Savcıdan 'transseksüellik' tezi: Adalete erişimde çözüm üretilmeli

İstanbul Anadolu Cumhuriyet Savcısı Başak Eryılmaz, “Türk Hukukunda ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararlarında Transseksüellik” konulu yüksek lisans tezi hazırladı. Tezde "Mağdur transseksüellerin adalete erişimi konusunda kapsamlı bir araştırma yapılarak sorunların tespiti ve çözüm yollarının üretilmesi gerekmektedir" ifadeleri yer alırken, transseksüellere yönelik ayrımcılık da yer aldı.
İstanbul Anadolu Cumhuriyet Savcısı Başak Eryılmaz

DUVAR – İstanbul Anadolu Cumhuriyet Savcısı Başak Eryılmaz, “Türk Hukukunda ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararlarında Transseksüellik” konulu yüksek lisans tezi hazırladı. Galatasaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kamu Hukuku Anabilim Dalı’nın kabul ettiği tez Türkiye’de bu konuda yapılmış nadir çalışmalardan biri olarak da değerlendiriliyor.

Türkiye ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) transseksüellerle ilgili verilen kararları irdeleyen Savcı Başak Eryılmaz’ın tezine göre, 1988’de transseksüelliğe hukuk sisteminde yer veren Türkiye, bu konuda bir çok Avrupa ülkesinden önce davrandı. Transseksüellerin temel sorununun istihdam ve barınma olduğunun belirtildiği tezde, toplumdaki ön yargıların devam ettiği bunun da dışlamaya yol açtığının altı çiziliyor. Ayrıca tezde transseksüellerin adalete erişim noktasında çözümler üretilmesi gerektiği belirtiliyor.

‘TÜRKİYE ALEYHİNE İHLAL KARARLARI DAHA AZ’

Tezde transseksüellerin geçmişte yaşadıkları ve güncel hukuki sorunlarının yalnızca Türkiye’ye özgü sorunlar olmadığı, benzer veya aynı hukukî tartışmaların, neredeyse aynı zaman diliminde, Avrupa’da da tartışıldığı AİHM kararları dayanak gösterilerek anlatılıyor. Milliyet’ten Musa Kesler’in haberine göre, tezde yer alan dikkat çekici bazı değerlendirmeler şöyle:

“Gerek Türkiye’de gerekse Avrupa’da seksenli yıllar ile birlikte görünür hale gelen transseksüellik meselesine legal düzlemde bir hukuki karşılık oluşturulması için aşağı yukarı doksanlı yılları beklemek gerekecekti. Bununla beraber, transseksüelliğin hukuki kabulüne imkân sağlayan iç hukuk düzenlemelerini Türkiye’nin diğer pek çok Avrupa devletinden önce gerçekleştirdiğini söylemek yanlış olmaz. AİHM’de görülen transseksüellikle ilgili davalarda diğer sözleşmeci devletlerle kıyaslandığında Türkiye aleyhine ihlâl kararlarının daha az sayıda olduğu görülmektedir.

1988 yılına kadar, Türk Medeni Hukuku’nda ve genel olarak Türk hukukunda cinsiyet değişikliğine ilişkin herhangi bir düzenleme mevcut değildi. 1988’de Londra’da cinsiyet değişikliği ameliyatı ile kadın olan Bülent Ersoy’un yeni cinsiyetini nüfus kaydına yansıtma talebi ile açtığı davalar nedeniyle transseksüellik, bir hukuki mesele olarak tartışılmaya başlandı. Dönemin hukuk düzeni transseksüelliği tanımadığından, transseksüeller ‘kadın kılığında erkek’ olarak değerlendirilmekteydi.”

‘ÇÖZÜM ÜRETİLMELİ…’

“Mağdur transseksüellerin adalete erişimi konusunda kapsamlı bir araştırma yapılarak sorunların tespiti ve çözüm yollarının üretilmesi gerekmektedir” ifadelerinin yer aldığı tez şöyle devam ediyor: “Transseksüeller, kendilerine karşı işlenen suçlarda çeşitli nedenlerle hukuki başvuru dahi yapmamaktadır. Bunun en önemli nedenlerinden biri, cinsiyet kimlikleri ve yaptıkları iş nedeni ile inandırıcı olamayacaklarını düşünmeleridir. Bu durum ‘öğrenilmiş çaresizliğin’ bir başka tezahürüdür.

Yaygın kanının aksine fuhuş, özellikle translar açısından bir kolay para kazanma yöntemi olmayıp, can güvenliğinin tehlikede olduğu mecburi istikamettir. Trans birey, bu kimliği nedeniyle aile ve toplum dışına itildiğinde, meslek veya zanaat sahibi olsa dahi, bununla iştigal edemeyip diğerleri gibi, yaşamını devam ettirebilmek için bunu yapmak zorunda kalmaktadır. Toplum tarafından cinsel yönelimleri nedeniyle zaten kabul görmeyen translar, işleri ve o işe yapışmış ‘ahlaksızlık’ etiketi nedeniyle bir kez daha toplum dışına itilmektedirler.”

‘AYRIMCI VE DIŞLAYICI TUTUMUN KENDİSİDİR’

Hazırlanan tezde, transseksüellere yönelik ayrımcılık, onların toplumsal yaşamın ve çalışma yaşamının dışına itilmesine neden olmakla beraber, Mutlaka ‘ahlaksız’ da oldukları yönündeki sosyal ön yargı, transseksüellerin çalışma hakkı ve yerleşme özgürlükleri üzerinde olumsuz etkiye neden olmakta. Transseksüellere yönelik ayrımcılık, onların toplumsal yaşamın ve çalışma yaşamının dışına itilmesine neden olmakta ve bu dışlanmaya neden olan ve kendini ‘normal’ ve ‘ahlaklı’ olarak nitelendiren bireyler gibi olmalarına da engel olmaktadır. Başka bir deyişle transseksüelleri ‘ahlaksız’ ve ‘anormal’ kılan, ayrımcı ve dışlayıcı tutumun kendisidir.”