Mühdan Sağlam
Mühdan Sağlam

Putin’in Ankara’da bir günü

Cuma, 29 Eylül, 2017
Türkiye Rusya ilişkileri 2015 uçak krizi sonrasında ekonomik anlamda hızlı bir toparlama içerisinde (domates hariç). Dahası bölgesel olarak Rusya jeopolitik politikaları uyarınca Türkiye ile masaya oturmaktan çekinmiyor. Ancak Ankara’nın YPG ve IKBY’ye dönük içini rahatlatan adımların tatmin edici bir biçimde atılmadığı da söylenmeli. İki ülke arasındaki ilişkiler hali hazırda ticari ortaklık düzeyinde, stratejik ortaklık ifadesini kullanmak için biraz daha temkinli olmakta fayda var.

Rus lider Vladimir Putin Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmek için dün Başkent’teydi. Ankara misafirini beklerken Kremlin’den görüşmelerin seyrine dair önemli bir vurgu geldi. “Rusya Türkiye ile pragmatist eksende ilişkilerini geliştirmek istiyor.” Yani pragmatizm Rusya-Türkiye ilişkilerinin de temel belirleyeni konumunda.

Putin’in heyetinde Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Savunma Bakanı Sergey Şoygu’nun yanında Genel Kurmay Başkanı Valeriy Gerasimov’u vardı. Bu şu anlama geliyordu. Herkesin mevkidaşıya bir araya geleceği paralel görüşmeler olacak ve güvenlik gündemde üst sırada yer alacaktı. Yaklaşık 2 saat süren görüşmeler sonrası basın toplantısı çok uzun tutulmadığı gibi gazetecilerden de soru alınmadı. Hem basın toplantısının kısalığı hem de soru alınmaması, benzer biçimde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın heyetler arası görüşmelerin sürdüğü, ticareti artırma yönünde temasların devam edeceğine yönelik açıklamaları, ilan edilecek stratejik bir projeden ziyade olanlar üzerinde çalışıldığı, yenileri içinse beklemek gerektiğine yoruldu. Basın toplantısı öncesi ve sonrasına öne çıkan başlıklarla görüşmeyi ele almak yerinde olacak.

ENERJİ CEPHESİ: TÜRK AKIMI VE AKKUYU NÜKLEER GÜÇ SANTRALİ PROJESİ

Basın toplantısında, iki enerji projesi liderlerin görüşmesinde yer etti. İlki Türk Akımı. 1 Aralık 2014’teki Putin’in Ankara ziyaretinde proje ilan edilmişti. Türk Akımı birbirine paralel iki hattan oluşuyor. Hatlardan birisi Türkiye iç pazarı için diğeriyse Güneydoğu Avrupa’ya uzanacak, zaten Güney Akım’a alternatif olması da buradan kaynaklanıyor. Hat, Karadeniz üzerinden Türkiye – Yunanistan sınırına kadar Rus gazını taşıyacak. Görüşmede vurgulandığı üzere hattın çalışmalarına hızla devam ediliyor ve deniz altındaki bölümü inşa edilmeye çalışılıyor.

Gündemdeki ikinci proje Akkuyu Nükleer Güç Stantrali’ydi. Santral, Mersin’e  140 km uzaklıktaki Akdeniz kıyısında, Akkuyu mevkiinde inşa edilecek. Çalışma ve izin süreci zaman alan projeye yurtiçinden ve yurtdışında tepkiler geldi. Özellikle Avrupa Parlamentosu(AP), Türkiye Üyelik Müzakerelerini askıya almaya dönük oylama öncesinde hazırladığı raporda, santralin deprem riski yüksek bir bölgede kurulduğunu, bu durumun sadece Türkiye için değil, tüm Akdeniz için tehdit oluşturduğu belirtmişti. AP, sonuç olarak Türkiye’nin projeden vazgeçmesini salık verdi. Ancak Türkiye projenin hızlandırılmasından yana. Santrali’n 1 no’lu enerji bloğunun 2023’te bitirilmesi hedefleniyor. Bu çerçevede dört ayaklı projenin ilk ayağının yapımına bu yıl sonunda ya da gelecek yıl başında başlanabilir. Putin de bu konuda “bazı pürüzler vardı, onları giderdik ve hızla birinci kısmın yapımına başlanacak” demekle yetindi. Netice AP ya da bir başka kurumun Türkiye’ye dönük eleştirisi Ankara’yı bağlıyor. Pragmatizm ekseninde durumu ele alan Moskova, hem ticari olarak Rosatom’a kazanç ve alan açarken hem de anlaşmanın niteliği gereği uzun yıllar Türkiye’nin Rosatom’a bağımlı kalmasını sağlamış oluyor.

EKONOMİK -TİCARİ İLİŞKİLER VE DOMATES

Rusya ile Türkiye arasındaki ticari ilişkiler, 2015’te ithalatta 19 milyar dolar, ihracatta 4 milyar doları bulmuştu. 2015 Uçak Krizi’nin ardından gelen ekonomik yaptırımlar 2016’da dramatik bir düşüşü tetikledi. 2016 yılında Rusya’ya ihracat yüzde 51.7 azalarak 1.733 milyar dolara Rusya’dan ithalat yüzde 25.7 azalarak 15.16 milyar dolara geriledi. Putin, yaptırımların uygulamaya sokulmasıyla iki ülke arasındaki ticaretin yüzde 32 düştüğünü ,ancak adım adım kaldırılan yaptırımlar bu yılki ticarette yüzde 31.5’lik bir artış yakalandığını ve yıl sonunda geçen yılki kaybın önlenebileceğini söyledi. Peki ya domates? Rusya-Türkiye krizi açısından en dikkat çeken konulardan birisi Rusya’nın Türkiye’den domates almaya bir türlü yanaşmamasıydı. Öyle ki domates için bir kriz başlığı olarak “malum mevzu” ifadesi kullanılır olmuştu. Putin Ankara’ya gelmeden önce, Türkiyeli çiftçiyi sevindirecek bir haber Rusya Tarım Bakanlığı’ndan geldi. Bakanlık Hükümete ithalatın önünün açılmasını tavsiye ettiklerini duyurdu. İki arasındaki görüşme sonrasında Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi “yasak yakında kalkacak” dedi. Ancak Putin her şeyden bahsetti, domates hariç. Özetle taraflar arasında domates konusunda aşama kaydedilse de o kutlu günün tarihi henüz net değil.

YENİ TEHDİT ALGISI VE S-400’LER

Rusya’dan savunma amacıyla S-400 füzelerinin girişimi NATO üyesi olan bir ülkenin hamlesi olarak ilginç bulunmuştu. İlginç kelimesinin hafif kalacağı şekilde ABD ile Almanya başta olmak üzere bu hamleye dönük eleştirilerin olduğu biliniyor. Peki neden Türkiye tepki geleceğini bildiği halde böyle bir adım attı? Bu adımda büyük oranda Ankara’nın değişen tehdit alması var. Daha önce NATO ittifakı içerisinde tanımlanmış düşman ve müttefikler listesi, gerek Almanya’dan gelen sert uyarılar ve AB üyeliğinin geleceğine yönelik belirsizlik, gerekse ABD’le çalkantılı giden ilişkiler sebebiyle dönüşmüş durumda. Özetle Türkiye artık müttefiklerinin o kadar da yanında olduğundan emin değil, bu çerçevede de farklı bağlar ve ilişkiler kurmaya gayret ediyor. Ayrıca geçtiğimiz hafta Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun ABD ve Almanya’nın Türkiye’ye örtük biçimde ambargo uygulandığını ve bu nedenle bu adımı attıklarını ifade etmesi dikkat çekiciydi. NATO üyesi bir ülkenin NATO dışından bir ülkeden özellikle de Rusya’dan füze alması ve Türkiye’nin bu anlamdaki kararlığı ileri vadede Türkiye ile Şanghay İşbirliği Örgütü arasında bağların daha sıkılaşmasına zemin yaratabilir, ancak bundan önce NATO ‘la Türkiye arasında soğuk rüzgarların esmesine neden olacağı kesin.

SURİYE’NİN GELECEĞİ VE MEŞHUR REFERANDUM

Suriye’deki gelişmeler konusunda Astana sürecinin ve Erdoğan Mayıs 2017 başında yapılan görüşmenin önemine değinen Putin özellikle görüşmeler çerçevesinde oluşturulan dört çatışmazlık bölgelerinin tansiyonun düşürülmesine katkısına değindi. Dikkat çekici olan görüşmede Rusya’nın Türkiye’nin önceliği içinde olan YPG’ye dönük bir tutum almamış olmaması. En azından liderler görüşme sonrasında bu anlamda net bir açıklama yapmadılar. Buysa aslında Türkiye’nin Rusya’dan beklediği net bir YPG karşıtlığının ya da eleştirisinin gelmediğine işaret ediyor. Rusya süreci Astana ve BM nezdinde götürme konusunda kararlı denebilir.

Görüşmede sürpriz olmayan bir başka konu pazartesi günü IKBY’de gerçekleştirilen referandum oldu. Referandum ve IKBY’nin geleceği konusunda Putin Dışişleri Bakanlığı’nın yaptığı açıklamaya atıf yapmakla yetindi. Türkiye ile hem fikir olduklarını ve Irak’ın toprak bütünlüğünden yana olduklarını yineledi. Ancak görüşmelerin yapıldığı sırada IKBY topraklarına yönelik ilginç bir karar Gazprom Neft’in Ortadoğu Genel Müdürü Sergey Petrov tarafından duyuruldu. Açıklamaların detayı bir tarafa Gazprom Neft, bölgenin mayınlı olması ve kuyuya ulaşmanın zorluğu sebebiyle Halepçe’de petrol kuyusu açmaktan vazgeçtiklerini duyurdu. Peki bu ne anlama geliyor? Öncelikle Rusya enerji şirketlerinin IKBY’den çekildiği anlamına gelmiyor. Bölgede bulunan en güçlü Rus şirketinin Gazprom Neft değil, Rosneft ve Rosneft’in çekilmek bir yana etkinliğini daha da artırmaya gayretinde. Özellikle referanduma günler kala şirketin IKBY’de doğal gaz araması için girişimlerde bulunması, bunun medya yoluyla duyurulması dikkat çekiciydi. Gazprom Neft’in iki lider arasında görüşmeler sürerken bu kararı duyurması Türkiye dönük bir “jest” olarak düşünülebilir. Ancak Gazprom’un aksine yakın dönemde Rosneft’in bölgede daha fazla etkin olması ve etki alanını genişletecek şekilde kuyu açması beklenebilir. Yani Rusya Irak ve IKBY’nin geleceği açısından söz söyleyecek aktörlerden birisi olmaya devam edecek.

Sonuç olarak Türkiye Rusya ilişkileri 2015 Uçak Krizi sonrasında ekonomik anlamda hızlı bir toparlama içerisinde (domates hariç). Dahası bölgesel olarak Rusya jeopolitik politikaları uyarınca Türkiye ile masaya oturmaktan çekinmiyor. Ancak Ankara’nın YPG ve IKBY’ye dönük içini rahatlatan adımların tatmin edici bir biçimde atılmadığı da söylenmeli. İki ülke arasındaki ilişkiler hali hazırda ticari ortaklık düzeyinde, stratejik ortaklık ifadesini kullanmak için biraz daha temkinli olmakta fayda var.


Mühdan Sağlam kimdir?

Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı’nda doktora yapmaktadır. Enerji politikaları, ekonomi-politik, devlet-enerji şirketleri ilişkileri, Rusya’da devletin dönüşümü ve enerji politikaları, Avrasya temel ilgi alanlarıdır. Gazprom’un Rusyası (2014, Siyasal Kitabevi) isimli kitabın yazarı olup, enerji ve ekonomi-politik eksenli yazıları mevcuttur. 7 Şubat 2017'de çıkan 686 sayılı KHK ile üniversiteden ihraç edilmiştir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI