Avcı, Yanal ve Karaman

1844 yılından bu yana futbol oyun ilkelerinde, akla gelebilecek en mutlak iki değerin olduğunu, burunlarının ötesini göremeyen faydacıların dışında, herkesin bildiğinden eminim. Oyunun mutlak olan iki hali ve hakikati, hakemin ilk düdüğüyle sahne alır. Top ya sizdedir ya da aynı meret top rakiptedir. Bu süreç temel olarak maç sürecidir ve her anı, ayrışma ve yeniden birleşmelere açıktır.

Ali Fikri Işık

Türkiye’de futbol oyunu kuramsal bir sistemden ziyade belli sezgilerle ilgili bir mesele olduğu için, her zaman söz konusu sezgilerden hareketle, başkalarının oyun pratiği, geleneği ve sistemine, saldırmak, sanki özgün bir ekolmüş gibi algılanır. Oysa sezgisel olan sadece sezgiseldir. Wittgenstein’in dediği gibi “bana doğru şeyler yaptıran sezgilerimin, yanlış şeyler yaptırmadığını nasıl anlayabilirim.” Sezgilerle bir oyun inşa edilemeyeceği, Perşembe gecesi UEFA Kupası maçları sonrası ortaya çıkan bir gerçek değil. 1844 yılından bu yana futbol oyun ilkelerinde, akla gelebilecek en mutlak iki değerin olduğunu, burunlarının ötesini göremeyen faydacıların dışında, herkesin bildiğinden eminim. Oyunun mutlak olan iki hali ve hakikati, hakemin ilk düdüğüyle sahne alır. Top ya sizdedir ya da aynı meret top rakiptedir. Bu süreç temel olarak maç sürecidir ve her anı, ayrışma ve yeniden birleşmelere açıktır.

Dolayısıyla oyun inşa etme süreci, bir tercihle başlamak zorunda. Oyunun iki yönünü olabilecek en yüksek seviyede oynamak ve her maçın taleplerini karşılamak, Guardiola ve Man City için bile büyük bir soruna dönüşmüşken, oyunun bir düzeyinde ısrar etmemek, her maçta, peşin hezimetlerin davetiyesi anlamına gelir.

Avcı’nın Beşiktaş’la, Yanal’ın Fenerbahçe’yle yaşadığı dramın altında bu hayalci, tercihsizlik yatıyor. Avcı ve Yenal, takım bütünlüğünde, hem savunmanın hem de hücumun aynı pozisyon içinde inşa edilebilir olduğuna inanıyor görüntüsündeler. Türkiye’nin en eski takımı Beşiktaştır. 1903 yılından bu yana, oyunun iki yönünü oynayan bir oyun pratiği bu coğrafyada vuku bulmamıştır. Ne böyle bir zihin dünyası mevcut, ne de tarihsel oyun pratiğinin karakterin de bu olgusallık var. Eğer Avcı Başakşehir tecrübesini yarıda kesmeseydi, belki ilk kez böyle bir oyun pratiği, bir sistematik olarak yeşil sahalarda tecrübe edilebilirdi. Bu oyunun karakteri bakımından Avcı, Beşiktaş’ı tercih ederek, söz konusu sürekliliği kendi eliyle sonlandırdı.

Slovan Bratislava maçında Avcı, büyük hayal kırıklığı yaşadığını ifade etti. Takımına yöneltiği eleştiriler doğruydu ama bu eleştirilerin muhatabı oyuncular değil bizzat kendisi olduğunu unutuyordu. Loris Karius yaptığı çok ciddi hataya rağmen bu gerçek değişmiyor. Avcı, tıpkı Başak şehirdeki başlangıç yıllarına geri dönmeli ve önce bu oyunun yetenek gerektirmeyen bütün sorunlarına çözümler oluşturmalıdır. Bunun anlamı şudur; bugün Beşiktaş’a oynattığı total ve bütüncül oyundan vazgeçmeli, sert dinamik ve agresif bir savunma sistematiğiyle, oyunu güvenliğe almalı ve yetenek gerektiren işleri, oyuncuların doğaçlama hünerine bırakmalıdır. Beşiktaş yetenek gerektirmeyen işlerde uzmanlaşmadan, ince işler yapabilir hale gelemez.

Ersun Yanal, kısmen Avcı’dan daha dezavantajlı konumdadır. Çünkü onun Avcı gibi, total ve bütüncül bir oyun tecrübesi hiç yoktur. Yanal dengesiz oyunların ustasıdır. Ama adı üstünde dengesiz; yani, sizi her zaman zaferlerle sarhoş edebilir ve aynı zamanda sizi her zaman gözyaşlarına boğabilir. Üstelik Türkiye ligi eski yılların Türkiye ligi değil. Özellikle Anadolu takımları bu oyunu artık belli bir tercihle oynuyor. Hemen hepsi, yetenek gerektirmeyen işlere odaklanmış ve giderek bu işlerde uzmanlaşıyor. Nitekim son üç sezondur, İstanbul dukasının takımları, artık deplasmanlardan zafer ile dönemiyor. Bugün itibarıyla, Lig liderinin Alanyaspor olması bir tesadüf değil. Alan daraltan, agresif, temaslı savunma, İstanbul takımları için bir kabus olma yolunda.

Yanal bir duruştan söz ediyor. Belli ki kast ettiği bir oyun tarzıdır. Nitekim özellikle savunma oyuncuları tercihi, bu kararlılığı için emsal kabul edilebilir. Yenal bu tutumuyla “top bende oyununda’’ mesafeler kat etse bile, topun rakibe geçtiği haller, onun bu oyun anlayışını berhava edecektir. Savunma çok ciddi bir iştir ve çok ciddi çözümler gerektirir.

Ünal Karaman, kendi oyun tarzı için hiçbir tercihte bulunmayan daha doğru bir ifade ile bir tercihte bulunması gerektiğini fark etmeyen karakterdir. Perspektifsiz kalmış Papazın dul karısı deyişindeki gibi, her şeyi sezgileriyle kotarmaya çalışıyor. Getafe maçı bunun tipik bir örneğiydi. Savunmanın önünde oynayan iki büyük usta, Sosa ve John Obi Mikel, kazanılmış toplar için iki pas seçeneği bulamadılar. Çünkü Karaman her şeyi doğaçlama çözme niyetinde. Özellikle savunmanın sağlam ve kesin yapılar gerektirdiğini henüz idrak edebilmiş değil.

Geçen sezon Yusuf, Sosa ve Abdulkadir’in oynama arzuları, sanki Karaman’ın bir sistem ve tercihi varmış gibi bir görüntü yaratıyordu. Trabzonspor ve Karaman oyunun bir halini tercih etmelidir. Bu hal üstüne ancak sağlam bir oyun inşa edilebilir. Gerisi mutlu tesadüf işi olur ve bunun üstüne hiçbir gelişme bina edilemez.