Twitter ekmeğinin peşinde

Trump’la Twitter bir gerginlik içindeyken, 2. Dünya Savaşı sonrası ABD’nin kadim düşmanı Rusya ve son zamanların revaçta düşmanı Çin ile 'kavgalı ufaklık' Türkiye’ye karşı Twitter’ın yaptığı hamle hem ABD’de devlet kademesinde ve Trump yanlısı muhafazakarlar arasında hem de uluslararası camiada sempatisini artırabilir. Atılan adıma dair içeriğin ve zamanlamanın buna yönelik olduğunu düşünüyorum.

Mahmut Tezcan  

Twitter, Rusya, Çin ve Türkiye’de hükümet çıkarları için çalışan; enformasyon operasyonlarında yer aldığını tespit ettiği 32 bin 242 hesabı kapattığını duyurdu. Twitter’ın bu hareketi, platformun manipüle edilmesini ve kullanıcıların daha sağlıklı iletişim kurabilmesi amacıyla uyguladığı politikalardan sadece birine denk düşüyor. 2016’dan bugüne kadar enformasyon operasyonu yaptığını tespit ederek kaldırdığı hesapların ülkelere göre en çoktan aza doğru sıralaması şöyle: Çin (28 bin 991), Suudi Arabistan-Birleşik Arap Emirlikleri-Mısır (18 bin 345), Sırbistan (8 bin 558), İran (7 bin 869) ve Türkiye (7 bin 340).

Türkiye’ye dair raporun yazıldığı Stanford Üniversitesi Siber Politikalar Merkezi’ne Twitter, bilgileri, hesapların kaldırıldığını açıklamadan sadece bir hafta önce vermiş. Yaklaşık 870 GB’lık medya dosyalarını tarih ve bağlam içinde incelemenin bu kısıtlı sürede mümkün olmadığını rahatça söyleyebiliriz. Merkez’in, aslında Twitter’ın kendileriyle paylaştığı veriler ve temel önermeler kapsamında üstünkörü bir rapor hazırladığını düşünüyorum. Yine de rapora kısaca baktığımızda kapatılan hesapların AK Parti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan lehine; CHP ve HDP aleyhine aktiviteler yürüttüğünü görüyoruz. 7 bin 340 hesaptan atılan yaklaşık 37 milyon tweet ve medya içinde rastgele verilere bakıldığında Erdoğan’ın konuşmalarından veya spor müsabakalarından kesitler, kayıp ilanları, şehit anmaları, dizi sahneleri ve sevimli kedi videoları görmek mümkün. Kapatılan hesapların kullandıkları etiketler arasında atama isteği, emeklilik talepleri ve cezaevi affına dair hükümete yönelik talepler de yer alıyor.

Kapatılan 7 bin 340 hesaptan altmışı 100 binden fazla takipçiye sahipken 4 bin 534 hesabın takipçi sayısı 500’ün altında. Hesapların içinde bulundukları temel aktivite ise alıntılayarak paylaşma veya retweet olarak öne çıkmış. En çok rağbet gören hesap ise 1 milyon 700 bin retweet ile Recep Tayyip Erdoğan’ın hesabı. Erdoğan’ın yanı sıra AK Parti, Cumhurbaşkanlığı, Berat Albayrak, Abdülhamit Gül ve Melih Gökçek hesapları da en çok paylaşım alan hesapların başında geliyor. Raporda kapatılan hesapların etkileşime girdiği siyasetçi ve tanınan kişi hesaplarının kapatılmadığı da vurgulanıyor.

Raporu merak edenler diğer detaylara bakabilirler. Şimdi Twitter’ın normalden daha çok gürültü çıkararak duyurduğu bu hesap kapatma olayının ekonomik ve siyasi bağlamına daha yakından bakalım.

TWITTER İÇİN ASLOLAN GELİR MAKSİMİZASYONU

Twitter’ın kar amacı güden bir şirket olduğunu öncelikle aklımızda tutmamız gerekiyor. 10-15 yıl önce benzerleriyle birlikte ortaya çıktığından beri internetin kullanım yöntemini değiştiren sosyal ağların birinci önceliği elde edebilecekleri en yüksek gelire ulaşmaktır. Diğer taraftan da platformlarının gücü (ağ etkisi) tamamen kullanıcı sayısına bağlı olduğu için, kullanıcıların kaçmayacağı ve daha çok bağlanacağı şekilde platformlarını geliştirmek de gelirleriyle doğrudan bağlantılıdır. Zira sosyal ağların gelir ürettiği iki temel kalemi biliyoruz: Birincisi kullanıcılara platformlar üzerinde gösterecekleri reklamlar, ikincisi kullanıcıların verilerini anonimleştirerek üçüncü taraflara satarak üretecekleri gelirler. Yani kullanıcı açısından kirli bir platform oluşmaya başladığında veya başka sebeplerle kullanıcıların bu platformlarda geçirdikleri zaman azalmaya başlarsa ve hatta bu platformları terk ederlerse; platformların gelirleri bu durumdan direkt etkilenir.

2019’da 3 milyar 459 milyon dolar gelir elde eden Twitter, kâr amacıyla kurulan, liberal kapitalizme uyum sağlayan ve hatta düzeni kısmen değiştiren her şirket gibi her yıl bir önceki yıldan daha çok kar etme amacıyla hareket eder. Son 3 yıldır gelirlerinin her yıl yarım milyar dolar artması da hem hissedarlarının hem de yıl sonu ikramiyelerine doyamayan şirket yöneticilerinin bu yıl da benzer bir performans göstermek için birçok hamleyi yapabileceğini aklımıza getirir. Ekonomik düzenin normali şimdilik budur.

Twitter, Youtube, Facebook gibi platformların ifade özgürlüğünden yana tavır almaları onların demokratik ilkelere bağlılığını göstermez. Geniş kabul gören demokratik ilkelerin kapsayıcı felsefesine şirketleri bağlılığı, platformlarında daha fazla kullanıcı bulunmasını sağlamanın en tatlı, en uygun ambalajıdır. Daha fazla kullanıcı demek daha fazla para demektir. Yani şirket çıkarlarıyla demokratik bazı ilkelerin örtüştüğü noktaları bu tip şirketlerin sahiplenmesinin temel amacı yine kendi çıkarlarıdır.

TRUMP’A KARŞI HALKLA İLİŞKİLER KAMPANYASI

Twitter’ın hükümet destekli hesaplara karşı hareketini esasında Trump’a karşı kamuoyu oluşturmak için gayet uygun zamanda atılmış politik bir adım olarak değerlendiriyorum. ABD’de siyahların eşitlik ve adalet için sokağa çıkmasından sonra Trump’ın birkaç tweet’ine şerh koyan Twitter, politik pozisyonunu açıktan belli etti ve aslında bu süreci de gayet kötü yönetti. Trump’ın bu hamleye cevabı da regülasyon sopasını devreye sokmak oldu. Regülasyon en başından beri Silikon Vadisi’ndeki bütün şirketlerin korkulu rüyasıdır. Bir noktada start-up’ların gelişimini regülasyonların kesinlikle baltalayacağına katılsam da diğer taraftan gelişen şirketlerin uyacağı kurallar çerçevesinin mümkün olduğunca esnek olması, istedikleri şekilde para kazanmaları noktasında da dinamo işlevi görür.

Trump’la Twitter böyle bir gerginlik içindeyken, 2. Dünya Savaşı sonrası ABD’nin kadim düşmanı Rusya ve son zamanların revaçta düşmanı Çin ile ‘kavgalı ufaklık’ Türkiye’ye karşı Twitter’ın yaptığı hamle, hem ABD’de devlet kademesinde ve Trump yanlısı muhafazakarlar arasında hem de uluslararası camiada sempatisini artırabilir. Atılan adıma dair içeriğin ve zamanlamanın buna yönelik olduğunu düşünüyorum.

Şöyle ki Twitter’ın ABD içinde kazanacağı puan ABD’de “Düşmanımın düşmanı dostumdur”cu kitleden gelecektir. “Görüyor musun Twitter’ı? Rusya, Çin ve Türkiye hükümetlerinin trollerine göz açtırmıyor. Bravo” diyecek ve Trump’ın regülasyon hamlesine karşı Twitter’ın yanında olacaklardır.

Uluslararası kamuoyu açısından ise internetin dezenformasyondan arındırılması, ifade özgürlüğünün korunması gibi noktalardan yola çıkarak kıymeti kendinden menkul platform politikalarıyla hiç de fena işler yapmadığı algısını pekiştirecektir. Twitter, ABD dışındaki ülkelerde gündeme gelebilecek regülasyonların aslında tamamen siyasal baskı aracı olarak kullanıldığına yönelik söylemine karşı iyi niyetli çalışmalarına bu yazıya konu olan 32 bin hesabı kaldırmasını örnek verecektir.

Yazının bu bölümünden anlaşılacağı üzere özellikle Türkiye’deki hesap kapatma hamlesinin platformu dezenformasyondan arındırma veya ifade özgürlüğünü koruma gibi amaçlarla yapıldığını sanmıyorum. Enformasyon operasyonlarında rol almış ve miadı dolmuş az takipçili hesapları kapatmak gerçek bir mücadele örneği değil zekice bir halkla ilişkiler kampanyasından başka bir anlam ifade etmez. Eğer gerçekten de Twitter, sahte hesapların ve trollerin platformunda barınmasını istemiyorsa tek bir Twitter uygulamasında her kullanıcının onlarca hesaba giriş yapabilmesini engellemesi gerekmez mi? Hadi işin bu tarafını es geçelim ve bahsedilen hükümet destekli hesaplar üzerinden bir soru soralım. Birçok dezenformasyon ve trollük raporunda Türkiye’deki vakalarda ana hesaplar olarak adı geçen Fatih Tezcan veya Melih Gökçek gibi kullanıcılara uyarı düzeyinde dahi bir yaptırımı olmaz mı? Olmadı çünkü Twitter milyonlarca takipçili hesapların platformuna “kazandırdıklarına” bakıyor. Günün sonunda onların da “ifade özgürlüğü” var değil mi? Hem de öyle bir ifade özgürlüğü ki açıkça sahte haber servis edebiliyorlar veya insanları siber zorbalığın hedefi haline getirebiliyorlar.

Sen ekmeğinin peşindesin Twitter biliyorum, demokratik ilkelerin önünde bekleme yapma, hadi…