'Çocuk kabul edilen' cinsel istismarın fail tarafı

Cumartesi, 14 Nisan, 2018
Fail yaşına hiçbir kademelendirme getirmeden "suç tarihinde çocuk olanlar" dendiği için failin 18 yaşını doldurmamış “çocuk” olması durumunda, cezai yaptırımların bir kısmı uygulanmayacak. Cinsel şiddete uğratılan çocukları anlatmak için kullanılmayan çocuk kavramı suçlu için kullanılmış. İstismar düzenlemesinin bireyi çocuk sayması için suçlu olması gerekiyor. Ya da fail 17 yaşında olsa bile çocuk ama mağdur 12 yaşında bile olsa çocuk değil.

Yeni düzenle cinsel şiddete maruz bırakılan çocukların yaşıyla ilişkili ceza kademelendirmesi getirildi. Mevcut kanundaki 15 yaş kademesi bile çocuğu koruma yönünde sakıncalıyken şimdi 12 yaş kademesiyle çocuk hepten savunmasız.

İkircikli tutumla erken evliliklerin yolunu açma gayreti, istismar düzenlemesine sokulmuş oldu. Kız çocuklarının okullaşmasını, meslek sahibi güçlü bireyler olarak yetişmesini engelleyen erken evlilik olgusunu mümkün kılacak, 12 yaş kademesi. Oysa cinsel şiddetle mücadelede önleyici tedbirlerin başında çocukların güçlü bireyler olarak yetişmesini sağlamak gelir. Çocuk istismarını önlemek adına yola çıkarak çocuk istismarını kolaylaştıracak düzenleme yapmak, istismarın istismarı. Yürütmekle yükümlü olduğu kanunlara muhalefet niteliğinde yeni düzenleme yapma becerisi de iktidarın, oy hesabıyla bazı çevrelere mavi boncuk dağıtması. Üstelik iktidar çevreleri, bu gücü Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararından, kararın gerekçesinden aldı. 15 ve 12 yaş kademeleri, çocuk haklarının ihlali, aynı zamanda anayasanın da ihlali mahiyetinde. AYM iktidara, TCK 103’ün iki fıkrasını iptal ederek “gollük pas” atmıştı. Belki iktidarın yargısı olduğu için belki gizliden gizliye yargının, iktidarı “açık düşürme” niyeti olduğu için belki yargı üzerinde kimi dini çevreler çok etkin olduğu için belki de her alana sadece ataerki hükmettiği için. Hangi iktidar yarışıyla yapılmış olursa olsun yargının, siyasetin ve bazı tarikat ve cemaatlerin etkisiyle mağdur yaşına dayalı ceza kademesi, çocuğun cinsel istismarı suçunda yangına benzin dökmek.

Oysa çocuğun cinsel istismarı söz konusuysa cezada belirleyici unsurlardan biri mağdurun değil failin yaşı olmalı. Suç tarihinde failin kaç yaşında olduğuna ve fail ile mağdur arasındaki yaş farkının üçten fazla olmamasına göre getirilmeli ceza kademesi. Sıkça dile getirdiğim akran kavramı ve akran şiddeti, geniş kapsamlı çalışmayla oluşacak gençlik hukuku çerçevesinde ele alınmalıydı. Altı bakan ve bakanlık bürokratları bir araya gelmişken hukukumuzdaki bu önemli boşluk giderilebilirdi. Niyet üzüm yemek olsaydı…

Gerçi bu düzenlemede de failin yaşına bir gönderme var. Yine örtük biçimde ve yine toptancı yaklaşımla madde 5’te güya yer almış. Maddenin 15’inci fıkrası “suç tarihinde çocuk olanlar” ifadesine yer vermiş eski hükümlerde de olduğu gibi. Ve sadece 10 ve 11’inci fıkra hükümlerinin uygulanmayacağı hükmüyle yer almış suç tarihinde çocuk olanlar ifadesi. Fıkranın gerekçesi de aynı bu ifadenin tekrarıyla muhteşem(!) bir açıklama sunuyor.

Fail yaşına hiçbir kademelendirme getirmeden “suç tarihinde çocuk olanlar” dendiği için failin, 18 yaşını doldurmamış “çocuk” olması durumunda cezai yaptırımların bir kısmı uygulanmayacak. Cinsel şiddete uğratılan çocukları anlatmak için kullanılmayan çocuk kavramı suçlu için kullanılmış. İstismar düzenlemesinin bireyi çocuk sayması için suçlu olması gerekiyor. Ya da fail 17 yaşında olsa bile çocuk ama mağdur 12 yaşında bile olsa çocuk değil.

Bu çarpık bakışın altında da yine aynı ikircikli tutum yatıyor şüphesiz. Gece yarısı baskını niteliğinde verilen tecavüz önergesini “tamamına erdirme” niyetiyle erken evliliklerde erkek tarafının da bir oğlan çocuğu olma durumunda cezai yaptırımların azalması gayreti var. Belki komisyonda belki genel kurulda fiili suç saymaktan çıkaracak yeni önergeler de gelir, hazır bu düzenlemeyle gerekli alt yapı oluşturulmuşken.
10 ve 11’inci fıkralardaki uygulanmayacağı söylenen hükümlerden birisi kimyasal hadım meselesi. Bunun yanında rehabilitasyonun da uygulanmayacağını anlıyoruz. Cinsel suçları eril şiddet değil de hastalık gibi gören çarpık algının eklettiği bu yaptırım da, çocuk suçlulara uygulanmayacakmış. İkametgah ve iş yeri kısıtları, çocuklarla ilişkili işlerde çalışmasını önleyen düzenlemeler, iş ve ikamet değişikliği bildirimini yedi güne indiren hükümlerin suç tarihinde çocuk sayılan fail için uygulanmayacağını görüyoruz. Düzenlemedeki çarpık algının yarattığı sonuca göre 17 yaşındaki oğlan çocuğu 12 yaşındaki kız çocuğunu istismar ederse fail çocuk sayılarak yaptırımlar azaltılacak ama mağdur çocuk sayılmayarak evlendirilecek.

Basına yansımış sayısız olayla yatılı okullarda eğitim bilimleri ve çocuk gelişimi ilkelerinin uygulanmadığı yatılı kurslarda çocuğun çocuğa şiddetine tanık oluyoruz. Gerçi bu düzenleme haber alma hakkımızı engellemeyi de ihmal etmediği için belki çok daha az olayı duyabileceğiz. Ama çocuk istismarı haberlerini yasaklamak çocuk istismarını önlemeye yetmeyecek.

Akran şiddeti kavramını geliştirip somut kriterlerle akran kavramını tanımlamadan ve yaptırımları bu tanımlar çerçevesinde kademelendirmeden çocuk istismarı suçunu önlemeye yönelik adım atılmış olmayacak. 17 yaşındaki bir çocuğun mesela dokuz yaşındaki kız veya oğlan çocuğuna yönelik cinsel istismar suçundaki cezai hükümlerle failin 17 mağdurun 14 yaşında olduğu vakalardaki cezalandırma farklılaşmalı. Ama işte kanunlarda açıkça yazılı somut kriterler tespit edildiği takdirde olayın akran şiddeti mi yoksa akran deneyimi mi olduğu anlaşılabilir ancak. Suç yani şiddet olmadığı halde aile ve çevre baskısıyla şiddet iddiası da yaşanıyor. Sosyal görüşmeci vasıtasıyla alınan ifadeler şiddet olup olmadığı ayrımını ancak üç ve daha az yaş farkı olduğu zaman izlemekle yükümlü kılınabilir. Gerçekte suç yoksa ve aile baskısıyla suç isnat edilmişse sosyal görüşmeci vasıtasıyla anlaşılabilir ama akran olması şartıyla. Yaş farkını en fazla üçle sınırlayacak akran kavramı geliştirilmediği sürece rıza kavramı dile getirilmemelidir. Ki bu da 12 değil ancak 15 yaş üstü için düşünülebilir. Ailelerin çeşitli kaygılarla suç isnadına yönelmesini önleyecek tedbirler alınması için de gençlik hukuku gerekli.

Ancak bütün bunlar çocuk hakları sözleşmesini ihlal etmemek, cinsiyet eşitliğini sağlamak ve cinsel suçlarla gerçekten mücadele etmek niyetine sahip güçlü siyasi irade, kapsayıcı ve çoğulcu yasa yapma yöntemi gerektirir. Niyeti bağcıyı dövmek olanlarsa patriyarkayı hayli geriletmiş olan kadın hakları mücadelesine darbe niteliğinde kız çocuklarının “başını küçükken ezmeye” yönelir. Bu düzenlemede getirilen 12 yaş kademesinde olduğu gibi cinsel suçlarda çocuk olma hakkını mağdura değil sadece faile tanır.


Berrin Sönmez kimdir?

1960 Ankara doğumlu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümünde okudu. Öğrencilik yıllarında Maliye Bakanlığı'nda çalışıp mezuniyet sonrası Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde araştırma görevlisi olarak akademiye geçiş yaptı. Halkevi üzerine yaptığı doktora tezini sağlık nedeniyle yarım bırakarak üniversiteden ayrılıp çeşitli orta okul ve liselerde tarih öğretmenliği yaptı. Yaklaşık beş yıl sonra önce okutman sonra öğretim görevlisi olarak tekrar akademiye döndü. Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde öğretim görevlisiyken yakalandığı 28 Şubat sürecinde ve bu defa isteği dışında üniversiteden bir kere daha ayrıldı. Sözleşmesinin haksız olarak yenilenmeyişine itiraz ederek açtığı idari dava, dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağlı yargısının pervasızca verdiği “rektörün takdir yetkisi” gerekçesiyle reddedildiği için emekli oldu. Dört-beş yıl çeşitli kurum ve konumlara demir atarak geçirdiği çalışma hayatı sonrası kendisini ilk defa gerçekten ait hissettiği tek yer olan Başkent Kadın Platformu Derneği üyesidir. Sivil toplum alanında kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunusuyla gönüllü çalışmayı sürdüren feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI