2017’ye kalan sorular

Çarşamba, 28 Aralık, 2016
Her şeyden habersiz çocuk, ihtiyar haham ona yolda dinini ve geçmişten beri başlarına gelen felaketleri anlatırken, bütün temizliğiyle sorar: Peki tanrı bu soyguna neden göz yumuyor? Onun adil ve her şeye kadir olduğunu söylemedin mi? Neden bizim değil de haydutların yanında?

İsa’dan sonra 455 yılı. 2 Haziran günü Kartacalı Vandallar Roma kapısına dayanıyor. Bir ölüm saatini bekler gibi “Vandalların” istilasını bekleyen Roma, korku ve dehşet içinde paramparça oluyor. Herkes başının çaresine bakmaya çalışıyor. Kendisi de tahtı bir suikastle gasp etmiş olan imparator kaçmaya çalışıyor. Ama bir süredir zaten ayaklanmış olan Romalı asiler onu yakalayıp öldürüyor. Roma, değil savaşmak, müzakere bile etmeden teslim oluyor.

Şehri, kendisini merhamete davet eden Kilise’den teslim alan muzaffer Vandal Kralı Genseric, talan talimatı veriyor. Askerleri, dünyanın dört yanından yağmalanarak oluşturulmuş Roma hazinesini ve kentin tüm varlığını yağmalamaya başlıyor. Parlak gençliğinde çaldıklarıyla zenginleşmiş ama artık güçten düşmüş, savunmasız, ihtiyar bir haydudun, kendi gençliği kadar hevesli ve acımasız bir yeni haydut tarafından soyulması…

İşe yarayan her şey çalınıyor. Roma’da kalıcı olmayı düşünmeyen Vandallar, Afrika’daki yurtlarına taşıyacakları ganimeti, yanlarında getirdikleri ve oradan çaldıkları tüm gemilere, mavnalara yüklüyor.

Batı kültürü ve tarihinin gördüğü bu en yıkıcı yağma, 14 gün sürüyor…

* * *

Vandalların Roma’dan çaldıkları arasında, kentin küçük ve yoksul Yahudi cemaatinin kutsal şamdanı “Menora” da vardı. Stefan Zweig, bu kutsal emanetin çalınmasını ve yolculuğunu konu alan bir uzun öykü yazmıştır. “Gömülü Şamdan” isimli bu öykü, kentin Yahudi cemaatinin, “Menora”yı Vandalların elinden kurtarmak ümidine sahip olmadığı karamsar bir havayla başlar. “Musa’nın gördüğü, Harun’un kutsadığı” bu dini mücevheri tamamen terk etmeyi de içlerine sindiremezler. Cemaatin en yaşlıları –kutsal emaneti gözleriyle görüp gelecek kuşaklara da anlatması için– 7 yaşındaki bir erkek çocuğunu da yanlarına alarak bir tür ‘Hac yolculuğu’na çıkarlar. Çalınan yedi kollu kutsal şamdanlarını uzaktan izleyeceklerdir.

Her şeyden habersiz çocuk, ihtiyar haham ona yolda dinini ve geçmişten beri başlarına gelen felaketleri anlatırken, bütün temizliğiyle sorar: Peki tanrı bu soyguna neden göz yumuyor? Onun adil ve her şeye kadir olduğunu söylemedin mi? Neden bizim değil de haydutların yanında?

Tüm yaşlı dindar Musevileri ürkütür bu sorular. Çocuğa kızarlar. Oysa çocuk, önündeki çıplak gerçeklik karşısında, hiçbir şeyle bulanmamış temiz zihniyle en temel, ilk soruları sormakta, hakikati aramaktadır.

* * *

Türkiye bir süredir, bir yandan canını çok yakan ve her geçen gün “gelecek” denen hazinesinden biraz daha yağmalayan bir çıplak gerçeğin ortasında ama hakikatten olabildiğince uzakta. En temel, “çocuksu” soruları soran aydınlar, gazeteciler ve siyasetçiler hapis, soruşturma, gözdağı kıskacına alınmış. Dış politikayı Suriye’ye; ekonomiyi dolar ve faize; iç siyaseti “terör” suçlamalarına; Kürt sorununu şiddete; medyayı “denk alınmış ayak”lara; sosyal adaleti sadakaya; kalkınmayı inşaata indirgeyen bir düzlemde tarihinin en zor günlerini geçiriyor ve sorunlarının çözümü için en temel soruları soramıyor, sorsa da yanıtlarını alamıyor.

Yıl biterken, bu en temel, en basit ama yanıtına şiddetle ihtiyaç duyduğumuz bazı soruları sıralamak istiyorum. 2017’de ısrarla sormamız ve cevabını aramamız gereken sorular…

Suriye’deki yangının ülkemize ilk sıçraması olan 11 Mayıs 2013’teki Reyhanlı katliamını kim (hangi örgüt, hangi ilişkiler içinde) gerçekleştirdi?

HDP’nin Mersin ve Adana bürolarına bombalı paketler gönderen, Diyarbakır mitingini bombalayan ekip hakkında gazetelerde bile onca şey yayınlanmışken Suruç katliamını yapılmadan önce önlenemez miydi?

Suruç katliamından iki gün sonra Ceylanpınar’da iki polisi kim(ler) öldürdü? Devlet ya da örgüt bu konuda neden ikna edici bir açıklamayı hâlâ yapabilmiş değil?

Rus büyükelçi Karlov’un, başkentin kalbinde uğradığı suikast istihbar edilememişken, suikastçının kimliği ve FETÖ bağlantısı neredeyse yarım saat içinde nasıl ortaya çıkarılabilmiştir?

IŞİD’in yayınladığı o dehşet video sahte ise, örgütün elinde olduğu bilinen ve hükümet yetkililerince de tekrar edilen üç askerin durumu nedir? Kurtarılmaları için ne yapılmıştır ve ne yapılmaktadır?

Bugün Rusya ile ittifak halinde “garantörlüğü” üstlenilen, “çok dinli, çok etnisiteli ve seküler” Suriye’de yönetimin, “6 hafta, bilemedik 6 ay içinde yıkılacağını” söyleyerek ülkenin dış politikasını bu hesap üzerine oturtan siyasetçi, bürokrat ve danışmanlar, siyasi, hukuki, hiç değilse vicdani bir sorgulamaya muhatap olmayacak mı?

“Rejim değil sistem değişiyor” diyerek savunulan ama son noktada ülkeye yeni bir anayasa biçecek olan tasarı üzerinde milletvekillerinin konuşması neden engelleniyor? Nedir bu acele?


Hakkı Özdal kimdir?

1975 yılında doğdu. İTÜ Malzeme ve Metalurji Mühendisliği'nden mezun oldu. 1996'dan itibaren, Evrensel Kültür dergisinde, Evrensel, Referans ve Radikal gazetelerinde editörlük ve yazarlık yaptı.

YAZARIN DİĞER YAZILARI