Anadolu Selçukluları - Ortaçağ Ortadoğusu'nda Saray ve Toplum

A.C.S. Peacock ile Sara Nur Yıldız’ın yönetiminde hazırlanan Anadolu Selçukluları - Ortaçağ Ortadoğusu’nda Saray ve Toplum Anadolu Selçukluları’nı toplumsal, siyasi, dinsel ve kültürel açıdan hanedan odaklı ele alan ayrıntılı bir çalışma. Konusunda uzman dokuz araştırmacının Selçuklu saltanat tarihine ilişkin metinlerini içeren Anadolu Selçukluları, siyasi tarihin sınırlarının dışına çıkan ilk kapsamlı çalışma özelliğini de taşıyor. Döneme ışık tutan yeni kaynaklar eşliğinde eski kaynakların yeniden yorumlanmasına tanıklık etmek ve yeni araştırma alanları keşfetmek isteyenler için bulunmaz bir kaynak. ‘‘Bu etkileyici çalışma, hakkında çok fazla bilgi sahibi olmadığımız çalkantılı bir dönemi farklı yönleriyle, yeni kaynaklar ve araştırma alanları göstererek ele alıyor.’’ - Charles Melville, Cambridge Üniversitesi ‘‘Dikkat çekici bir kitap.’’ - Rudi Paul Linder, Boston Üniversitesi ANADOLU SELÇUKLULARI - ORTAÇAĞ ORTADOĞUSU'NDA SARAY VE TOPLUM, YAPI KREDİ YAYINLARI, KOLEKTİF

Hüzün Süpüren

Hüzün Süpüren’de sıra dışı ve neşeli, rüzgârla savrulurcasına rahat; naifliklerini, karanlık yanlarını, soğukkanlılıklarını, kırılganlıklarını kimselerden gizlemeyen karakterlerin hikâyeleri var. Nilüfer Açıkalın bir kez daha hayatın sıradanlığı içindeki o sıra dışı anları ve duyguları başarıyla yakalıyor. Hüzün Süpüren, kendine has ritmi, dili ve içtenlikli anlatımıyla okuyucuyu kendine bağlayan bir kitap. Kediler dört ayak üstüne düşer derler. Külliyen yalan. O zaman altı katlı bir evin altıncı katında oturuyorduk. Düştü bu şırfıntı ve anında ölüverdi daha yeri öper öpmez; fırt dedi gitti. Ökkeş ne yaptı? “Üzülme” dedi, o kadar! “Üzülme!” Bir büyük acı saplandı ki kalbime, yağlı bir hançer gibi. O gece içtik, içtik, içtik. Şarkılar söylemeye başladı, neşeli şarkılar, oynak türküler… Dayanamadım, “Seninle mutlu değilim” deyiverdim. İyi de ettim. 2017 Fakir Baykurt Öykü Ödülü Yazar bu ödülü, Nilüfer Küçükçavdar adıyla katıldığı yarışmada, “İçeri Giren” öyküsüyle almıştır. HÜZÜN SÜPÜREN, DOĞAN KİTAP, NİLÜFER AÇIKALIN

Cogito 88: Maurice Merleau-Ponty

Maurice Merleau-Ponty, Cogito 88, 2017. Merleau-Ponty ve “iyi bir komşu” - Şeyda Öztürk Merleau-Ponty - Emre Şan Maurice Merleau-Ponty - Bir Yaşamöyküsü Maurice Merleau-Ponty - “Dünyamız Tamamlanmamış Bir Eser...” Maurice Merleau-Ponty - İnsandaki Metafizik Maurice Merleau-Ponty - Cézanne’ın Kuşkusu Emre Şan - Algıya Göre Düşünmek Tuncay Saygın - Felsefe ve Gölgesi Merleau-Ponty’nin İzinde Varoluşun Muğlaklığı Zeynep Zafer Esenyel - Merleau-Ponty Vücudun Fenomenolojisiyle Zihin-Beden Düalizmini Aşabilir mi? Murat M. Türkmen - Merleau-Ponty Felsefesinde Dokunmanın Çoğulluğu Vücudun Fenomenolojisinden Tenin Ontolojisine - Renaud Barbaras Ted Toadvine - Musica Universalis ve Doğanın Hafızası Didem Nur Güngören - Merleau-Ponty Felsefesinde Proust Mauro Carbone - Gayri İradi Bellek ve Önceki Zaman Arasında İmge: Proust Okuru Olarak Benjamin ve Merleau-Ponty Aysun Aydın - Yaşayan Deneyim John Dewey ve Maurice Merleau-Ponty Eran Dorfman - Bir Başkası Olarak Vücudum: Merleau-Ponty’nin Vücut Bulmuş Başkalık Fikrinin Lacancı Bir Eleştirisi Leonard Lawlor - Başkaca Sorular: Mevcut Felsefi Durum İçin Bir Çıkış Yolu (Merleau-Ponty Aracılığıyla) Kitap Emre Şan - Algının Fenomenolojisi Odak: İyi Bir Komşu / 15. İstanbul Bienali Jan Willem Duyvendak ve Fenneke Wekker - İyi bir komşu mu? - Dostluk ve dostanelik arasındaki fark Evcilliğin İcadı - Charles Rice Ali Taptık - Anıtsal Yakınsaklıklar

Algının Fenomenolojisi

20. yüzyılın en önemli düşünürlerinden Maurice Merleau-Ponty, başyapıtı olan Algının Fenomenolojisi’nde, Husserl’den aldığı fenomenolojik yöntemi estetik bir anlayışla yeniden yorumluyor. Bedeni merkeze oturtan bu yorum, bir yandan psikolojizm ile entelektüalizm arasındaki Descartes ve empiristlerden beri devam eden tartışmaya özgün bir boyut kazandırıyor. Diğer yandan, bilim ile sanat arasındaki derinlemesine ilişkiyi felsefe aracılığıyla yeniden keşfetmemizi sağlıyor. Gerek analitik felsefenin gerekse kıta felsefesinin çağdaş sorunlarının ilk taslaklarını ortaya koyan bu çalışma, aslında yalnızca felsefe alanına değil, düşünceyi deyim yerindeyse ete kemiğe büründürmek isteyenler için bir referans kitap olma özelliğiyle edebiyattan sosyal bilimlere kadar uzanan geniş bir kapsama da hitap ediyor. ALGININ FENOMENOLOJİSİ / İTHAKİ YAYINLARI / MAURICE MERLEAU-PONTY

Yeşilçam Filmlerinde Türk Sanat Müziği Makamları ve Etkileri

"Yeşilçam Filmlerinde Türk Sanat Müziği Makamları ve Etkileri" Yeşilçam film müziklerinin, Türkiye'deki bazı örneklerinin yapısal ve makamsal açılardan incelenmesi vasıtasıyla, izler kitle üzerindeki yaratmaya çalıştığı etkileri incelemek ve Yeşilçam film müziklerinin yapısal özelliklerinin içerdiği ‘sosyo-kültürel’ ve ‘psiko-sosyal’ işlevi anlamlandırabilmek bakımından önem arz ediyor. Araştırma ayrıca, Türkiye’deki Yeşilçam film sektörünün belli bir dönemsel kesitini incelemesi bakımından, Yeşilçam sinemasında 1968-1978 dönemine ışık tutuyor. YAĞMUR EYLÜL DÖNMEZ / YEŞİLÇAM FİLMLERİNDE TÜRK SANAT MÜZİĞİ MAKAMLARI VE ETKİLERİ / GECE KİTAPLIĞI

Sistem Çöktü Misal Çok Yalnızım

Ödenen ilk taksit, şiire malzeme olur mu - olmaz mı? Sosyal medya, chat, mail jargonu şiire “tam gaz” girerse şiir şiirliğinden kaybeder mi? İsmail Aslan, “hayır, kaybetmez” diyen şairlerden: “Anneme internetin faydalarından bahsettim, facebook fobimden, klostrofobimden, beğenenlerden, beğenmeyenlerden, onun fotoğrafını da paylaştığımdan...” İSMAİL ASLAN / SİSTEM ÇÖKTÜ MİSAL ÇOK YALNIZIM / 160. KİLOMETRE

Korkunç Yüzme Antrenörü

Lev’in babası Bay De Bruin sıradan bir insandır ama oğlunun da kendisi gibi sıradan biri olmasını hiç istemez. Onu geleceğin yüzme şampiyonu yapmanın hayaliyle, dünya şampiyonu Boris Kwikzilver'in yüzme okuluna gönderir. Herkes Boris’in harika biri olduğunu düşünür fakat Lev onun kaba, kötü ve acımasız bir antrenör olduğundan emindir. Ne var ki buna kimseyi inandıramaz. Bir gün Lev, yüzme antrenmanı çıkışında Boris’in korkunç sırrını öğrenir. Çok geçmeden, Lev ve arkadaşı Lita, korkunç yüzme antrenörünün gerçek yüzünü ortaya çıkarmak için kolları sıvar! JOZUA DOUGLAS / KORKUNÇ YÜZME ANTRENÖRÜ / CAN ÇOCUK

Uyanan Güzel

Vahide kırklı yaşlarının sonlarında, terzilik yaparak hayatını kazanan bir kadındır. Geçmişte büyük sorunlar yaşadığı yatalak babası ve taptığı yeğeniyle birlikte yaşamaktadır. Aşk hayatını çoktan askıya almış olan Vahide’nin dünyası, sokak çalgıcısı Adrian’la yolları kesişince değişir. Bosna savaşı sırasında bombalanan pazaryerinde tek bacağını kaybetmiş olan Adrian’ın en büyük hayali protez bir bacaktır ve bunun için para biriktirmeye çalışmaktadır. Ancak şehirde bir şeyler çok ters gitmektedir. Uyanan Güzel bütün olumsuzluklara rağmen sevgiye inananların, dünyayı yaşanılır bir yer haline getirmek için çabalayanların ete kemiğe büründüğü sımsıcak, umut dolu bir roman... JALE SANCAK / UYANAN GÜZEL / HEP KİTAP

Erkek Dediğin

Erkek Dediğin erkeklerin dünyasına açılan bir kapı. 17 yaşındaki Simon ile arkadaşının çıktığı Avrupa turuyla başlayan roman ölümün eşiğindeki Tony’nin hikâyesine kadar farklı yaşlarda ve milliyetlerden 9 erkeğin hikâyesine yer veriyor. Her hikâyede erkeğin yaşı büyürken, buna bağlı olarak hikâyelerin geçtiği aylar da değişiyor, hayatının baharında olan Simon’ın hikâyesi nisan ayında başlıyor ve en son hayatının kışını yaşayan Tony’nin hikâyesinde aralık ayına ulaşılıyor. Hikâyelerdeki kahramanların hepsi de evlerinden bir şekilde uzaktalar... Erkek Dediğin, yaşı ve sosyal konumu ne olursa olsun erkeklerin dünyaya ve düzene bakış açısını başarılı bir şekilde yansıtıyor. DAVID SZALAY / ERKEK DEDİĞİN / HEP KİTAP

Kedi Kitabı: Resim Sanatında Kediler

Kimi zaman en yakın dostlarımız, kimi zaman koruyucularımız, kimi zaman sevdiğimiz kitapların sevdiğimiz kahramanları… Kediler, köpekler, kuşlar. Zekâlarıyla bizi hayrete düşüren, tatlılıklarıyla en kötü günlerimizi bile güzelleştiren, varlıklarıyla umut veren hayvan dostlarımız bu defa da resim sanatındaki yansımalarıyla karşımızda. Hep kitap, hayvansever okurlara, çevirdikleri her sayfada büyülenecekleri üç kitap sunuyor: Kedi Kitabı, Köpek Kitabı, Kuş Kitabı. Kediler ve insanlar arasındaki ilişki benzersizdir. Evcil hayvanlar genelde sahiplerine her anlamda bağlı olsa da kediler kendi iradesiyle hareket eder. Kedi Kitabı’nda kedilerin  ressamlar ve sanatları hakkında da faydalı bilgilere ulaşma şansı bulacaksınız! KEDİ KİTABI: RESİM SANATINDA KEDİLER / ÇEV. AYŞEGÜL GÜRSEL DUYAN / HEP KİTAP

Matruşka Park

“Arka balkonun demirlerini açarak çıktım. Az bir şey yürüyerek dörtyol kavşağındaki güzel parka geldim. Hava kararmıştı ama hâlâ parkı kullananlar vardı. Soğuk da olsa dondurma yiyenler, çekirdek çitleyenler, gençler, akşam yemeklerini erken alan yaşlılar. Sivilceli bir oğlan kitap okuyor, okul üniformalı iki Rus kızı aralarında kıkırdaşıyordu… Ama dört beş saat sonra bu aile kokulu park başka birtakım insanlara kalacak. Aralarında benim gibilerin olduğu insanlara. Temiz banklar çamurlu postallarla kirletilecek, dondurmacının kepenklerine ayıp şeyler yazılacak. Başka cins insanlar bunlar… aralarından küçük olanlar kaydırakta kayacak, çocukça sesler çıkararak salıncakta gökleri delecek..." 2013 yılında SİYAD En İyi Ulusal Film Ödülü’nü kazanan “Kutsal Bir Gün” filminin senaryosunu kaleme alan Uğur Sencer, Matruşka Park romanıyla Türkçe yeraltı edebiyatının bir örneğini oluşturuyor. UĞUR SENCER / MATRUŞKA PARK / İTHAKİ YAYINLARI

Don Kişot

Jale Parla sizi Don Kişot’un izinde bir yolculuğa davet ediyor. 17. yüzyıl İspanyası’nda, La Mancha’da başlayan bu yolculukta Cervantes’i takip ederken, aynı zamanda Avrupa romanının doğuşuna tanıklık edecek, türün bu en klasik örneğini metinsel, bağlamsal ve teorik olarak değerlendirme imkânı bulacaksınız. Cervantes’in uyguladığı tekniği, temsilden ne anladığını, yazar ve yazarlık konusunda sorularını, yazar otoritesiyle nasıl oynadığını, gerçeklik ve yanılsama ilişkisini nasıl gördüğünü, hiciv, parodi gibi yöntemlerden ne amaçla yararlandığını da sergileyen bir çalışma "Don Kişot, Yorum, Bağlam, Kuram." JALE PARLA / DON KİŞOT / İLETİŞİM YAYINCILIK

Çukur

Altıparmak Dağları’nın avcuna gömülmüş, bekliyor öksüz, köksüz Çukur. Ölmüşü çok, gidenlerden dönmüşü yok: En kalabalık meydan kabristan. Ölüler hatırlanmak, diriler deprem bekliyor. Berrin Karakaş ihanetin, bekleyişin, kötülüğün, ümitsiz aşkların sarstığı Çukur’da, bizi bir sarmalın içine; cevapsız soruların, sonuçsuz hesaplaşmaların, beyhude beklentilerin ve şifasız acıların tam ortasına sürüklüyor. Bir mucize gerek. Ve bir bela, bir kurban. Belalar ve mucizeler yan yana yürüyor Çukur’da. ÇUKUR / BERRİN KARAKAŞ / SEL YAYINCILIK

Yaşam ve Ölüm Kafiyeleri

Yaşam dediğinizde, ölüm de demiş olursunuz. Ya da tam tersi. Bir yazar için gerçek ile kurmaca da tıpkı böyledir. Yazarımız, sıcak ve boğucu bir gecede Tel Aviv'de bir kültür merkezinde söyleşiye katılacaktır. Söyleşiden önce vakit öldürmek için bir kafeye gider. Ama oturmaktan sıkılır ve gördüğü insanlar hakkında hayat hikâyeleri uydurmaya başlar. Aynı şeyi kültür merkezinde de sürdürür. Söyleşi bittiğinde, bir kadına bir şeyler içmeyi teklif eder. Ancak kadın teklifi reddeder. Yazar önce kentin sokaklarını arşınlar, sonra gecenin ilerleyen saatlerinde kendini kadının dairesinde ateşli bir gecenin eşiğinde bulur. Peki ama gerçek öyle midir? Amos Oz'dan gerçeğin nerede bitip kurmacanın nerede başladığını asla tahmin edemeyeceğiniz bir roman. YAŞAM VE ÖLÜM KAFİYELERİ / AMOS OZ / DOĞAN KİTAP

Yarım Ay

Harun Candan, üçüncü romanı Yarım Ay'da, bir aşk ve cinayet öyküsü anlatıyor. Sevdiği kızın ortadan kaybolması üzerine, giderek kendisini de ölüme yaklaştıran izlerin peşine düşen Can, arkadaşı acar gazeteci Ahmet'le birlikte, birbiri ardına işlenen cinayetleri kadim zamanlardan kalan öyküler ve metinler eşliğinde çözmeye çalışırken, estetik ve ölüm arasındaki o ezeli gerilimle, yalnızca yaratarak değil yok ederek de var olan sırlı insan doğasıyla yüzleşecektir. YARIM AY / HARUN CANDAN / DOĞAN KİTAP

İyilik Güzellik

Pek yakında tıpkı bizim gibi Batı dillerinde yaşayan insanlar da tanık olacakları sarsıcı kötülük temsillerinden sonra kendilerine yeniden şunu soracaklar, “İnsan iyi midir? Kötü müdür?” Bu, yeniden, kalabalıkların konuştuğu bir şüphe olacak, “Yoksa insanlar kötü müdür?” İkiliklerin tartışıldığı, kahramanların rol aldığı tragedya çağından, insanın karmaşık öyküsünün sürekli yeniden karıldığı modern topluma ulaşmış olan düşünceyi aynı ikiliye yeniden sıkıştırmamak için... Belki de bunca sert gerçeğin karşısında yazının ve kitabın sağladığı tek direnç noktası bu. Ece Temelkuran’ın yazılarından derlediğimiz bu kitap, yeni bağlamıyla kültürün, sanatın gerekliliğine ve yaşamsallığına ilişkin eşsiz bir fırsat. ECE TEMELKURAN / İYİLİK GÜZELLİK / CAN YAYINLARI

Sayıklama

Bir yanıyla polisiye bir roman, bir yanıyla aşk hikâyesi. Gerçek ve hayali olanı harmanlayarak yazının sınırlarını zorlayan bir anlatı, mektup, günlük, okura meydan okuyan, edebi türlere kafa tutan bir manifesto. Granta dergisi tarafından “İspanyolca yazan en iyi romancılar” arasında gösterilen Şilili yazar Carlos Labbé, okurlarını Juan Carlos Onetti’nin, Julio Cortázar’ın ve Roberto Bolaño’nun ışığında türler arası bir yolculuğa çıkarıyor. Genç sevgililer Carlos ve Elisa’nın, bir oyun nedeniyle araları açılan albino kızlar Alicia ve Violeta’nın, Şili’nin başkenti Santiago ve kurmaca Neutria şehrinin romanı bu. Peki kim yazıyor bu romanı, okur mu yoksa yazar mı? İnsanın etrafında hızla dönüp duran dünyayı sayfada yakalama çabası Loquela - Sayıklama. “Lanetli yaratıklarız biz, hareketsiz nesneler, mesela bir roman, özel bir günlük, bir mektup olmasa kendimizi tanıyamayacağız.” (CARLOS LABBÊ LOQULA, SAYIKLAMA, NOTOS KİTAP)

Zona

Günün ilk dakikalarında dikilen bir fidan gibi Bir Ege türküsüyle yan yana olmak gibi Bir intihar girişiminden sonraki ilk duyuş gibi Bir çift dudağın dokunuşuyla iyileşir kimi yaralar Hatta zona!.." C. Hakkı Zariç'in yeni şiir kitabı "Zona", "insan neleri susmuyor ki" diyor. "Zona"daki şiirler bir hesaplaşma sayılabilir, kendiyle, dünyayla, iktidarla... "Saklanmam mümkün değil, yakama sözcük asmışım" ile başlayıp "Saklanmam mümkün değil, aile albümünde hâlâ Lenin!.." diye devam ediyor. Müzikli, gizemli olduğu kadar meydan okuyucu, kararlı bir tavra sahip. "Bağırmaktan başka dil bilmeyen tiranlar Reklamlardan aşırılmış çok sevimli gülüşler Yapaylık, adına ben’ini sormayanlar Zona; sustukça çoğalan kabuksuz yaraları sıkıntımın" (C.HAKKI ZARİÇ, ZONA, MANOS KİTAP)

Tütüncü Çırağı

937 yazının son günleri... Göl kıyısındaki küçük bir kasabada yaşayan on yedi yaşındaki Franz, annesinin isteğiyle “eski bir tanıdık” olan tütün mamulleri satıcısı Otto Trsnjek’in yanına, Viyana’ya gider. Böylece hem bir meslek edinecek hem de Viyana gibi bir yerde daha iyi bir gelecek kurabilecektir. Genç Franz bir yandan mesleğin inceliklerini öğrenirken bir yandan da dükkâna uğrayan ünlü tiryakilerle tanışır. Bu müşterilerden biri olan Profesör Sigmund Freud ile dostluk kuran Franz, Anezka adlı gizemli bir kıza âşık olduktan sonra profesörle görüşmeyi daha da sıklaştırır. Ancak o günlerde Viyana’ya gelen bir tek Franz değildir; gamalı haçlar, Führer posterleri, Gestapo da gelip yerleşmiştir Viyana’nın kalbine. Sersemletici bir aşkın pençesindeki Franz, içinde yaşadığı toplumun, siyasetin kısacası etrafındaki her şeyin dönüşümünü geç de olsa fark etmeye başladığında artık dönülmez bir yola girmiştir hayat. Dünya edebiyatının son yıllardaki en dikkat çeken isimlerinden Robert Seethaler’in bu incelikle örülmüş, yürek burkan romanını Oktay Değirmenci Almanca aslından çevirdi. (TÜTÜNCÜ ÇIRAĞI, ROBERT SEETHALER, JAGUAR KİTAP)

Sessiz Sahil

Hoyrat bir ilkgençlikten ve kısa sürede bitmiş erken bir evlilikten sonra kendini yeni yeni bulmakta olan Evan ile babası emekli asker Charles Shepard’ın bindiği araba bir akşamüstü, bilmedikleri bir sokakta bozulur. Telefon etmek için zilini rastgele çaldıkları Drake ailesinin evindeki zorunlu misafirlikleri, Drake’lerin genç kızı Rachel ile Evan arasında hızla gelişen bir aşka yol açacak, iki ailenin kaderi sessiz ve kasvetli Cold Spring Harbor kasabasında kesişecektir. Richard Yates, güçlüklerle dolu geçmişlere sahip, birbirlerine çaresizce bağlı bu iki ailenin fertlerini yakından izliyor; bir yeniyetmenin büyüme sancılarını ve utançlarını da, yalnız bir kadının sevgiye açlığını da aynı inandırıcılıkla anlatıyor. “Sessiz Sahil”, usta bir yazarın kaleminden çıktığını her sayfasında belli eden, unutulmayacak bir roman. (RİCHARD YATES, SESSİZ SAHİL, YAPI KREDİ YAYINLARI)

Bayel Ağıtçıları

Gerçekle gerçeküstü arasında gidip gelen, birbiriyle bağlantılı sekiz öyküden oluşan “Bayel Ağıtçıları” 1964 yılında İran’da yayımlandığında büyük ilgi toplar. Eser İran edebiyatının yanı sıra sineması üzerinde de etkili olur. Bu kitaptaki “Dördüncü Hikâye” “Gav” (İnek) adıyla 1969’da ünlü yönetmen Daryuş Mehrcui tarafından beyazperdeye aktarılır. Film kazandığı ödülle birlikte İran sinemasının adını dünyaya duyururken, ülkenin sinema tarihinde de dönüm noktası olur. Çağdaş İran edebiyatının özgün kalemi Gulam Hüseyin Sâedi, “Top” romanından sonra “Bayel Ağıtçıları”yla Türkçede... Meşhedi İslam öksürdü ve onun bir şey söylemesini bekleyerek: “Meşhedi Hasan, selamün aleyküm, halin keyfin nicedir, iyi misin diye bakmaya geldik.” Meşhedi Hasan sanki geviş getiriyordu: “Ben Meşhedi Hasan değilim, ben ineğim, ben Meşhedi Hasan’ın ineğiyim” dedi. Moserha korkuyla geri çekildi. Kethüda: “Böyle konuşma Meşhedi Hasan, sen Meşhedi Hasan’ın ta kendisisin, değil misin?” Meşhedi Hasan ayağını yere vurdu ve: “Hayır değilim. Ben Meşhedi Hasan’ın ineğiyim” dedi. (BAYEL AĞITÇILARI, GULAM HÜSEYİN SÂEDİ, YAPI KREDİ YAYINLARI)