Mühdan Sağlam
Mühdan Sağlam

120 AVM borçlu: Banka el koyabilir

Çarşamba, 7 Kasım, 2018
Uluslararası gayrimenkul danışmanlık şirketi Jones Lang LaSalle Türkiye Başkanı Avi Alkaş, dövizli kiraların TL’ye dönüştürülmesi kararnamesi sonrası AVM'lerin 15 milyar dolar döviz borcu olduğunu hatırlatarak, yaklaşık 120 AVM'nin bankalara geçebileceğini belirtti. Peki AVM’lerin neredeyse üçte biri neden batma tehlikesi yaşıyor?

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) pazartesi günü ekim ayı enflasyon verilerini açıkladı. Hükümetin yakın dönemde ilan ettiği enflasyonla mücadele kapsamındaki programının enflasyona etkisinin ölçülmesi açısından ekim verileri ayrıca önemliydi. Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu durum kriz olarak tanımlandığında özellikle iktidar cephesinden eleştirilere neden oluyor. Ancak var olan durumu açıklamakta başka kelime bulmak da zor. Enflasyon bir yana kapanan iş yerleri, üretimi durduran fabrikalar gelen dalganın sanıldığından daha kapsayıcı ve yıkıcı olduğunu gösteriyor. Bu yazıda önce enflasyon verileri ve hükümetin eylem planı, ardından son 15 yılda adeta bir Türkiye gerçeği haline gelen alışveriş merkezlerinin (AVM) durumu, yine ekonominin içinden geçtiği sürece mercek tutuyor. Bu çerçevede enflasyon verilerine, enflasyonla mücadele programının etkisine ve AVM’ler cephesinde neler olduğuna bakmak yerinde olacak.

‘KAHROL ENFLASYON’ DEMEKLE ÖLMÜYOR ENFLASYON CANAVARI

Eylül ayına dönük enflasyon verileri iktidar dahil herkeste nedense bir şok etkisi yarattı. Oysa ağustos ayındaki çarpıcı tırmanma, dalganın geldiğini gösteriyordu. O dönemde fiyatlar yükseliyor diyenlere, “İçiniz kötü sizin. Kötü baktığınız için her şeyi karanlık gören kıskançlarsınız” diyenler, harikalar diyarında bir elimiz düşük enflasyonda öbür elimiz sudan ucuz dolarlarda olmadığımızı fark etti. Eylül ayındaki verilerin çarpıcılığı karşında “Topyekun mücadele” denilerek siperlere borusu çalındı. Ekonomi Bakanlığı enflasyonla mücadele programı açıkladı. Öncelikle programın içeriğinden bağımsız, bu programdan en fazla 20 gün önce genel bir ekonomi programı açıklayıp ardından yeniden bir paketle gündeme gelmek, yalnızca önlemlerin etkisini düşürmüyor; bir otorite olarak yatırımcıların ve halkın hükümetin ne yaptığını bildiğine dönük algısına ciddi hasar veriyor.

Yeni Ekonomi Programı açıklanırken enflasyon için neden verilerin beklendiği muamma olarak kalıyor. Pek çok firma enflasyonla mücadele programına destek verirken bile şartlı destek verdi. Örneğin Türkiye’de önemli bir market ağını temsil eden bir grup, üretici fiyatlarındaki artış durursa, kur belirli seviyede kalırsa fiyatları artırmayacağız dedi. Öncelikle şart kiplerinin arkasına sığınan bu açıklama aslında üreticilerin neden zam yapmak zorunda kaldığını acıkıyordu. Ham madde, girdi fiyatları, enerji fiyatları artarken firmalar zarar etmemek için güçleri ve ağları ölçüsünde bunu fiyatlara yansıtıyor. Dolayısıyla aslında toplumsal güven sık sık program açıklamakla değil, toplumun talep ve ihtiyaçlarını gözeterek oluşturulabilir. Türkiye’nin belirli bir süre büyümesinin durması hatta küçülmesi gerekiyor. Ancak bunun için şu ana kadar önemli bir önlem alınmış görünmüyor. En başta hükümetin tasarruf tedbirleri henüz netlik kazanmış değil. Hal böyleyken kurdaki düşüşe rağmen fiyatların düşmemesi anlaşılır. Zira dolar halihazırda 5.50 dolayında seyrediyor olsa da kurun Ocak 2018’de 3.80’de olduğunu, üstelik faizlerin bu kadar artmadığını hatırlamak gerekiyor.

Üretici gelen zamları ve kurdaki artışı fiyatlara yansıtınca işportada tezgahını korumaya çalışanlar edasında market sahipleri, zabıtadan etiketleri korumaya çalışıyor. Öyle ya enflasyon bir canavarsa politikayla mı kovalanacaktı! Market müdürleri önde zabıta arkada başlayan mücadele adeta Oscar’a aday bir polisiye filmdi.

Kahrolsun ki yoksullukla büyümüş bedenlerin protein düzeyi kondisyona yetmiyordu. Canavarsa etli butlu, besili, kaslıydı adeta bir Hüseyin Bolt’tu. Ekim ayı verileri açıklandığında canavarın nefes kesen mücadeleye rağmen yakalanamadığı anlaşıldı. Adına enflasyon denen canavarın vukuatını şöyle izah etti TÜİK: Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) ekimde aylık bazda yüzde 2,67, Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) yüzde 0,91 artış gösterdi. Yıllık enflasyon tüketici fiyatlarında yüzde 25,24’e yükselirken, yurt içi üretici fiyatlarında yüzde 45,01 oldu.

Çarpıcı eylül ayı istatistikleri dikkate alındığında iyice semiren enflasyon canavarının bir nebze kilo kaybettiği anlaşılmıştı. Ancak sanıldığının aksine fiyatların genel seyrinde bir gerileme yoktu. Oklar yukarı yönlü tırmanmayı sürdürüyor. Yani geçen yılın aynı ayına göre markette doldurduğunuz sepetinizin miktarında ve çeşitliliğinde azalma var. Çünkü ah o canavar, ah o kenafir gözlü, sepetimize göz koymuş, yiyor da doymuyor. Yani TÜİK dedi ki: Bu canavar çok hızlı koşuyor, belli ki laftan da anlamıyor. Bunun semirmesine neden olan koşullar böyleyken nasıl yakalayacaksınız? Koşmak yetmiyor, belki zabıta değil başka önlemler alınsa ah belki… Yani hayat daha da pahalılaşacak. Bu temelsiz bir iddia değil, özellikle üretici fiyatlarındaki artışın sürdüğü dikkate alındığında. Çünkü üretici fiyatlarındaki artış, kademeli olarak TÜFE’ye yani tüketiciye yansır. Ekim ayında yüzde bire yakın artış, pahalılığın devam edeceğini gösteriyor.

KALKINMA MODELİ OLARAK AVM’LER

Alışveriş merkezi (AVM) son 15 yılda Türkiye gündeminde önemli tartışmalara kapı araladı. Soyut bir tartışmadan uzaktı durum. Zira İstanbul’dan Ankara’ya, Edirne’den Mardin’e AVM bir gerçeklik haline geldi. Tek tip bir yaşamı ve tüketim kültürünü pompalayan AVM’ler “Binlerce kişiye istihdam kapısı, resmen kıskanıyorsunuz” şeklinde savunuldu. Öyle ki AVM’lerin borçlarını, döviz cinsinden kiralarını gündeme getirmek neredeyse ekonominin iyi olmasına karşı olanlar cephesinde olmanıza yetiyordu. Ancak ekonomideki sarsıntı, kriz, ne derseniz deyin, kalkınma neferleri olarak sunulan AVM’leri de etkiledi.

Uluslararası gayrimenkul danışmanlık şirketi Jones Lang LaSalle Türkiye Başkanı Avi Alkaş, dövizli kiraların TL’ye dönüştürülmesi kararnamesi sonrası AVM’lerin 15 milyar dolar döviz borcu olduğunu hatırlatarak, yaklaşık 120 AVM’nin bankalara geçebileceğini belirtti. Türkiye’de Mart 2018’e göre toplam 396 AVM mevcut. Bunların en büyükleri İstanbul, Ankara ve İzmir’de toplanmış durumda. Peki AVM’lerin neredeyse üçte biri neden batma tehlikesi yaşıyor?

Söz konusu durumun nedeni, 2008 krizi sonrası küresel olarak neredeyse her ülkenin uyguladığı genişletici maliye ve para politikasının sonucunda doların TL karşında belirli bir seviyede kalması ve dövizle borçlanmanın kârlı ve kolay olmasıydı. Nitekim söz konusu dönemi Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Bülent Aksu şöyle aktarıyor “Neredeyse dövizle borçlanmayanı dövüyorlardı”. Bu noktada kira sözleşmeleri, lojistik anlaşmaları bankalardan alınan döviz kredilerle sağlandı. Ancak kurdaki oynama dövizle borçlanıp döviz geliri olmayan firmaları olumsuz etkilemeye başladı. Aslında bir yanıyla doların yumuşak huylu bir at olduğunu düşünüp sırtına binenler at şahlanınca sırtında düşmeye başlıyor. Kazan-kazan dönemi olarak anılan bu süreç, Türkiye ekonomisindeki sarsıntıyla tersine döndü. Halihazırda 120 AVM’nin bankalara 15 milyar dolar borcunun nasıl ödeneceği muamma. İşte bu noktada bankaların AVM’lere el koyma durumuyla karşı karşıya kalınabilir. Söz konusu dönemde “benim dövizle gelirim yok ki neden dövizle borçlanıyorum” demeyen AVM’lerdeki işletmelerin dengeleri, 13 Eylül’de yayınlanan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile dövizle kira döneminin son bulmasıyla alt üst oldu. Yani ekonominin genel seyrini korumak için alınan tedbirler, daha önce rant bazlı ve kısa vadeli ekonomi okumalarına dayanan perspektif nedeniyle çıkmaza girdi.

Sonuç olarak Türkiye’de iktidar ekonomiye dönük kriz kavramını kullanmaktan imtina etse de gerek enflasyon verileri, özellikle üretici fiyat endeksi, gerek reel sektördeki üretim durdurma, iktidara şartlı ve temkinli destek, AVM gerçeğiyle yeniden ortaya çıkıyor. Açık olan art arda ekonomi paketleri yayınlamak yerine derli toplu sorunları ortaya koyan ve topluma güven veren bir yöntemin izlenmesi ve gerçeğin kabul edilmesi zorunluluğu.

 


Mühdan Sağlam kimdir?

Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı’nda doktora yapmaktadır. Enerji politikaları, ekonomi-politik, devlet-enerji şirketleri ilişkileri, Rusya’da devletin dönüşümü ve enerji politikaları, Avrasya temel ilgi alanlarıdır. Gazprom’un Rusyası (2014, Siyasal Kitabevi) isimli kitabın yazarı olup, enerji ve ekonomi-politik eksenli yazıları mevcuttur. 7 Şubat 2017'de çıkan 686 sayılı KHK ile üniversiteden ihraç edilmiştir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI