YAZARLAR

Varlığımız sarı taksi sahiplerine armağan olsun!

Neymiş, taksilerin hemen hepsi şu anda bazı galericilerin elindeymiş ve gariban sürücülerin iliği kemiği sömürülüyormuş. Peki o galericiler mağdur mu olsun! Sizin aklınız alıyor mu bu kepazeliği? Sarı taksilerin plakaları değer mi kaybetsin?

Sinir bozucu bir haber okudum dün öğlen vakti. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, altı bin yeni taksi çıkarmayı planlıyormuş trafiğe. Taksiler Belediye'nin olacakmış, sürücüler de sigortalı. Disiplin gelecek, sarı taksiye alternatif olacak, korsan taksiyi engelleyecek vs. deniyor. Büyük hayal kırıklığı ve kızgınlıktı sabah sabah yaşadığım. Ellerim kırılsaydı da oy vermeseydim. Nitekim taksi 'sahiplerinin' temsilcileri de sinirlenip tepki göstermiş; haksız rekabet olur, biz buna karşıyız filan demişler. Çok haklılar. İBB'nin bu girişimini kabul edilemez buluyorum.

Medeni, insana yurttaş muamelesi yapan ve konforunu artıran, merkezi ve yerel düzeydeki her girişime, gelişmeye karşıyım. Bize yakışmaması bir yana, halkımızı biraz olsun sakinleştirme ihtimali var ki, bu yöndeki çabaların insanımızı çok affedersiniz uyuşturmaya çalışan odakların değirmenine âdeta su taşıma noktasında feci sonuçları olacağını düşünüyorum.

Her şeyden önce hâlihazırdaki taksi müşteriliği, insanı canlı tutan, hımbıllaşmasını önleyen bir faaliyetler bütünü. Gerçi, -Ankaralılar bilmez- deniz olan İstanbul'da sürekli canlı ve mukavemet sergileyerek yaşamak için taksi müşteriliği tek seçenek değil. Örneğin metrobüs gibi, bir kısa mesafe koşucusuyla ağır sıklet güreşçinin yeteneklerine aynı anda sahip olmanızı gerektiren başkaca faaliyet alanları da mevcut. Ama ne olursa olsun taksilerin yeri ayrı. Çünkü yalnızca fiziksel nitelikleriniz ve sarsılmaz kararlığınız değil, kişiliğinizin ve yaşama bakışınızın da taksi müşteriliğine uygun olması, ona göre biçimlenmesi gerekiyor.

Yolda uygun bir taksi bulmaya çalışıyorsunuz... 'Uygun' sözcüğünden 'boş' anlamını çıkarmayın hemen. Sürücü size hitap ediyor mu, nasıl görünüyor, direksiyon başında sigara içiyor mu, kaç yaşlarında, kılık kıyafet ne durumda, araçta çok hasar var mı, bunları kastediyorum. Özellikle geç saatlerde, tek başına bir kadınsanız ya da ailenizle birlikteyseniz, tümü belirleyici oluyor tercihinizde. Diyelim ki bekleyişiniz sonuç verdi ve ölçütlerinize uygun bir taksiyle karşılaştınız. Heyecanlısınız. Çok mutlusunuz. İçiniz kıpır kıpır. Ancak iş orada bitmiyor ve bitmemeli! Binmeden gideceğiniz yeri söyleyecek misiniz, yoksa içeride mi açıklayacasınız sürprizi! Ben son yirmi yıldır binmeden soruyorum. “Şuraya gideceğim, sizin için uygun mu?” Çünkü son yirmi yıldan önceki yıllarda nahoş anılarım oldu. Mesafeyi beğenmediler, mesafeyi beğenmediklerini yolun yarısında fark ettiler, mesafeyi beğendiler ama muhitten memnun kalmadılar, muhiti sevseler sokağa ısınamadılar vs. Gerçi bu anıları hangi taksiciye anlatsam hayretle karşılıyor. Belki de tüm İsveçli sürücüler bana rastladı bugüne dek, bilemiyorum.

Her neyse... İşte bu süreçlerin İBB nedeniyle yaşanmama ihtimalinden hoşlanmıyorum. Çünkü her biri ayrı heyecan ve deneyim. İnsanı yetiştiriyor, olgunlaştırıyor. Diyelim ki taksiye bindiniz ve gideceğiniz yeri söylediniz. Ya o yer, sürücünün o gün gitmek istemediği bir yer ise! Şahsını zor durumda bırakmaya, çoğu zaman dışarıya da yansıttığı kızgınlığı yaşamasına, onu üzmeye hakkınız var mı? İnsan o an türlü iletişim tekniklerini geliştiriyor. Gitmek istediğiniz, taksiye binme nedeniniz olan muhiti birden bire söylediğinizde, karşılıklı bir gerilim olabilir. Sözcüğü yarı yutarak ve en kırılgan ses tonuyla, âdeta 'Yumurcak' üslubuyla sarf etmelisiniz. Yani bir başkası duyduğunda, “ay canım benim ya, nasıl da tedirgin” duygusu yaşamalı. Hani geçenlerde şehirlerde varlıklarına tahammül edemediğim yayaların lüzumsuz yaya davranışlarını anlatırken, karşıdan karşıya geçen birine yol veren araca yönelik hal ve tavırdan söz etmiştim. Kırk yılın başı biri yol verip de elini bileğinden 'geç geç hadi' anlamına gelecek şekilde babacanca salladığında, normalden çok daha hızlı ve olmadık sempatik hareketlerle geçiyor ve o zaman zarfında sürücünün yüzüne şükranla bakıp sürekli teşekkür ediyoruz ya... İşte taksideki hal ve tavır da böyle olmalı. Ben oraya gitmeyi hak etmiyorum, inanın hak etmiyorum ve aracınıza lâyık olmadığımın farkındayım ama mecburum, sizi de çok yoracağım, zahmet olmazsa...

O an taksiciyle dikiz aynasından yüz yüze geliyorsunuz ve tavrını kestirmeye çalışıyorsunuz. Homurdandı mı, normal mi karşıladı, başını boyundan hafifçe kırarak sağa ya da sola mı büktü. Gideceğiniz güzergâhı beğendiyse sorun yok. Ancak istemediği bir yerse, hadi bakalım gerilim dolu eğitici dakikalara hoş geldiniz. Yol boyu ya susacak ve dışarıya bakarak sürücünün tüm agresif hareketlerini sineye çekip duymazdan, görmezden geleceksiniz, ya da bir şeyler yaparak gönlünü almaya çalışacaksınız. Bunun da farklı yöntemleri var tabii. Öncelikle, gergin insana hemen siyasi içerikli bir konu açılmamalı. Ayrıca şimdi taksilerde kamera da var, ne olur ne olmaz adam sizin vatan haini olduğunuzu düşünüp olmadık dertler çıkarabilir. Önce yoklayıp iyice emin olduktan sonra başlamalı sohbete. 'İşler nasıl, açıldı mı?', 'şu salgın da yani...', 'dün mazotta bir fiyat düzenlemesi mi olmuş?' gibi girişler uygun başlangıçlar olabilir. Radyoda, müzik mi haber mi tercih ettiği de kritik. Misal TRT ya da A Haber dinliyor ve sesi özellikle açıyorsa, camdan dışarıya bakın ve sakın oltaya gelmeyin.

Bir Ermeni yakınım, üç beş yıl önceki taksi macerasını anlatmıştı. İki kişilermiş. Taksici aksanlarını fark edip “Kıbrıslı mısınız?” diye sormuş. Kıbrıs'ı bilmeyecek ne var, dört tarafı suyla kaplı toprak parçası işte. Bizimkiler “Hayır,” deyince susmuş. Bir süre sonra, şansını denemek istedi herhalde, durup dururken Ermenileri nasıl kestiğimizi ve fırsat olsa yine kesilmesi gerektiğini anlatmış ballandıra ballandıra. O da Norveçli'ydi muhtemelen, çünkü Anadolu irfanı böyle şeylere izin vermez. Arkadaşlar gideceği yere varmadan inmiş.

İşte bu tarih ve hukuk bilinci yüksek taksici tipi ve muamelesini seviyor, takdir ediyorum. İBB'nin taksilerinde olacak mı bakalım böyle şey. Hiç sanmıyorum. Ben de benzer bir şey yaşamıştım, hâlâ mutlulukla anarım. Taksim'de bindiğim bir taksinin, arkeoloji alanında uzmanlaşmış sürücüsü, Haliç'ten geçerken Koç ailesinin Haliç'in dibindeki tarihi eserleri çıkarıp kaçakçılık yaptığını ve zaten hepsinin Yahudi olduğunu söylemişti. Konuya her haliyle hâkim görünüyordu. Sonrasında da zaten bütün Yahudileri... diyerek devam edince, “Ya ben de Yahudiysem?” sorusuyla kesmek zorunda kaldım hoş sohbetini. Bir an duraladı, kafası karışır gibi oldu ve “Yok abi ya, değilsindir!” diyerek sövmeye devam etti. Soruyorum, İBB'nin taksilerinde aynı tadı alabilecek miyiz? Hey yavrum hey. Yine bir başkasının, yıllar önce aracında çıkan bir tartışmada silah çeken müşteriyi ve yanındakini nasıl 'temizlediğini,' epeyce yatıp çıktıktan sonra 'neyse ki' mesleğe döndüğünü ve artık silah taşımadığını anlatışını unutamıyorum. İşte demiştim, yaşamak istediğim ülke ve müşterisi olmak istediğim taksi, tam da böyle olmalı. Çok zarif bir insandı.

Yola devam ediyorsunuz... Her şey yolunda gitti ve sürücü sizi benimsedi, kabul etti, hatta konu açarak geriliminizi azalttı diyelim. Ve üzerine bir sigara yaktı! Adamla aranız iyi, nasıl içme diyeceksiniz! Üstelik hoş yanları, yaktıktan sonra “Rahatsız olmazsınız değil mi?” sorusunu yöneltmeleri! Yok canım, olur mu, fakat sağlığa zararlı diyorlar... Ben o daracık alandaki yoğun duman zevkini İBB taksilerinde alabilecek miyim? Öne mi oturdunuz? En sevdiğim sürücüler kemer takınca bozulanlar. Gerçi şimdilerde o konuda ciddi bir ilerleme oldu, kabul etmek lazım. Öncesinde ne alınganlıklara tanık oldum. Haklıydılar tabii. Ne öyle affedersin ecnebiler gibi kemer takmak, pantolon mu bu canım. Paki araç koltuklarının kiri pası. Bayılıyorum. Özellikle uzun süredir temizlenmediği için yoğun katmanlar oluşturmuş kirli yüzeylere.

Sürat konusundaki hassasiyetleri de her zaman en beğendiğim yönü oldu sarıların. Kasislere hızlı girişler, tehlikeli sollamalar, sürekli korna çalmaları, ışıklardaki o sempatik aceleci tavırları, yandaki araç sürücüsüyle dalaşmalar, o sürücü kadınsa “Ya kardeşim bunlar da...” diye başlayan söylenmeler... İBB taksi bana, bizlere bu deneyimi sunabilecek mi? Ne öyle, bin taksiye, gideceğin yeri söyle gitsin. Oh ne güzel. Ne gerilim, ne duygusallık, ne sürat, ne tehlike... Şekerim İskandinav ülkesinde miyiz, ne oluyoruz. Ben bir taksicinin arada bir sembolik de olsa bir yolcuyu tartakladığını, diğer araç sürücüsünü yumrukladığını görmeyeceksem, kusura bakmayın ama neden kullanayım ki o araçları. Bir gece, Kadıköy'deki taksici arkadaş bira içiyordu mesela direksiyonda. E içecek tabii, ne var bunda. Ne zaman içsin adam. İBB'de olmayacak mı, ayran mı içecekler? İşte laikçi yasakçı zihniyet tam da bu. Hem kusura bakmayın ama bu iş olursa, ben o taksilerin hangi terör örgütüne tahsis edileceğini bilebilir miyim? Bunlar hep beka meselesi. Cehape zihniyeti taksi diye başlar, sonunun nereye gideceği belli olmaz. Ha bir de diyorlar ki, üç vardiya olacakmış ve sürücüler dinlenebilecekmiş. Taksicilik yan gelip yatma yeri değildir efendiler, kendimize gelelim.

Neymiş, taksilerin hemen hepsi şu anda bazı galericilerin elindeymiş ve gariban sürücülerin iliği kemiği sömürülüyormuş. Peki o galericiler mağdur mu olsun! Sizin aklınız alıyor mu bu kepazeliği? Sarı taksilerin plakaları değer mi kaybetsin? Yüzlerce taksi plakasına sahip galeri sahiplerinin gözündeki yaşın, gönlündeki hüznün vebali kimin boynuna ey İBB. Bakın ne demişlerdi geçen yıl UBER için... UBER kullanmak vatana ihanettir. Yürekten katılıyorum, söz konusu sarı taksiyse gerisi teferruattır.

İstanbul'da İBB taksi projesinin, öngörülebilir ve şu anda tahmin dahi edemediğimiz vahim sonuçları olur. İstanbul'da mukim bir yurttaş olarak, reddediyorum. Çok nadir kullanıyor olsam da sarı taksilerin olduğu gibi devamından, müşteriye gerek fiziksel gerek ruhsal bakımdan çok şey katan hâlihazırdaki sistemin sürmesinden yanayım. O tavırdan, adı konulmamış gerilimlerden, taksi kokularından, sürücülerin araç kullanma şekillerinden, arada bir birilerini tartaklamalarına ve küfür etmelerine tanık olmaktan son derece memnumun. İBB pişmiş aşa su katmamalı. Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar...


Murat Sevinç Kimdir?

İstanbul'da doğdu. 1988'de Mülkiye'ye girdi. 1995 yılında aynı kurumda Siyaset Bilimi yüksek lisansına başladı ve 1995 Aralık ayında Anayasa Kürsüsü asistanı oldu. Anayasa hukuku ve tarihi konusunda makaleler ve bir iki kitap yayınladı. Radikal İki ve Diken'de çok sayıda yazı kaleme aldı. 7 Şubat 2017 gecesi yüzlerce meslektaşıyla birlikte OHAL KHK'si ile Anayasa ve hukukun bilinen ilkelerine aykırı bir biçimde kamu görevinden atıldı.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR