Âlemin enayisi Kürtler mi?

Pazartesi, 19 Mart, 2018
Kürtler, “‘uygar dünyayı’ tehdit eden IŞİD’i bertaraf etmek niye bize düşsün” sorgulaması yapmaya da; “Batı, emperyalist emellerinin yan etkisi olan bu vebayı sıkıysa kendisi temizlesin” demeye de başlarlarsa kimse şaşırmasın. Kürtlerin hiçbir hakkı yoksa bile “uygar dünyanın” bir parçası olduklarını ama bu âlemin “enayisi” olmadıklarını göstermeye hakkı var.

Kürtlerin Efrîn’den nasıl dersler çıkaracağını zaman gösterecek. Fakat “uygar dünyanın” Ortadoğu’da seküler bir hareketi desteklemediği, desteklemeyeceği bir kez daha ortaya çıktı. Suriye savaşının başladığı 2011 yılından itibaren Şam’dan, Esad’dan ziyade Kürtlere, onların topraklarına musallat olan cihatçı grupların yarattığı yıkım karşısında Kürtlerin direnmek dışında hiçbir yolları yoktu. Çünkü başta IŞİD olmak üzere cihatçı gruplar sadece Kürtlerin topraklarına değil, onların çok kültürlü, çok inançlı siyasal yapılarına da hasımlık besliyordu.

Cihatçı örgütlerin Kürt topraklarında yarattığı yıkım IŞİD’in Eylül 2014’te başlattığı Kobanê saldırısına kadar uluslararası güçlerin dikkatini bile çekmedi. Ne zaman ki IŞİD, 2015’ten itibaren başta Fransa ve Almanya olmak üzere Avrupa’yı hedef almaya başladı, Batı’da Kürtlere yönelik ilgi arttı. Bunu da ABD’nin başını çektiği Uluslararası Koalisyon’un Kürtlere silah desteği izledi.

Kobanê’den itibaren Kürtler, Rusya ve Amerika’yla taktiksel işbirliklerine gitmek ve cihatçıların büyüttüğü tufana karşı ayakta kalabilmek için kendilerince siyasal bir sistem örmeye başladılar. Ancak başta ABD olmak üzere Batı, IŞİD tehdidinin tamamen bertaraf edilmesi için Kürtlere silah akıtmayı sürdürdü, ortak operasyonlar tertipledi ve alınmasının yılları alacağı düşünülen Rakka’yı bile Kürtler eliyle bu örgütten aldı.

Batı’nın yarattığı bir canavarı yenmek, kendi topraklarına saldırıldığı için ister istemez Kürtlerin payına düştü. Fakat “uygar dünya” bu hikâyeyi, IŞİD’in yenilme hızıyla eşdeğer bir aralıkta unutuverdi. Salih Müslim’in Çekya’da gözaltına alınıp kelepçeli görüntülerinin yayınlanması, Batı’nın IŞİD karşıtı Kürtlerle mutabakatının bitişinin ilanını andırıyordu.

Batılı ülkeler, korkulu rüyaları olan IŞİD’i yenen Kürtlerin, bunun karşılığında herhangi bir hak elde etmemesi üzerine hesap kurmuşa benziyor. Bu hesap sadece Suriye Kürtleri için değil, bağımsızlık referandumu sonrası Güney Kürdistan’ın Şii Haşdi Şabi örgütüyle tehdit edilmesi üzerinden de geçerli kılındı. Kürtlere karşı Sünni cihatçıların yapamadığını Şii milisler, onların yapamadığını bölgesel güçler, “uygar dünyanın” desteğiyle tamamlıyor.

Oysa Kürtlerin kimsenin dininde, mülkünde, kültüründe, inancında, sınırında gözü yok. Sünni oldukları halde Şiilerle bir dertleri yok Kürtlerin. Sünni Arapları ezen de, IŞİD’in oluşmasına kaynaklık eden de Kürtler değil. Bu örgütün kaynağını bölgedeki otoriter sistemler ve o sistemlerin bir zamanlar sıkı işbirlikçileri olan ABD ve diğer batılı güçler suladı.

Tekraren görüldüğü üzere IŞİD’in bitirilmesi için Kürtlere her türlü desteği veren ülkeler ve onların “medeni” kamuoylarının, Kürtlerin sorunlarıyla ilgili hiçbir dertleri, ilgileri yok. Kürtler ancak onların düşmanlarıyla savaştıklarında “kahraman” oluyor ve o düşmanları yenildiği anda da Kürtler unutuluyor.

Son 7 yılda Irak, Türkiye ve Suriye’de yaşadıkları deneyim, Kürtler açısından geçen yüzyılın hızlı akan film şeridi gibiydi.

Kana bulanmış bu film şeridini izleyen Kürtler tekrar “kadere bak kadere, kimler kimlerle beraber” sorgulaması yapıyor.

Şam yönetiminin, ABD’nin, Rusya’nın, BM’nin, Almanya’nın, İran’ın, Türkiye’nin, cihatçıların kendilerine karşı nasıl, neden birleştiklerini Kürtlerin sorgulamayacağını, hareketlerini bölgesel veya uluslararası güçlerin hesaplarına göre değil, kendi ihtiyaçlarına göre strateji belirlemeye itmeyeceklerini düşünmek yanıltıcı olur.

Ayrıca Kürtler, “‘uygar dünyayı’ tehdit eden IŞİD’i bertaraf etmek niye bize düşsün” sorgulaması yapmaya da; “Batı, emperyalist emellerinin yan etkisi olan bu vebayı sıkıysa kendisi temizlesin” demeye de başlarlarsa kimse şaşırmasın.

Kürtlerin hiçbir hakkı yoksa bile “uygar dünyanın” bir parçası olduklarını ama bu âlemin “enayisi” olmadıklarını göstermeye hakkı var.


İrfan Aktan kimdir?

Gazeteciliğe 2000 yılında Bianet’te başladı. Sırasıyla Express, BirGün, Nokta, Yeni Aktüel, Newsweek Türkiye, Birikim, Radikal ve birdirbir.org ile zete.com web sitelerinde muhabirlik, editörlük veya yazarlık yaptı. Bir süre İMC TV Ankara Temsilciliği’ni yürüttü. "Nazê/Bir Göçüş Öyküsü" ile "Zehir ve Panzehir: Kürt Sorunu" isimli kitapların yazarı. Halen Express, Al Monitor ve Duvar'da yazıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI