Gözetleme kapitalizmi ve büyüyen Facebook skandalı

Gözetleme kapitalizminin stratejisi şöyle gelişiyor: Facebook ve diğer firmalar, önce yasalardaki boşlukları bulup, yasaları eğip büküp toplayabildikleri kadar veriyi topluyorlar. Sonra uyarılmalarına rağmen, önlem almak yerine, satabildikleri kadar veriyi satıp, kazanabildikleri kadar parayı kazanıyorlar. Arada kimi devlet kurumları ile de iş yapmadıklarını sanmak naiflik olur.

Serdar Temiz  

Son yazılarımda büyük firmaların nasıl da bizlerin gizliliğini ihlal edip özgürlüklerimize müdahale edebilecek güce eriştiklerini anlattım. Çözüm önerileri sunmak istiyordum ancak son birkaç gündeki haberler önceliğimi değiştirdi.

Diyelim ki evinize yakın bir kafeteryaya girdiniz, bir kişi elindeki dosyayı bir başkasına gösteriyor, elinizde kahvenizle o masanın yanından geçerken, hiç tanımadığınız bu insanların kardeşinizin ve içinde sizin de olduğunuz yakınlarının bilgilerinin ve fotoğraflarının olduğu bir dosyaya baktığını ve bu dosya üzerinde notlar aldığını, bu dosya üzerinde gördüklerine bakarak bazı başka insanları aradıklarını gördünüz. İçinize bir şüphe ve kaygı düşer mi, düşmez mi? “Düşmez” diyorsanız, yazının bundan sonrasını okumanıza gerek yok çünkü bu yazı size uygun bir yazı değil.

FACEBOOK NASIL PARA KAZANIYOR?

Facebook nereden para kazanıyor? Reklamlardan sanıyoruz çoğumuz. Esasında masum da bu iddia. Çünkü kime, nasıl reklam yapacağınızı bilmek çok önemli. Fiziksel örnek vereyim: Her yerde gördüğümüz fiziksel reklam panoları. Bir reklam veren için, şehrin uygun yerlerine reklam vermek çok zaruridir. Kendi müşteri kitlesinin olduğu yerlere, yollara o reklamları gerektiği sayı ve sürede koymak firmasının tanınması ve satışları için gereklidir. Dolayısı ile panolarda reklamları satanlar, o yollardan geçen araçların sayısını, o reklam alanlarında yaşayan ve çalışan insanların genel profilini çıkarmaya çalışır. Dijital ortamda da, reklamları doğru kişilere göstermek bundan farklı değildir. Aynı mantıkla çalıştığını düşünürüz, ya da düşünmemiz istenir. Peki farkı nerede? Farkı şu: Facebook, ‘sosyal’ olma iddiasında yarattığı bilgisayar ağı ile, milyarlarca insanı birbirine bağladığını iddia ederken, esasında milyarlarca insanı kendi sistemine bağladı. Facebook’un iddiası şu: ‘Reklamcılara, uygun kitlelere reklam vermeleri için hizmet satıyorum’. Oysa, gene fiziksel dünyadan örnek verirsek, Facebook reklamcılara sadece genel profil çıkarmamış. Reklam vermek isteyene, o bölgedeki herkesin tek tek bilgilerinin olduğu kişisel dosyalarını elden vermiş. O dosyada özel yazışmalardan, gruplara, ve Facebook’taki hareketlerden oluşturulan algoritmalara göre tahmini siyasi duruş, meslek, etnisite, sevilen markalar, maddi güç gibi tonla detayı da eklemiş. Bununla da yetinmemiş, gün içinde sanal ve fiziksel dolaştığınız yerleri de sıralamış. Böyle bir dosyayı, şehrinizdeki reklamcının, reklam verenlere yazılı bir dosya olarak sattığını, içinde sizin ve yakınlarınızın Facebook’ta paylaşılmış ya da özel klasörde tutulmuş fotoğraflarının da olduğunu hayal edin. Huzurlu olur musunuz? İşte Facebook bunu yüz binlerce kat daha büyük ölçekte yapmış ve yapıyor.

The New York Times aralarında eski Facebook ve çözüm ortaklarında çalışanların, eski devlet görevlilerinin ve kişisel gizlilik konusunda mücadele edenlerin de olduğu 60 kişi ile yaptığı röportajlar ve Facebook’un şirkete özel yazışmalarının olduğu 270 sayfayı inceleyerek hazırladığı habere göre, Facebook birçok firmaya hepimizin kişisel verilerine erişim için izin verdi. Örnekleri sıralayayım: Facebook, Microsoft Bing arama motoruna, Facebook’taki tüm arkadaşlarınızın adına erişmesine izin verdi. Belgeler, Spotify ve Netflix’in Facebook’taki kullanıcıların özel mesajlarını okumalarına ve hatta silmelerine izin verdiğini de gösteriyor. İlginçtir, Spotify ve Netflix temsilcileri, bu haklara sahip olduklarını bilmiyorlarmış(!). Facebook, Amazon’un kullanıcıların isim ve erişim bilgilerine erişmesine, Yahoo’nun Facebook’taki arkadaşlarınızın duvar yazılarına erişmesine izin verdi.

Facebook durmamış, bize servis satan yazılım firmaları ile de yetinmemiş, bize cihaz satan Apple, Amazon, BlackBerry, Microsoft ve Samsung gibi firmalara da sizin verilerinize erişim hakkı vermiş. Siz esasında bir elektronik cihaz aldığınızı sanırken, meğer tüm hayatınızı da üstüne veriyormuşsunuz!

TRUMP’IN MÜSLÜMANLARI FİŞLEMESİ

Bakın bu verilerin paylaşılmasının tehlikesini seçimler üzerinden anlatayım. Hatırlayın Amerikan seçimlerini. Trump’un Amerika’daki tüm Müslümanları fişleyeceğinden dem vuruluyordu. Ben ise, bu iddialara kıs kıs gülüyordum çünkü Trump’ın ne yaptığını bilmiyorlardı. Trump’ın seçim ekibi, Project Alamo veri tabanı ile, ABD deki 220 milyon insanın her biri için 4000 ile 5 bin veri noktasının olduğu bir sistem oluşturdular. Bu veri noktaları insanların hem sanal hem de fiziksel ortamlardaki verilerini topluyordu. Trump bu verilere bakarak, binlerce alt gruba ayırdığı insanlara, taleplerine uygun Facebook reklamları göstererek, onları ikna etmeye çalışıyordu. Bu olay, Cambridge Analitica skandalı olmadan çok önce oldu! Ve bu veri tabanı halen var, sürekli büyüyor ve gelişiyor. Veri tabanının hem içeriği ve verilerin kesinlik derecesi bölgedeki seçmen verileri ve alışveriş verileri ile karşılaştırılarak arttırılıyor. Mesela ‘Meksika duvar olmalı ’ diye düşünen bir grup mu var Ohio’da. Onlara göçmenler ve suç oranları ile alakalı bir haber ve/ya ilan gösterip, hem fikirlerinin perçinleşmesi hem de Trump’ı desteklemeleri sağlanıyor.

Bu ilanlardaki veya haberimsi mesajlardaki bilgi diye sunulan içeriğin yüzlerce yalanla dolu olduğunu anlatmama gerek yok galiba. Facebook bu veri tabanının oluşmasına, firmalara sattığı servislerle imkan sağladı ve halen sağlıyor!

Madem elektronik cihaz dedim ve Amazon dedim, ona son günlerden bir bir örnek vereyim: Almanyada bir kullanıcı Amazon’dan GDPR (Genel veri koruma düzenlemesi) yasasındaki haklarından dolayı, kendisi hakkında sahip olduğu verileri öğrenmek istedi. Amazon o şahsa, 100MB zip dosyası gönderdi . Bu dosyada Alexa ses asistanının kayıtlarının olduğu 1700 ses dosyası var. Bu kayıtlara bakarak, adamın gün içinde yaptıkları, ettikleri, evine gelen kadın, kullandığı kelimeler ve hatta adamın adresi kimliği dahi bulunabildi. Kimliğinin bulunması mı? Evet, meğer GDPR isteğinde bulunan şahsın evinde Alexa cihazı yokmuş ve ona hiç bilmediği kişinin tüm özel hayatını öğrenebileceği bir dosya gönderilmiş. Amazon’a göre insan kaynaklı bir hata, yanlış kişiye göndermişler! Ve bu savunma ile ortadan sıyrılıyorlar. Oysa o dosyaların gönderilmesi değil ki sorun! O kayıtların yapılması ve merkezi olarak tutulması sorun! Aya ilk indirilen uzay aracını kontrol eden mekanizma telefonumuzdaki teknolojiye sahip değildi! Acaba neden Amazon Alexa, bunca teknolojik gelişmelere rağmen, cihazın kendisinde verileri analiz etmek yerine, tüm komutları ve evdeki hareketleri merkezi bir sistemde toplamak istiyor ki?

Ayşe Hür hanım Twitter’da, bir önceki yazım üzerine, bana Echelon’u hatırlatınca yazayım istedim: Echelon diye iddia vardı. Amerika, Avustralya, Kanada, Yeni Zelanda ve İngiltere’nin kurdukları bir gözetleme sistemi idi bu Echelon sistemi. Amaç da SSCB ve ona yandaş ülkelerin askeri ve diplomatik haberleşmelerini okumak idi. Bu sistemin zamanla sadece bu ülkeleri ve askeri ve diplomatik haberleşmeleri değil, dünyadaki kişisel ve ticari tüm haberleşmeleri takip ettiği iddia edildi. Bu iddiaya birçok kişi komplo teorisi diyordu. Şimdi seneler sonra bakınca, esasında Facebook, Google ve Amazon gibi firmaların yaptıkları da bu gözetleme sistemine kapitalizm sosu katarak çok iyi hizmet ediyor demek mümkün.

Gözetleme kapitalizminin stratejisi şöyle gelişiyor: Facebook ve diğer firmalar, önce, yasalardaki boşlukları bulup, yasaları eğip büküp toplayabildikleri kadar veriyi topluyorlar. Sonra, uyarılmalarına rağmen, önlem almak yerine, satabildikleri kadar veriyi satıp, kazanabildikleri kadar parayı kazanıyorlar. Arada kimi devlet kurumları ile de iş yapmadıklarını sanmak naiflik olur. Bir sonraki aşamada da, sonra uzun süre böyle bir şeyin varlığını reddediyorlar. Konu son noktaya geldiğinde de, daha şeffaf olacaklarını belirtip, günah çıkarıyorlar, kimi zaman da konuyu ‘insan hatası’, ‘mesajları insanlar okumuyor otomatik robot okuyor’ gibi yerlere çekip konuyu saptırıyorlar. Ve ilginçtir ki, onlarca senedir bu firmalara düzgün yaptırım uygulanmıyor. En sonunda ufak cezalarla sıyrılıyorlar hep. Hataları kabul edip özür dileyen, ve hep kabul gören mahallenin şirin oğlanı gibi davranıyorlar ancak esasında kurdukları gözetleme kapitalizmi olduğu gibi hatta büyüyerek sürüyor.

Gençliğimde Echelon iddiasında bulunanlar delilikle veya komplo teorisi ile suçlanıyordu. Bu iddianın komplo olmadığını ve gerçek olduğunu Edward Snowden ve Julian Assange’dan dolayı artık biliyoruz. Elimizdeki gelişmelere göre, göz göre göre bu tarz firmalar iyi yatırımlar ve destekler alarak büyüdü (veya belki de büyütüldü). ‘Acaba’ diye düşünüyor insan, ‘Temel insan hak ve özgürlüklerine tamamıyla karşı bir iş modeli ve yönetim biçimi ile hizmet satan bu firmalar, Echelon gibi sistemin kurulum masrafını ve hizmetini özel sektörde üstlenmiş ve vatandaşlardan üstüne para da alan taşeronlar olamaz mı?’

Facebook araştırmasının The New York Times’taki haberi: https://www.nytimes.com/2018/12/18/technology/facebook-privacy.html
Amazon yanlış kişiye video kayıtlarını gönderdi: https://www.reuters.com/article/us-amazon-data-security/amazon-error-allowed-alexa-user-to-eavesdrop-on-another-home-idUSKCN1OJ15J