Nafaka 'sorun' değil, sorumluluk mecburiyeti

Çarşamba, 29 Ağustos, 2018
Nafaka karşıtları işlerine geldiği zaman Avrupa uygulamalarına sığındıkları gibi dine de sığınabiliyorlar. İslam’daki mihr uygulamasının yeterli olacağı iddiasıyla iktidarı, pek çok bakanı ikna etmişlerdi. Oysa günümüzde dindarlığıyla ve zenginliğiyle ünlü ailelerin, nikah akdi sırasında taahhüt ettikleri mihr-i müecceli ödemediği öyle çok olay biliriz ki. Hiçbir insan, diğerinin vicdanına emanet edilemez.

100 günlük eylem planı sunuşunda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seslendiremediklerinden birisi olarak Adalet Bakanlığı sayfasında yer aldı, nafaka meselesi. Muğlak bir cümleyle değinildi konuya. Adaletli bir çözüme ulaştırılacağı ifadesiyle girdi nafaka konusu eylem planına.

NAFAKANIN SORUN HALİNE GETİRİLİŞİ

Toplumun ve parlamentonun gündemine, akabinde 100 günlük eylem planına girişi, kapsamlı bir lobicilik çalışması sonrasında gerçekleşmişti. İlkin parlamento komisyonu kurulmuştu. Aileye ilişkin her konuya, kadın hakları kavramının aile içi ilişkilerde yer bulmasını engelleyecek tarzda, züccaciye dükkanına giren fil nezaketiyle(!) dalmıştı komisyon. “Aile Bütünlüğünü Olumsuz Etkileyen Unsurlar ile Boşanma Olaylarının Araştırılması ve Aile Kurumunun Güçlendirilmesi İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu” 2016 yılının Ocak-Mayıs aylarında çalışmalarını tamamlamıştı. Hatırlanacaktır, komisyonun tek taraflı görüşlerle kadınları dinlemeden gerçekleştirdiği çalışmaları sırasında “süresiz nafaka mağduriyeti ve icralık çocuklar” kavramlarının icat edilişi. Kadın hareketinden sadece bir kişinin davet edilişi ve onun da konuşmasının kesilip, saldırgan üsluplarla engellenmek istenişi defalarca yazılıp çizilmişti. Tabii bu komisyon raporunun ülkemizde sosyal politikanın oluşumundaki gizli ve etken rolüne dair de çok konuşuldu.

Aileye ilişkin her konuyu kadın haklarının kısıtlanmasına yol açacak, kadın karşıtı bakışla ele alışı, hep eleştirildi. Ancak AKP iktidarı, kadınlara kulak tıkayarak gözünü kadın karşıtlarına dikmiş halde. Seçimlerden önce Adalet Bakanlığı’nın, “nafaka sorunu” hakkında bir taslak hazırladığı, dönemin bakanı ve iktidar sözcülerince kamuoyuna açıklanmıştı. Baskın seçim kararıyla parlamentoya gelmedi bu taslak ve günümüzde 100 günlük icraatın içinde anıldı. Artık hükümetin kanun tasarısı sunma yetkisi yok ama bakanlığın icraat planında var. Bu çelişki bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle mi aşılacak yoksa iktidar partisi meclis grubu mu harekete geçirilecek, şimdilik meçhul.

NAFAKAYI SORUN OLARAK İSİMLENDİRENLERİN ÇEŞİTLENİŞİ

Başlangıçta iktidar çevrelerinden yükselen nafaka itirazı, günümüzde pek çok kesim tarafından dile getirilir oldu. Sema Maraşlı yazılarından Güzin Abla köşesine sıçradı mesela. Evlilik gibi, boşanma gibi nafaka da iki kişilik hikâyelerden. Yaşanmışlığın tek tarafını dinleyip sadece nafaka yükümlüsü erkek ağzından anlatılanlara bakarak, süresiz nafaka hakkında hüküm verme kolaycılığı, giderek yayılıyor. Hemen her konuda birbirinden farklı politikalara sahip siyasi partiler bile nafaka karşıtlarının taleplerini haklı bulduklarını dile getiriyorlar. Saadet Partisi ve MHP mesela seçim kampanyalarında konuya tıpkı Boşanma komisyonu gibi sadece “erkek tarafı”nı dinleyerek destek verdiler.

Şüphesiz nafaka, akçeli işlerden… Halk ağzına yerleşmiş eski kalıpla “kadının yaşı erkeğin maaşı” sorulmaz anlayışının yansıdığını söyleyebileceğimiz yaklaşım erkek cüzdanını koruma altına alma telaşında. Cüzdan söz konusu olunca da siyasi, ideolojik sınırlar birden flulaşıyor. Hayat tarzı farkları da siliniveriyor. Camiden çıkmayanla meyhaneden çıkmayan aynı kelimelerle nafaka karşıtlığında buluşuyor. Deyim yerindeyse “deli, deliyi dakkada bulur” misali liberali, demokratı, milliyetçisi, dincisi nafaka karşıtlarını destekler oldu. Sayılamayacak, atıf yapılamayacak kadar çok yazı fışkırır oldu her köşeden. Sesin çok çıkması, yaygara koparmaları haklı olduklarını mı gösterir? Hayır. İnancı, fikri, yaşayışı hatta cinsiyeti ne olursa olsun eril zihniyetin, erkek cüzdanına odaklandığını gösterir. Nafaka meselesi sadece cüzdan ve akçeyle sorumluluk yükleme meselesi, bunu bir kere aklımıza yerleştirelim. Az sonra döneceğim çünkü bu meseleye.

NAFAKA KARŞITLARI ASLINDA HER ŞEYE KARŞI

Başta iktidar olmak üzere her kesimden destekçileri, süresiz nafakayı mağduriyet olarak gösterenlerin, gerçekte nelere karşı olduğunun farkında değiller sanırım. Sosyal medya paylaşımlarından köşe yazılarına, gazete haberlerine ve Boşanmış Aileler ve Nafaka Mağdurları Platformu başta olmak üzere kimi sivil toplum kuruluşlarının taleplerine bakarak karşı oldukları şeyleri şöyle listelemek mümkün:

-Eril şiddetle mücadele edilmesine karşılar: 6284 ve İstanbul Sözleşmesinin uygulanmasını istemedikleri için şiddetle mücadeleye karşı olduklarını rahatlıkla söyleyebiliriz. Anılan kanun ve sözleşme her ne demekse Türk aile yapısını dinamitliyormuş. Ayrıca sosyal medya paylaşımlarında erkeklerin işledikleri cinayetlerin övüldüğü, cinayet istatistiklerine yapılan yorumlarda “bu sayılar hayvanları gösteriyor olsa üzülürdüm” gibi her gün yapılan onlarca paylaşımda boşanmış veya boşanmak istediği için en yakınları tarafından kadınların öldürülmesini normalleştiriyorlar.

-Medeni Kanuna Karşılar: Sadece nafakayla ilgili hükümler nedeniyle değil medeni kanuna karşı oluşları. Evliliğin bir sözle olduğunu belirten hükmüne de karşılar. Anneye velayet verilmesine de karşılar. Anneye velayete karşı çıkarken yine cüzdanları ön planda… Velayetin kadına verildiği durumlarda iştirak nafakası ödemeye itiraz ediyorlar. “Anneye niçin velayet verilip de iştirak nafakası ödemeye mahkum ediliyorum, çocuğum bende kalsın.” Benzeri ifadeler, paylaşımlarda sıkça yer alıyor. Süresiz nafakaya itiraz ederken Avrupa ülkelerini örnek gösterip nafaka süresinin sınırlanması için Avrupalı olmayı tercih ediyorlar, şiddetle mücadelede kanun ve sözleşmeyi Avrupa’dan ithal, yabancı fikir sayıp itiraz ettikleri halde. Mal rejimine itiraz ediyorlar. Kadının ev içi emeği gözetilerek evlilik birliği süresinde edinilmiş malların eşit paylaşımına karşılar. Değişmesini istedikleri bir başka hüküm de aile reisliğine dair. Konuya damardan girip “devletin tek başkanı olduğu gibi ailenin de tek reisi olmalı, erkek aile reisi olmadığı için aile dağılıyor” ifadelerine bolca rastlanıyor. Eskiden olduğu gibi oturulacak eve, çocuğun eğitimine, kadının çalışmasına dair karar hakkının erkekte olması gerektiğini iddia ederek medeni kanunda değişiklik istiyorlar.

-Kadın hakları savunusuna karşılar: İnsanları kadın-erkek olarak kamplaştırdığı  gibi gülünç iddialarla dile getirdikleri aslında aile birliği içinde kadının haklara sahip oluşuna itiraz. Özellikle boşanma aşamasında Aile Mahkemelerinin, tarafsız değil kadına taraf konum aldığı iddiasıyla kadın hareketini ve hak savunuculuğunu suçlu ilan ediyorlar. Aile içinde kadın erkek eşitliğini ret ederek anayasanın 10. Maddesinin değişmesini de istiyorlar. Tabi konu nafaka süresinin sınırlanmasına geldiğinde “kadınla erkek eşit değil mi? Süresiz nafaka kadını acizleştiriyor, eşitliğe aykırı” demekten de çekinmiyorlar.

-Feminizme hepten karşılar: İzaha lüzum yok tabi bu karşıtlığı. Kadının güçlenmesine dönük politikalar üretilmesi ve kadın karşıtı uygulamaların sonlandırılması için çalışan feministleri şeytanlaştırmak başlıca hedefleri.

NAFAKA ‘SORUN’ DEĞİL, SORUMLULUK MECBURİYETİ

Nafaka sorunu ifadesini yukarıda tırnak içine alış gerekçem sorun kavramına itirazdan geliyordu. Zira nafaka gerçekte bir sorumluluk hatırlatması ve yükümlülük dayatmasıdır. Boşanan çiftlerden birinin diğerine nafaka ödemesi çok yeni bir kavram… Bütün dünyada nereden baksanız yüz, bilemedin yüz elli yıllık bir uygulama. Hukukun, boşanmalardan dolayı kadının mağdur olmasını önlemek için devlete yüklediği kadının desteklenmesi ödevinin, devlet tarafından boşanan erkeklere yansıtılması. İstisnai durumlarda kadının da nafaka ödemesini gerekli gören medeni kanun, yoksulluk nafakasını da süre sınırı koymadan düzenliyor.

 

Nafaka karşıtları işlerine geldiği zaman Avrupa uygulamalarına sığındıkları gibi dine de sığınabiliyorlar. İslam’daki mihr uygulamasının yeterli olacağı iddiasıyla iktidarı, pek çok bakanı ikna etmişlerdi. Oysa günümüzde dindarlığıyla ve zenginliğiyle ünlü ailelerin, nikah akdi sırasında taahhüt ettikleri mihr-i müecceli ödemediği öyle çok olay biliriz ki. Hiçbir insan, diğerinin vicdanına emanet edilemez. Geçmişte o mihrin ödenmesini dayatan bir hukuk vardı ve o nedenle işlemişti. Şimdi hukuk mihr yerine nafaka kavramını öngörüyor. İkisinin de mantığı boşanmış kadınların korunması, yoksullaşmasının önlenmesi yoluyla kadınların boşanma hakkının teminat altına alınmasıdır.

“Kadın evinde oturup çocuğuna baksın” mealli ev kadınlığı kutsaması yapan aynı insanlar “boşanmış kadın eski kocadan nafaka dileneceğine gitsin çalışsın” demekten de çekinmiyorlar. Süre sınırı isterken Avrupa’yı örnek gösterenler, süreye getirilecek sınırın belirlenmesi için de şeriata dönülmesini istiyor. Ataerkinin çıkarına hangisi uyarsa o. Çünkü nafaka, ataerkinin alabildiğine özgür bıraktığı erkeklere boşanma halinde sorumluluk yüklüyor. Nafakayı sorun sayarak yükselen çığlıklar, koparılan yaygara boşanmış insanlara yüklenen sorumluluktan kaçma çabası.

KADIN, ERKEĞİN YA KÖLESİ YA ELİNİN KİRİ

Çift yönlü işleyecek bir mekanizma olarak tasarlanmıştır nafaka, yükümlülüğü. Kadını istemediği bir evlilikten kurtulma hakkını kullanacağı, boşanma talep edebileceği güvenceye kavuşturur. Ki boşanmanın kadın hakkı olarak kullanılabilmesi buna bağlı. Diğer yandan ataerkinin geriletilmesi, insanların eşitliğinin hayata geçirilebilmesi için erkek keyfinin dizginlenmesine çalışır, nafaka. Tarih boyunca evlilik ve boşanmada çok az sorumluluk üstelenerek, kadınları ve çocuklarını çaresizliğe terk etmiş erkek alışkanlığı, modern hukuk eliyle değiştirilmeye çalışılmıştır nafaka sayesinde. Vaktiyle Kur’an bu konuyu ele almış, kadınların evlilik içindeki ve evlilik sonrasındaki haklarını koruyacak hükümler getirmişti. Ancak dinin ataerkil yorumlarıyla İslam’ın insanlığa getirdiği bu reform uygulanmaz kılındı. Sonra modern hukuka girdi kadınların hakları. Şimdi hukuk eliyle kadınların haklarının teminat altına alınması devletin görevi…

Erkek, eğer eyleminin sonuçlarını akçeyle ödemeyi kabul etmezse, sorumsuzca kadınların tüm haklarını çiğner. Geçmişte olduğu gibi kadını, erkeğin elinin kiri sayar. Çok çirkin ama çok sık kullanılan bir halk sözüyle “dokuz çocuk dokuz paraya” diyerek kadına olduğu gibi rahatlıkla çocuklarına da sırtını döner, nafaka ödemek zorunda kalmazsa. Bunlar imkansız ihtimaller değil. Haklarına erişemeyen pek çok kadının hala yaşadığı durumlardır. Ve hukuka nafaka yükümlülüğü girmeden önce yani çok yakın zamana kadar toplum genelinin yaşadığı sıradan hallerdi.

Şimdi talepler doğrultusunda nafakayı devlet ödemeye başlarsa erkek azgınlığını devlet teşvik etmiş olacak. Devlet ödemez de erkek cüzdanı kısıtlı sürelerle koruma altına alınırsa kadınlar hem dinin hem hukukun kendilerine tanıdığı boşanma hakkını kullanamaz hale gelecek. Nafaka karşıtlarının isteği de tam olarak bu: Kadın haklarına darbe vurulsun eskiden olduğu gibi kadın, erkeğin ya kölesi ya elinin kiri olsun. Her kesimden destekçilerin farkında olması gereken gerçek bu.


Berrin Sönmez kimdir?

1960 Ankara doğumlu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümünde okudu. Öğrencilik yıllarında Maliye Bakanlığı'nda çalışıp mezuniyet sonrası Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde araştırma görevlisi olarak akademiye geçiş yaptı. Halkevi üzerine yaptığı doktora tezini sağlık nedeniyle yarım bırakarak üniversiteden ayrılıp çeşitli orta okul ve liselerde tarih öğretmenliği yaptı. Yaklaşık beş yıl sonra önce okutman sonra öğretim görevlisi olarak tekrar akademiye döndü. Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde öğretim görevlisiyken yakalandığı 28 Şubat sürecinde ve bu defa isteği dışında üniversiteden bir kere daha ayrıldı. Sözleşmesinin haksız olarak yenilenmeyişine itiraz ederek açtığı idari dava, dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağlı yargısının pervasızca verdiği “rektörün takdir yetkisi” gerekçesiyle reddedildiği için emekli oldu. Dört-beş yıl çeşitli kurum ve konumlara demir atarak geçirdiği çalışma hayatı sonrası kendisini ilk defa gerçekten ait hissettiği tek yer olan Başkent Kadın Platformu Derneği üyesidir. Sivil toplum alanında kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunusuyla gönüllü çalışmayı sürdüren feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI