Kültigin Kağan Akbulut
Kültigin Kağan Akbulut

Genç sanatçılar orta kariyer bunalımında küsüyor

Cuma, 20 Temmuz, 2018
Şu sıralar dört farklı mekanda genç sanatçı sergisi görebilirsiniz. Ancak genç sanatçılara yönelik yarışmalar ve sergiler nasıl bir kısır döngü yaratıyor?

“Genç sanatçıları destekleme” mekanizmaları üzerinden (genç) sanatçılar neye teşvik ediliyor? Yeni iş üretmek ya da mevcut işlerini göstermek için nitelikli çalışma ortamları yaratılıyor mu? “Sanata teşviğin” soyut bir kategori olmaktan sıyrılıp, her vakanın “niteliksel” olarak değerlendirilmesi ve tartışmaya açılması, şirket, kurum ve bireylerin hızlıca parlayıp sönen girişimlerden kaçınıp nitelikli inisiyatiflere yönelmesi açısından büyük önem taşıyor.

Gökcan Demirkazık Art Unlimited dergisindeki “Sanata destek verir -miş gibi yapmak” yazısına bu tartışmaları açarak başlıyor. BASE İstanbul, Mamut Art Project, Sanata Bi Yer, SPOT Üretim Fonu gibi sanatçıları destekleme amacıyla yola çıkan oluşumları inceleyen Demirkazık bir yandan birçok kişinin dilindeki eleştirileri yazıya geçirmiş oldu, bir yandan da gerekli tartışmayı başlattı. Genç sanatçılara destek amaçlı yola çıkmak netameli bir konu. Bir yandan kurum için banko bir prestij sağladığına inanılıyor, ancak yapılan çalışmaların çıktılarının nereye vardığından emin olamıyoruz.

Şu sıralar genç sanatçılara destek amacıyla yola çıkan dört grup sergisi görebilirsiniz mesela. Hepsi yapı olarak birbirinden farklı işleyen kurumlar tarafından, farklı formatlarda gerçekleşen sergiler. Dile getirilen sorunların kendileri de farkında olduğu için hepsi de yeni arayışlar içindeler. Demirkazık’ın kaldığı yerden devam edelim…

Mixer, Sessions 3 sergisinden

Mixer, Sessions ismiyle her sene genç sanatçılara yönelik bir açık çağrı yapıp yaz sergisi hazırlıyor. Geçen yıl bir deneme gerçekleştirerek çağrısını genç küratörlere yönelik yapmıştı. Üçüncü Sessions sergisini yine sanatçılara çağrı yaparak gerçekleştirdi. Zilberman da bu sene dokuzuncusunu gerçekleştirdiği Genç, Yeni, Farklı seçkisini hem galeri bünyesinden hem dışarıdan küratör ve koleksiyonerlerden oluşan bir jüriyle gerçekleştiriyor. Ve birçok yerde göreceğimiz gibi ödül dağıtmak yerine katılan her sanatçıya belli bir maddi teşvik ödüyor.

Akbank Sanat da Resim Heykel Müzeleri Derneği işbirliğiyle hazırladığı Günümüz Sanatçıları sergisinin bu sene 36’ncısını gerçekleştiriyor. Ve sergilenen eserler arasından jürinin seçtiği sanatçılara para ödülü dağıtılıyor. Bu yılki sergide ayrıca Nadim Samman küratör olarak görev alıyor. Samman’ın yeni medya ağırlıklı küratöryal dokunuşu da hissediliyor.

Pera Müzesi de her yaz bir üniversitenin güzel sanatlar fakültesinin seçkisini ağırlıyor. Bu sene Hacettepe Üniversitesi yüksek lisans ve sanatta yeterlilik derecesinde eğitim gören öğrencilerin işlerine yer veriyor.  Pera’nın yıllardır hazırladığı bu seçkiler bir yandan da üniversitelerin şeceresini çıkararak karşımıza getirmiş oluyor.

Kaan Fıçıcı, Çağlar Boyunca Yankılandı 2 (2017), Akbank Sanat’ta devam eden sergiden

Durum bir yandan genç sanatçılar için kötü değil. Yıl içinde bu tarz teşvik edici birçok etkinlik düzenleniyor. (Siemens Sanat ve OdeoBank yarışmalarının artık gerçekleştirilmiyor olması olumsuzluk hanesine yazılabilir.) Ancak belli bir huzursuzluk, belli bir olmamışlık var ki bu etkinliklere dair eleştiriler yöneltiliyor.

Eleştirilerin bir kısmı sergilerin küratöryal yönüne yönelik. Sergilerin açık çağrıyla ve jüriyle hazırlanması bir gereklilik. Ancak çok kısa tutulan küratöryal çalışma bu sergilerin çoğunlukla birbirine benzemesine ve “genç sanatçı sergisi zinciri” oluşmasına neden oluyor.

Mamut’a katılmış bir genç sanatçıyı birkaç ay sonra başka bir genç sanatçı sergisinde aynı işleriyle görebiliyoruz. Ya da yukarıda saydığım sergileri gezerken çok yakın tarihli başka etkinliklerde karşılaştığımız işleri görebiliyoruz. Bu noktada genç sanatçılar çok kısa süren bir kısır döngü içine hapsoluyor. Zaten sorun da bu kısır döngünün çoğunlukla kırılamaması.

Türkiye’de genç sanatçıların kendilerine alan açabilmesi, işlerini gösterebilmesi için hazırlanan bu etkinlikler onlara bir olanak sağlıyor. Ancak sonrası meçhule giden bir yol. Bu etkinliklerde gördüğümüz sanatçıları sonrasında üretmeye ve düşünmeye teşvik edecekler olanaklar çok kısıtlı. Okuldayken yapılmak zorunda kalınan, teslim edilmesi gereken işler üretiliyor. Ancak bu sanatçıları sonrasında yeniden üretmeye teşvik edecek mekanizmaların oluşmaması onlar için büyük bir açmaz. “Orta kariyer” bunalımını aşamayan birçok genç sanatçı “sanata ve sanat kurumlarına küs” bir şekilde kaybolup gidiyor.

Hasan Mert Öz, İsimsiz (2018), Akbank Sanat’ta devam eden sergiden

Bu noktada çözüm çoğunlukla sanatçının iradesine, azmetme gücüne bağlı. Tabii ki her katılan sanatçı (ya da sanatçı adayı mı demeli) üretmeye devam etmek zorunda değil. Ancak üretmeye devam etmelerini sağlayacak maddi, manevi ve düşünsel mekanizmaların kısıtlı olması kurumların üzerine düşünmesi gereken bir mesele.

“Genç bir sanat profesyoneli olarak bu yazıyı yazarken tek dileğim, sanata destek vermek konusunda hevesli (ve bu konuda fazla deneyimi olmayan) birey ve kurumların kaynaklarını en iyi nasıl değerlendirebileceği konusunda biraz daha fazla kafa yorması ve bunu yaparken de sanatçıyla birlikte çalışması. Öbür türlü, yukarıdaki örneklerde de görüldüğü gibi “-mış gibi yapmaktan” öteye gidilemiyor. Bu konuda naçizane fikrim; egoları ve kurumsal kimlikleri parlatan popülist projelere kimsenin ihtiyacının olmadığı! Nitelikli sanat eğitimini teşvik eden, sanatçı ve sanat profesyonellerinin risk alabileceği, yeni üretim ve araştırma ortaya koyabileceği, süreç-güdümlü deneyim kazanabileceği mütevazı ölçekli projelerle başlayalım ve düşlemeye devam edelim!”

Demirkazık yazısını bu dileklerle kapatıyor. Yine kalan yerden devam edelim. Sanat uzun yıllardır atölyede üretilen ve galeride/müzede sergilenen bir malzeme, iş ya da olgu değil. Sanat düşünme sürecimizin, dünyaya dair algımızın ve yaşamımızdaki diğer olguların bir parçası. Dünya (ve nihayet Türkiye de) artık başka bir sanat anlayışına kayıyor. Tasarım Bienali mesela, standart bienal anlayışını kırıp Okullar Okulu gibi bir projeyle karşımıza çıkabiliyor. Ya da İstanbul Bienali kapalı yapısını kırmak için Çalışma ve Araştırma Programı hazırlıyor. Çünkü gelecek burada. Araştıran, diyalog kuran ve süreç içinde üretim yapan sanat anlayışının bütün kurumlara sirayet etmesi artık bir zorunluluk.

Gökcan Demirkazık’ın yazısını okumak için: https://www.unlimitedrag.com/single-post/Sanata-destek-verir-mis-gibi-yapmak

YAZARIN DİĞER YAZILARI