Yukarıda geçen devlet adları hayali, ancak çözüm gerçek. Küresel iklim değişikliğinde meydana gelen değişikliğin temel nedenlerinden biri zararlı gazların salınımı. İşte bu noktada ülkeler bir araya gelerek çeşitli çözümler bulmaya çalışıyor. Bu anlamda Kyoto Protokolü en bilinen uygulama. Ancak birileri mutlaka “çıkarım, ekonomik kalkınmam, büyümem, para para daha çok para” diyerek anlaşmalardan çekiliyor, Kyoto da öyle oldu. Onun yerine daha kapsayıcı olan Paris İklim Anlaşması geldi.

Küresel olarak inisiyatif alan çok taraflı anlaşmaların yanında kuruluşların da kendi programları var. BM bunlardan ilk akla geleni. Bunun yanında bir kuruluş olmasa da G20 toplantılarında da iklim değişikliği konusu gündeme geliyor. Geçtiğimiz hafta Arjantin’de yapılan G20’de de iklim konusunda ortak eylem planı görüşmeleri yapıldı. Toplantıya katılan 19 ülke eylem planında hemfikirdi. Birisi hariç: ABD.

ABD, küresel iklim değişikliği konusunda masada olması gereken önemli aktörlerden birisi. Bunun iki nedeni var. Birincisi, ABD’nin küresel iklim değişikliğindeki payı ve bunun giderek artması. Yani Dünya’daki iklimsel değişimlerin sorumlularından biri olması. Tüm dünya karar alıp ABD bildiğini okursa, çözüm geciktiği gibi eşitsiz bir durum da oluşur. İkincisi, ABD’nin küresel olarak sahip olduğu statü. ABD 1990’lara nazaran hegemonik statüsünde sarsıntılar yaşıyor olabilir, ancak henüz tahttan düşmüş de değil. Dolayısıyla siyasi olarak da, etki gücü açısından da varlığı mühim.

TRUMP’IN TUTUMU İŞ BİLMEZLİK Mİ?

ABD’nin iklim konusundaki tavrında Donald Trump ile birlikte değişim başladı. Kendisini dünyanın en zeki ve her konunun uzmanı olduğuna ikna eden Trump, dünyayı ikna edemiyor olsa da masaya da oturmuyor. 2018’de verdiği bir röportajda Trump, küresel iklim değişikliği konusunda şunları söylemişti: Evet iklimde bazı değişimler var, ancak bunlar mevsimsel ve geçici. Küresel iklim değişikliği iddiasında olan bilim insanlarının büyük planlar peşinde olduğunu düşünüyorum.

Dahası, Twitter’dan da “Havalar buz gibi hani küresel ısınma, küresel ısınmaya inanmıyorum” düzeyinde durumu ele alan yaklaşımları sır değil. Trump’ın inançları bizi ilgilendirmiyor. İsterse patatese inansın, ancak ABD Başkanı olarak aldığı kararlar, sadece kendisini ve ülkesini değil, tüm dünyayı ilgilendiriyor. Göreve gelir gelmez Paris İklim Şartı’ndan çekilmesi, ülkede en çok petrol şirketlerinden alkış almıştı. İlk Dışişleri Bakanının Exxonmobil’in eski CEO’su Rex Tillerson olduğu düşünüldüğünde bilim insanlarının değil de Trump ve enerji çevrelerinin büyük planları olduğu izlenimi oluşuyor. İş dünyası ve çevreleriyle yakın ilişkileri olan Trump’ın küresel iklim değişikliği konusundaki tavrı, cahilliğinden ya da iş bilmezliğinden değil, tam da işini çok iyi bilmesinden kaynaklanıyor.


Mühdan Sağlam kimdir?

Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı’nda doktora yapmaktadır. Enerji politikaları, ekonomi-politik, devlet-enerji şirketleri ilişkileri, Rusya’da devletin dönüşümü ve enerji politikaları, Avrasya temel ilgi alanlarıdır. Gazprom’un Rusyası (2014, Siyasal Kitabevi) isimli kitabın yazarı olup, enerji ve ekonomi-politik eksenli yazıları mevcuttur. 7 Şubat 2017'de çıkan 686 sayılı KHK ile üniversiteden ihraç edilmiştir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI