Mühdan Sağlam
Mühdan Sağlam

Akdeniz'deki gaz anlaşması Türkiye'yi etkiler mi?

Cuma, 5 Ocak, 2018
Akdeniz’in doğusu son dönemlerde gerek akademik gerek piyasa bazlı enerji ve jeopolitik analizlerin odak noktası. Bölgenin ulaşımdaki kritik özelliği bir yana, ilginin sebebi 2009’da keşfedilen doğal gaz yatakları ve petrol. Doğu Akdeniz bölgesi, kayda değer enerji kaynağının keşfedilmesiyle beraber küresel enerji piyasasında dikkatle izlenen ve şirketlerin projelerden pay almak için çabaladığı bir bölgeye dönüştü.

Avrupa gaz piyasasını çeşitlendirme girişimi, 2006’dan beri enerji güvenliği kapsamında, gündemde tutulan konuların başında. 2009’da Avrupa’nın en büyük tedarikçisi Gazprom’un Ukrayna’yla yaşadığı borç eksenli krizde doğal gaz akışında kesintiye gitmesi, Kiev’in gaz sıkıntısını Avrupa’ya giden transit hatlardan tedarik etmesine neden olmuştu. Bunun üzerine Gazprom bir süre Avrupa’ya aktarılan gazda da kesintiye gitti. Şirketin bu adımları, AB içerisinde büyük yankı buldu. Nihayetinde alternatif girişimler 2015’teki Enerji Birliği atılımıyla resmiyet kazandı. Çarşamba günü İsrail, Yunanistan, Güney Kıbrıs ve İtalya arasında imzalanan anlaşma çerçevesinde söz konusu adımın Avrupa için ne anlama geldiği, enerji birliğinin ne kadar birlik olduğu sorusuna tarihsel enerji ilişkileri mirasını yadsımadan yanıt vermeye çalıştık.

Bununla beraber Akdeniz kıyıdaşı üyeler ve İsrail’in imzaladığı bu anlaşma yalnızca AB açısından önemli, izlenmesi gereken bir hamle olarak ele alınırsa, durumun bütünlüklü analizi eksik kalır. Enerji anlaşmaları sadece enerji ve ekonomi değil, siyasal ve hukuksal sonuçlar da doğuruyor. Buysa daha kapsamlı bir bakış açısını gerekli kılıyor.

Doğu Akdeniz’de İsrail ve Güney Kıbrıs ne kadar kaynağa sahip? Kaynakların bugüne kadar ticarileştirilip küresel piyasada arz edilmesine hangi faktörler engel oluyor? Güney Kıbrıs ile KKTC ve Türkiye’nin anlaşmazlık noktası ne? Taraflar bu anlaşmazlıkta nasıl tutum alıyor? AB’nin söz konusu iki ülkeden 2025 itibariyle gaz alacak olmasının Doğu Akdeniz bölgesindeki anlaşmazlıklara etkisi ne olabilir? Bu sorulara kısaca yanıt vermek, durumun daha anlaşılır olmasını sağlayacaktır.

DENİZ DENİZ AKDENİZ KAYNAKLARI BAŞKA DENİZ

Akdeniz’in doğusu son dönemlerde gerek akademik gerek piyasa bazlı enerji ve jeopolitik analizlerin odak noktası. Başlıktan da anlaşılacağı üzere bölgenin ulaşımdaki kritik özelliği bir yana ilginin sebebi enerji kaynakları, özelde 2009’da keşfedilen doğal gaz yatakları ve petrol.

Doğu Akdeniz bölgesi, kayda değer enerji kaynağının keşfedilmesiyle beraber küresel enerji piyasasında dikkatle izlenen ve şirketlerin projelerden pay almak için çabaladığı bir bölgeye dönüştü. Münhasır Ekonomik Bölgeleri’nde (MEB) halihazırda doğal gaz arama ve çıkarma faaliyeti yürüten dört ülke var: İsrail, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Mısır ve Lübnan. Mısır ve Lübnan’ı sonraki haftaya bırakmak kaydıyla, İsrail ve Güney Kıbrıs’ı ele almak yerinde olacak.

Öncelikle Doğu Akdeniz’de sahip oldukları rezervlerin yanında, AB için aday tedarikçiler konumundaki İsrail ve Güney Kıbrıs’taki enerji kaynaklarını üstlenen şirket Amerikan şirketi Noble. Halihazırda iki ülkenin operatörü, yani kaynaklara ulaşan ve sondajı üstlenen bu şirket.

Noble, Doğu Akdeniz’de gaz çalışmalarına 1988’de başlayarak piyasasının ilki olmuştu. Şirketin hem İsrail Leviathan hem de Güney Kıbrıs MEB’inde yer alan Afrodit sahasında tek imtiyaz sahibi olduğu da gözden kaçırılmamalı. Dolayısıyla AB ile yapılan gaz anlaşmasının kazananlarından birisi de bu şirket.

2009 yılında Hayfa açıklarında Tamar (260 bcm), 2010 yılında Leviathan sahasında (450 bcm) gaz yatakları keşfedildi.

İsrail açısından kaynakların keşif sürecine bakacak olursak, süreç Aşdod Limanı açıklarında küçük doğal gaz rezervlerinin keşfedildiği 1999’dan itibaren ivmelendi. 2009’da arama çalışmaları sunucunda 2009 yılında Hayfa açıklarında Tamar (260 bcm), 2010 yılında Leviathan sahasında (450 bcm) gaz yatakları keşfedildi. Söz konusu bölgelerde gaz olduğu kesin olmasına karşın, İsrail resmi kaynaklarıyla tahminler arasında farklılık olduğu göz ardı edilmemeli. İsrail, 2013’ten beri Tamar’da 2015’ten beri de Leviathan havzasında çalışmalar yapıyor. Güney Kıbrıs’a enerji kaynakları olduğu müjdesiyse 2011’de geldi. Kıbrıs kıta sahanlığı içerisindeki ve Leviathan sahasının 21 mil batısında yer alan Afrodit bölgesinde (200 bcm) doğal gaz yatakları keşfedildi.

Her iki ülkenin dikkate değer enerji kaynaklarının küresel piyasaya daha önce ulaştırılmamasının ise iki nedeni var. Kaynakların ticarileştirilmesi için finansman, pazar ve fiyat sorunları, bölge ülkeleri arasında yaşanan ve birçoğu kronikleşmiş siyasi sorun ve gerilimler. İsrail ile Lübnan gerilimi ilerleyen yazılarda ele alınacağı için Güney Kıbrıs-Türkiye-KKTC anlaşmazlığına bakmak yerinde olacak.

TÜRKİYE-KKTC-GÜNEY KIBRIS ANLAŞMAZLIĞI

Kıbrıs sorunu, yani özetle adanın kuzeyiyle güneyi arasında barışın tesis edilmesi ve bir araya gelmesi, pek çok aktörün uğraş verdiği bir konu. Öte yandan Güney Kıbrıs’ın tek taraflı olarak ilan ettiği MEB, bölgede varlığı tescillenen enerji kaynaklarıyla daha çetrefilli bir hal aldı. Bugüne kadar yatırımcıların Afrodit sahasına akın etmemesinin en önemli nedeni de taraflar arasındaki MEB tartışması. Anlaşmazlığın iki boyutu var.

İlk olarak Güney Kıbrıs’ın tek taraflı olarak 2004’te ilan ettiği bitişik bölgeyi 24 mil, MEB’i 200 mile çıkaran kararı ve bunun Türkiye’nin Akdeniz’deki karasularıyla çakışması. Eğer Güney Kıbrıs’ın tezi geçerlilik kazanırsa Türkiye Akdeniz’deki kara sularından olabilir. Bununla beraber uluslararası hukuk kaideleri ve 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesi gereği kara sularının MEB karşında bir üstünlüğü var.

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki yetki alanı sınırlandırmaya dönük tutumu, Doğu Akdeniz’in uluslararası hukuka göre yarı kapalı bir deniz olarak kabul edilmesi ve sınırlandırmanın ilgili devletlerin ortak bir platformda, uluslararası hukukun hakkaniyet ilkesi çerçevesinde müzakere edilmesine dayanıyor. Bunun yanında MEB ilan etmeyen Ankara, buradaki fiilen (ipso facto) ve başlangıçtan beri (ab initio) olan haklarını muhafaza ettiğini ve bu hakların geçerli olduğu sahalarda hidrokarbon arama, çıkarma gibi faaliyetlere izin vermeyeceğini ilan etmiş durumda.

Anlaşmazlık yaşanan ikinci nokta adanın halihazırdaki bölünmüşlüğüyle alakalı. Söz konusu kaynakların çıkarılması ve ilan edilen MEB, adanın bütüne dönük bir perspektife dayanıyor. Bir anlamda KKTC’nin bu alandaki haklarına el konulduğu söylenebilir. Bu adıma karşı Türkiye ile KKTC, nota verme, sorunu BM’ye taşıma gibi adımları birlikte atıyor. Lefkoşa’ya göre şayet Kıbrıs MEB’inde kaynaklar işletilecekse, müzakere süreçleri dahil tüm aşamalarda kendisi yer bulmalı ve gelirden pay almalı. Halihazırda Güney Kıbrıs bu anlamda bir adım atmış değil.

Bunun yanında Kıbrıs sorunu taraflar arasında çözülse dahi, Türkiye ve Kıbrıs arasındaki MEB tartışması çözülmüş olmayacak. Akdeniz’deki MEB sınırlarının belirlenmesinin Türkiye, Kıbrıs ve Yunanistan arasındaki müzakerelerle çözülmesi gerektiği unutulmamalı. Ancak Ankara’nın Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne taraf olmaması müzakereler açısında sorunlu bir sürece işaret ediyor.

Taraflar arasında ayrışma AB’nin İsrail ve Güney Kıbrıs’tan gaz alımına sıcak bakması ve halihazırda bunu bir anlaşmayla taçlandırması nedeniyle dikkat çekici. AB üyesi Güney Kıbrıs, küçük de olsa AB’nin enerji politikalarında söz söyleme gücüne sahip. Enerji Birliği hazırlık sürecinde Polonya’nın dışında en istekli görünen üye oluşu, bu duruma örnek gösterilebilir. Dolayısıyla AB’nin söz konusu anlaşmaya onay vermesi, aynı zamanda Türkiye ve KKTC’nin tezlerinin fiilen geçersiz kılınmasına güçlü bir destek sağlayabilir. Bu yüzden AB son imzalanan anlaşmayla bir yandan pazar arayışındaki Doğu Akdeniz ülkelerine kendisi pazarını açarken bir yandan da bölgesel anlaşmazlıkta tansiyonun yükselmesini tetikleyebilir. Buna alternatif olarak Brüksel; taraflar arasında müzakere süreçlerinin başlatılması için inisiyatif alabilir. Ancak AB’nin dış politika alanında gücünün sınırlı olduğu dikkate alındığında tansiyonun yükseleceği iddiası daha akla yatkın duruyor.

Önümüzdeki çarşambadan itibaren Mısır’dan başlamak üzere birkaç hafta Doğu Akdeniz’deki enerji durumunu ve jeopolitik gelişmeleri ele alacağız.


Mühdan Sağlam kimdir?

Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı’nda doktora yapmaktadır. Enerji politikaları, ekonomi-politik, devlet-enerji şirketleri ilişkileri, Rusya’da devletin dönüşümü ve enerji politikaları, Avrasya temel ilgi alanlarıdır. Gazprom’un Rusyası (2014, Siyasal Kitabevi) isimli kitabın yazarı olup, enerji ve ekonomi-politik eksenli yazıları mevcuttur. 7 Şubat 2017'de çıkan 686 sayılı KHK ile üniversiteden ihraç edilmiştir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI