Diyarbakır ve Kızıltepe: Ne olacak bu işler?

Yanıma gelip, "Abe, duydun değil?" diye soruyor kafeyi işleten genç adam. Muhabbete niyeti var ama ben elimdeki telefondan gözümü ayırmadan, "Duydum abe" demekle yetiniyorum. O konuşurken ajanslara, sosyal medyaya bakıyorum, patlamanın nerede gerçekleştiğini anlamak için.

Vecdi Erbay  verbay@gazeteduvar.com.tr

 

DUVAR – Yakın değildi patlama ama kuvvetle hissettik… Çay bahçesinde oturanlar irkildi, kaldırımda yürüyenlerden bazıları gayri ihtiyari eğildi ya da bir an duraklayıp etrafı dinlediler.
Bunların hepsini ben de yaptım ve “kahretsin” dedim elimde olmadan. Bayramoğlu tarafında bir internet kafenin balkonundaydım, elimdeki haberi ve sıcak havanın insafsızlığını düşünüyordum.
Bomba patladı, kesin ama nerede? Herkes birbirine bakıyor soran gözlerle. Bombanın çok uzak bir yerde patlamadığını düşünüyorum. Eğer öyleyse, yakın bir yerde patladıysa bomba… Sivil insanlar, kadınlar, çocuklar geçiyor gözlerimin önünden.

diyaric2
Çay bahçesi yarı yarıya boşalmış, kaldırımda yürüyenler, evlerine, işlerine, sevdiklerine, nereye gidiyorlarsa artık, daha hızlı yürüyorlar.
Yanıma gelip, “Abe, duydun değil?” diye soruyor kafeyi işleten genç adam. Muhabbete niyeti var ama ben elimdeki telefondan gözümü ayırmadan, “Duydum abe” demekle yetiniyorum. O konuşurken ajanslara, sosyal medyaya bakıyorum, patlamanın nerede gerçekleştiğini anlamak için.
Birkaç kişi daha çıkıyor balkona. Benden umudu kesen kafe işletmecisi onlarla muhabbete başlıyor. Biri sesin ‘Doğu’ tarafından geldiğini iddia ediyor, diğer ‘Batı’yı işaret ediyor, “Ben duydum, aha bu taraftan geldi” diyor.
Az sonra Sertaç Kayar’ın, ardından Hasan Akbaş’ın Twitter’da yazdıklarına rastlıyorum. On Gözlü Köprü’de olduklarını biliyordum, davetlerini “çalışmam gerek” diyerek geri çevirmiştim. Hasan’ın Facebook sayfasından paylaştığı fotoğrafta bütün ekibin keyifli olduğunu görmüştüm. Hasan’ı arıyorum ama telefonu kapalı, Sertaç’ı arıyorum, onun da telefonu kapalı. Nedense olumsuz bir şey gelmiyor aklıma. Muhtemelen, diyorum, patlama nedeniyle baz istasyonu zarar görmüştür.
Sonra eş dost arıyor, “İyi misin?” diye sormak için. Ben Hasan’ı, Fırat’ı, Sertaç’ı arıyorum, başka arkadaşları arıyorum, “İyi misiniz?” diye sormak için.

KIZILTEPE’DE PATLAMA

Aynı saatte Mardin Kızıltepe’de de patlama olmuş. Kardeşimin her gün geçtiği caddenin üzerinde, evinden 500 metre ileride. Kardeşime ulaşamıyorum, eşine de… On Gözlü Köprü’ye, olay yerine gitmenin pek mümkün olmadığını bildiğim halde Mardinkapı’ya doğru yola çıkıyorum. Gazeteci arkadaşımı arıyorum. “Gelmek için hiç niyetlenme” diyor, “Burada polislerle bizden başka kimse yok, onlar da çekim yapmamıza izin vermiyorlar.” Ve arkadaşımın dediği gibi, polis barikatı Mardinkapı’da başlıyordu.

2 DAKİKAYLA HAYATTA KALMAK

Bombadan kıl payı kurtulmuş adamla, parkta, tesadüfen karşılaşıyorum. Olayın tanık olduğu bölümünü anlatıyor, “Arabamla patlamanın olduğu yerden geçtik. Biz geçtikten iki dakika sonra patlama oldu. Araba yükselip düştü sanki. Hızlı kullandığım için korktum. Bir patlama sesi duyduk ama lastik patladı sandık. İnip baktık, arabanın lastiklerinde bir şey yoktu. O zaman anladık bomba patladığını. Arabamıza binip yola devam ettik. Bu sefer polis durdurdu bizi. Yere yatırıp kimliklerimizi aldılar. Bir süre böyle beklettiler. Ardı ardına ambulanslar gelmeye başladı. Sivil bir aracı çekiyorlardı. Önü gitmişti arabanın, camları kalmamıştı. Polise dedim, ‘İki dakikayla hayatımız kurtuldu, bırak gidelim’. Sonra polis bıraktı bizi.”
Adam ölümden kıl payı kurtulmuş, bunun şaşkınlığı var üstünde. Ama bir patlamanın gerçekleşmiş olması hiç şaşırtmamış. Kafede kendi aralarında konuşan insanların da hiç şaşırmadığını hatırlıyorum. Bombayı kim patlattı, IŞİD mi, PKK mi esas merak ettikleri bu. Aynı soruyu patlama sesiyle irkildiğim andan başlayarak benim de kendime sorduğumu fark ediyorum. Bir bombanın her an her yerde patlayabileceği gerçeğini kabul ettiren koşulların, en hafif değişle, ‘zalim’ olduğunu düşünüyorum.

KIZILTEPE’DEN VE GAZETECİLERDEN HABER VAR

Kardeşim arıyor Kızıltepe’den. Elektrikler kesilmiş patlama nedeniyle, telefon ve internet iptal olmuş.
Patlamada iki sivil, bir polis hayatını kaybetmiş. Sivillerden biri, Abdurrahim Çeçen 24 yaşındaymış. Aslı Aydemir ise henüz 13 yaşında bir çocukmuş. Bir süre sonra Abdurrahim ile Aslı’nın, aileleri ve sevenleri dışında herkes için, savaşta hayatını kaybeden sivilleri gösteren rakamlara ekleneceğini düşünüyorum.
On Gözlü’de Hasan, Sertaç, Fırat, Serpil gözaltına alınmış. Gazeteciler neden gözaltına alınır, sorusunu bir kenara bırakıp seviniyorum: Yaşıyorlar! Emniyette oldukları kabul edilmiş, buna sevinecek koşullarda yaşıyoruz.

diyarbakirhasan

Patlamadan sonra gözaltına alınan gazeteciler Ön Gözlü Köprü’den bu fotoğrafı paylaşmıştı…

ÇOCUKLAR ÖLDÜYSE

Diyarbakır’da, benden daha şanslı ve atak gazeteci arkadaşlarıma açıklama yapıyor savcı. Beş sivilin hayatını kaybettiğini, beşi polis on iki kişinin yaralandığını söylüyor.
Sonra ayrıntılar gelmeye başlıyor, hayatını kaybedenlerle ilgili. Muhammed Aydın ve eşi Demet Yıldırım Aydın, yaşadıkları Kocaeli’nden Diyarbakır’a tatile gelmişler. Yanlarında oğulları Oğuzkan (8) ve Ceylinaz’la (3) birlikte. On Gözlü Köprü yakınlarındaki bir restorantta yemek yemişler, Çocukların anneannesi Behiye, dedeleri Necati ve teyzeleri Derya ile birlikte. Yemek nasıl geçti, çocuklar yaramazlık yaptı mı, dedeleri onlara On Gözlü Köprü’yü, Dicle nehrini, Hevsel bahçelerini anlattı mı? Hiç bilmeyeceğiz. Ama şunu biliyoruz: Oğuzkan ile Ceylinaz’ın yaşları parantez içine alındı ve savaşta hayatını kaybeden insanları gösteren rakamlara eklendiler. Kahretsin.

PARKI TENHA GÖRMEK

Her zaman kalabalık olan park olağanüstü bir gece yaşıyor, diye düşünüyorum. Neredeyse boş çünkü. “Patlama çok büyüktü abe” diyor garson. “Millet dağıldı.” Yaz sıcağında Diyarbakırlıların nefes aldığı yegane yerdir parklar. Geç saatlere kadar kafede ya da çimlerde, banklarda oturarak, muhabbet ederek soluklanıyorlar. Şimdi karlı bir gece gibi tenha, ıssız ve sevinçsiz. Parkın bu haline bakmak, bir keder nesnesine dokunmak gibi…
Benden bilgi almaya çalışıyor garson. Sonra, “Peki, ne olacak bu işler abe” diye soruyor. “Bilmiyorum” diyorum.
Eve doğru yürürken, bu işlerin ne olacağını sahiden bilmediğimi düşünüyorum…

diyarbakir3