Ali Duran Topuz
Ali Duran Topuz

Eren Keskin'in sürmeleriyiz!

Çarşamba, 4 Nisan, 2018
Avukat Eren Keskin, ağır hapis ve para cezalarıyla karşı karşıya. Bir tür sınav bu: Eşitlik, özgürlük, adalet sınavı. 12 Eylül sonrası hak mücadelelerinin dirayetli, inatçı kadın figürlerinin devamı Eren Keskin. O doğru bildiğinden, devlet gücü yettiğinden vazgeçmiyor.

Az gittik, uz gittik dere tepe düz gittik, bir de baktık ki bir arpa boyu yol gitmişiz. O da geriye… Ergin Günçe’nin dediği gibi:

“Herif, zaman kazanmak için tarihten

Bak durmadan satırbaşı yaptırıyor!”

Dönüp dönüp başa aynı yere geliyoruz Aynı yer mi? Hiç değil, arada ömür geçiyor çünkü. Arada ömür talep ediliyor, zorla.

Anlatmaya çalışacağım öykünün ilk satırı 12 Eylül karanlığında yazılır, en önemli yazarlarının kadınlar olduğu satırlar, çok isim var elbette, sadece dördünü anacaksam da: Didar Şensoy. Ayşe Nur Zarakolu. Leman Fırtına. Gülten Akın. Bu dört kadın, 12 Eyül cuntasının küresel efendiler lehine kendi toplumuna karşı yürüttükleri operasyonların karşısına dikilmişlerdi. 12 Eylül cuntası, yani neoliberalizmin Türk-İslam sentezci savaş aygıtı, ilk kudretli itirazı kadınlardan görmüştü.

Bir cümle onların ağzından binbir anlamla çınladı uzun süre, arzu olarak, dua olarak, inanç olarak, kararlılık beyanı olarak, ihtar olarak, davet olarak: “İnsanlık onuru işkenceyi yenecek.” Yenemedi işte diyen varsa, insanlık onuruyla işkencenin bir arada olamayacağının (yeterince yaygınlaşmasa da) bilincinin billurlaşmasını aklına getirip karamsarlığını yenebilir.

“NE İŞİNİZ VAR…”

İHD kurucularındandı dördü de.

Didar Şensoy, 1 Eylül 1987’de hapishanelerdeki insan hakları ihlaline karşı Ankara’ya, Meclis’e doğru yapılan yürüyüşte polis şiddetiyle yaşamını yitirdi. “Didar Şensoy, Leman Teyze’ye, ‘Koca karı, kendimi iyi hissetmiyorum’ der ve yere yığılır.” Leman Fırtına, “Koca karı kalbim acıyor” dediğini de aktarır bir söyleşisinde.

Ayşe Nur Zarakolu, 28 Ocak 2002’de kanserden yaşamını yitirdi.

Leman Fırtına, 2 Nisan 2015’te yaşamını yitirdi.

Gülten Akın, o büyük şair 4 Kasım 2015’te yaşamını yitirdi.

İstanbul İHD’de önceki akşam Leman Fırtına anıldı, Akın Birdal anlattı orada: İHD heyeti, cumhurbaşkanı olduktan sonra Turgut Özal ile görüşür. Turgut Bey, Leman hanıma döner ve der ki, “Leman Hanım bu yaşta ne işiniz var sizin insan haklarıyla?” Leman Fırtına: “İçerde oğlum vardı. Şimdi içerdeki herkes benim çocuğum.”

BİR MÜCADELE ALANI

Mamak’ın, Metris’in önündeki uzun alandan Meclis’in önündeki polis coplu alana, Galatasaray Meydanı’ndan siyaset meydanına bir büyük mücadelenin yılmayan mücadelecileridir onlar. Leman Fırtına anmasında Murat Çelikkan, haklı ve güçlü bir biçimde vurguladı: “Kadınlar, 12 Eylül sonrası hak mücadelesinin önemli ve güçlü bir halkası. Kimi anneydi, kimi kızkardeşti, kimi eşti, ilk günlerde bu yüzden oradaydılar ve insan hakları mücadele tarihinin en önemli halkasını oluşturdular.”

Kızkardeş ve anne olarak girdikleri mücadelede kan bağıyla sınırlı olmaktan çabucak vazgeçerler, daha soyut, daha genel bağa geçerler: Herkesin haklarına. Antigone olarak başladıkları mücadeleyi, evrensel hak mücadelesine çevirirler. Hala “anneler” olarak anılmaları, onların değil, eril dilin ve aklın bir gericiliği olsa gerek.

Fikirleri, bireysel tarihleri, sınıfları, zümreleri, soyları, etnik kökleri, her şeyleri farklıydı, ama müthiş bir ortaklık alanı geliştirdiler: İnsan hakları. İnsan. Hak.

BİR NEFRET HEDEFİ OLARAK EREN KESKİN

Eren Keskin bu halkanın bir sonraki kuşağından. İlk kuşağın gerçek başarısının, kan bağı olmayanların hakkını savunma başarısının doğrudan mirasçısı. Türkiye onu 90’larda nefret hedefi olarak tanıdı. İpini koparan Eren Keskin’e laf saydırmayı marifet biliyordu. İçerde kimsesi yoktu, ama içerde oğlu, kızı, kardeşi, eşi bulunan kadınların başlattığı mücadelenin devamıydı. Kürt illerindeki yangına bir kova suyla koşuyordu, karınca misali. Şırnak’ta, Lice’de, Amed’deydi.

Hep hedefti. Hedefteydi. Askerin. Polisin. Yargıçların. Paramiliter serserilerin. Vatansevici şarlatanların: İki kere silahlı saldırıya uğradı. Defalarca sözlü, yazılı, görüntülü, fiziki taciz ve tehditlere maruz kaldı.

Biri, etik üstüne tezleriyle, pardon intihalleriyle ünlü bir profesör, bir konuşmasını beğenmeyince koşup askere ihbar etmişti. Aferini milletvekili olarak aldı. Bir başkası, deve dişi iriliğinde bir medya külhanbeyi pozları veren biri, açık açık tecavüzle tehdit etti. Patronu, dört kız çocuğu olan biriydi, ne yapıyorsun sen terbiyesiz demedi. Patronu geçen günlerde medya grubunu satıverdi, o hâlâ gazetecilik yapıyor. Ödülünü her devrin adamı olmakla aldı.

İLK CEZA KÜRDİSTAN’DAN

“Halkı kin ve düşmanlığa tahrik”ten hapis yattı ya, cezanın özü “Kürdistan” ismini sık ve ısrarlı telafuzunda yatıyordu, şimdinin cumhurbaşkanı Erdoğan’a, milliyetçiliği baş üstünde taşımayıp ayakları altına aldığı propagandası yaptığı dönemlerde “Kürdistan” diyebilme özgürlüğü ve cesaretini veren hak mücadelesi tarihinin önemli bir momentumuydu oysa onun aldığı ceza. Yargı, o cezayı kesinleştirene kadar çok gitti geldi, ne yapacağını bilemedi bir türlü, ifade özgürlüğü diye bir şey var bir yandan, öbür yandan emir demiri keser. Hep öyleydi. Şimdi de öyle.

“Arkadaşlar, Yargı çok’a ayrılır, ilk dersimiz bu

Tanrının katında, çatı katında

İnsan da yargılanır, köpek de kuş da

Balık bile yargılanır, aklına ve şeytana uydukça”

Ve şimdi de hapis cezası üstüne hapis cezasıyla ömrü boyunca karşı karşıya kaldığı tehditleri hızlandırılmış yeni Türkiye kursu olarak peş peşe yaşıyor. Hep hedefti, hep hedef.

SABIKASIZ SABIKALI

Hep cesurdu. Bütün bunlara rağmen bir kere bile boynunu bükmedi, kuşkuya düşmedi. Hep cesur.

Bir mahkeme kararında, daha önce hiçbir sabıkası yokken, “sabıkalı kişiliği göz önüne alındığında” diye bir cümlecik kurmuştu yargıç. Sabıkasız sabıkalı kişilik? Gülelim mi ağlayalım mı?

“Açık ve aydınlıktır dersimiz

Herkesi bir yargıç olarak düşüneceğiz

Herkesi bir sanık olarak süsleyeceğiz

Herkes zaten bir Savcıdır doğuştan”

Devleti tahkirden mahkum edecekseniz birini, yani böyle saçma bir cezanız varsa, ve Ergin Günçe’nin dediği doğuştan savcılardansanız, böyle saçma cümleler kurarsınız ancak.

BİR SINAV

Hep güzeldi. Delikanlılık günlerinin yoldaşlarından bugüne, sağ ya da sol faşist eril otoritelerine herkes allığına, rujuna, simine, pullarına, tellerine laf yetiştirme yarışına girdi. O da bakımına, güzelliğine hep özenen “teyze”si Leman Fırtına gibi, en zor günde, en zor anda vazgeçmedi tarzından. Hep güzeldi. Hep güzel.

Bu cesur ve güzel kadın bugün yine hedef. Onlarca yıllık hapis, onbinlerce liralık para cezasıyla vurulmak isteniyor: Vakit nakittir diyen neoliberal imanlı, İslamcı soslu bir iktidar, hem parasını hem ömrünün sayısız günlerini istiyor ondan. Bir sınav var yani, Eren Keskin sınavı. İHD kurucusu da olan dört kadının mücadelesinin bugünkü devamı Eren Keskin, doğru bildiğini söylemekten caymayacak, o kendi sınavının gözetmeni. Ya kalanlar? Demokrasi, eşitlik, özgürlük ve adalet diyenler?

Sınavda hepinize başarılar dilerim

Soruları okumadan cevaplamayın

Can’la oynuyorsunuz şunun şurasında

NOTLAR:

Dizelerin tamamı, Ergin Günçe’nin Türkiye Kadar Bir Çiçek kitabından, Can Yayınları 1988 baskısı.

Başlık, intihal. Twitter’da gördüm ilk, keşke kimden gördüğümü hatırlasam.

YAZARIN DİĞER YAZILARI