Milli atlet Tuğba Danışmaz: Kadının gücünü göstermek onur verici

Milli atlet Tuğba Danışmaz, üç adımda Avrupa U23 Şampiyonası’nda gümüş madalya kazanırken, rekorunu da yeniledi. Gazete Duvar'a konuşan sporcu, “Kazandığınız başarılar insanları her seferinde beklentiye sokuyor. Bulunduğunuz konumu korumak aslında en zoru. Hep zirvede kalmayı herkes ister” diye konuştu.

Işıl Çalışkan  esmaisilcaliskan@gmail.com

DUVAR – Genelde Beden Eğitimi öğretmeninin keşfiyle başlayan sporcu hikayesinin yörüngesi bu kez tam tersini gösteriyor. İlkokul beşinci sınıfta okullar arası atletizm yarışları seçmelerine katılan Tuğba Danışmaz’ın serüveni başarılı olmasına rağmen öğretmeninin aksini iddia etmesi üzerine şekillenir. “Testlerde başarılı olmama rağmen öğretmenimiz beni istemediğini ve yapamayacağımı söyledi’ diyen Tuğba, iç sesinin ona ‘durma, koş’ demesiyle, ertesi gün sahaya giderek antrenörün beğenisini kazanır. Böylece çok geçmeden çalışmalara başlayan atlet, çok değil sadece iki hafta sonra okuluna uzun atlamada 2 birincilik kazandırır.

Başarısının en büyük sırrının ‘inanmak’ olduğunu söyleyen Tuğba, “Büyük yarışmaları izleyip, kendimi orada hayal etmiştim. Sonra kendi kendime ‘Nasıl da yakışırsın oralara’ dediğimi hatırlıyorum” diyor. Uzun atlamayla başladığı atletizmde kısa süre sonra üç adım atlamaya geçer. Ona cazip gelme sebebini ise zor bir branş olarak görmesi olarak açıklıyor. “Benim işim zoru başarmak sakatlanmayı, yorulmayı, acı çekmeyi göze aldım ve yapabileceğime inandım” diyor Tuğba. Öyle de yapıyor.

İsveç’in Gavle kentinde gerçekleşen Avrupa U23 Şampiyonası’nda çekişmeli yarıştaki üç adım finalinde son hakkındaki 13.85 ile gümüş madalyaya uzandı. Tuğba, ilk atlayışlar sonunda 13.59 ile ikinci sırada yer alırken, iki rakibinin önüne geçmesiyle son hakkı öncesinde dördüncü sıraya düştü. Ancak 20 yaşındaki atlet son hakkında 13.85’lik performansıyla kendisine ait U23 Türkiye rekoruna beş santimetre ekleyerek bir de gümüş madalyanın sahibi oldu. Şimdi serüvenini dinlemek için sözü kendisine bırakalım…

Tuğba Danışmaz

Spor serüveninizin en başına dönelim… Nasıl ve ne zaman başladı?

2009 yılında Uluğbey İlkokulu’nda 5’inci sınıfa giderken okullar arası atletizm yarışmaları için seçme yapılacaktı ve ben de katıldım. Beden eğitimi öğretmenimizin yaptığı testler sonucunda yarışa kimin katılıp katılmayacağı belli olacaktı. Testlerde başarılı olmama rağmen öğretmenimiz beni istemediğini ve yapamayacağımı söyledi. Bunun üzerine onun söylediklerine hırslanıp ertesi gün sahaya gidecek olan servise kimse görmeden bindim ve sahaya gittik. Oradaki antrenör beni çok beğendiğini söyledi ve herkesi gönderip bana antrenman yaptırmıştı. İki hafta sonra yapılan yarışmalarda okuluma uzun atlama branşında 2 birincilik kazandırdım. Serüven bu şekilde başladı.

‘ONLAR YAPARSA BEN DE YAPARIM’

Beden Eğitimi öğretmeninizin sizi okul takımına almaması üzerine size hangi iç ses ‘durma koş’ dedi?

Küçüklüğümden beri annem hep hırslı ve başarmayı seven bir çocuk olduğumu söylerdi. Her zaman yapamayacağım bir şey olmadığını düşünürüm. ‘Onlar yapıyorsa bende yaparım’ düşüncesindeyim. İyi ki öyle…

Peki bu sporu profesyonel olarak yapmaya nasıl karar verdiniz? Sizin için bu sporu okul takımından öteye ne götürdü?

Okul yarışlarının finallerinden sonra bana “Ayağının altında yay mı var, bu kız çok yetenekli. Senden çok iyi bir sporcu olur” dediler. O zamanlar küçüktüm ama istiyordum da. Sahada ağabeylerim ablalarım antrenman yaparken hep imrenirdim onlara. Sonrasında daha sık antrenmanlara gelmeye başlamıştım çünkü derecelerim gittikçe yükseliyordu. Bunun üzerine bir kulübe girdim: Ego Spor Kulübü. Çok büyük miktarlar olmasa da para kazanmaya başlamıştım. En azından yol param çıkıyordu ve kendimi aileme yük hissetmiyordum. Burada 6 ay kaldıktan sonra Türkiye’nin büyük kulüplerinden Enka Spor Kulübü’ne transferim oldu. U16’dan itibaren Yıldızlar, Gençler ve A takım olan Süperlig yarışmalarında Enka spor Kulübü’nü temsil etmeye başladım ve hala da burada devam ediyorum. Büyük yarışmaları izleyip, kendimi orada hayal etmiştim. Sonra kendi kendime ‘Nasıl da yakışırsın oralara’ dediğimi hatırlıyorum.

‘ZOR OLAN HERKESE GÜZEL GELİR’

Neden atletizmin üç adım atlama branşını tercih ettiniz? Size hangi yönüyle cazip geldi?

Üç adım atlama branşını yapmadan önce uzun atlama yapıyordum ve aslına bakarsanız bana sıkıcı geliyordu. Koşmayı zaten sevmiyordum, fizik olarak da atma branşına uygun değildim. Yaptığım branşa en yakını üç adım atlamaydı ve daha eğlenceliydi. En önemlisi de zordu. Benim işim zoru başarmak sakatlanmayı, yorulmayı, acı çekmeyi göze aldım ve yapabileceğime inandım. Zor herkese güzel gelir, kolay olanı kimse tercih etmez.

.

Bu sporun inceliklerinden bahseder misiniz?

Bu sporun olmazsa olmazı antrenman yapmaktan ziyade önce yaptığın işe saygı duymak, kendine, antrenörüne güvenmekten geçiyor. Yola sorgulamadan, inanarak çıkmak gerek. Tabii ki antrenman da çok önemli ama mutlu değilsen ve istemiyorsan başarmak için hiçbir sebebin kalmaz. Evi yaparken tuğlalardan birini koymadığımızda o evi yapmış olur muyuz?

‘HAYAL KURMAM, HEDEFLERİM OLUR’

Güzel tanımlama oldu. Peki kendinizi avantajlı ve dezavantajlı gördüğünüz özellikleriniz neler?

Çok hırslı olmasam bile ne isteyeceğimi, neyi yapıp yapamayacağımı bilen biriyim. İstediğim şeyi alana kadar savaşırım. Zaten başarılı bir sporcu olmak için böyle bir kafada olmak gerekir. Birincisi benim sınırım yok ve ben asla hayal kurmam, hep hedeflerim olur. Ne de olsa insanız, kötü özelliklerimiz de olacak. Biliyorum bu düşüncem yanlış ama ne zaman bir antrenmanda işler yolunda gitmesin hep öyle olacak düşüncesinden kurtulamıyorum. Pes etmiyorum ama küçük yıkımlar yaşıyorum kendi içimde. Neyse ki toparlanmam uzun sürmüyor.

‘TEK RAKİBİM KENDİMİM’

Yenilgilerle nasıl başa çıkıyorsunuz? Kendinizle verdiğiniz psikolojik savaşın galibi kim oluyor?

Zaman zaman içimde yaşadığım problemler oluyor. Ama hiç bir zaman beni düşürmüyor. Çünkü tek rakibim kendimim. Kendimi geçtiğimde zaten şampiyon benim (Gülüyor).

Nasıl bir çalışma sisteminiz var?

Ekim ayının ilk haftasından itibaren başlayan bir hazırlık dönemi programımız olur. O, beni öncelikle kış dönemi yarışlarına hazırlar. Bu dönemde yaptığım antrenmanlar yaz sezonuna da etki eder. Bu süreç 3-4 ay kadar sürer genelde. Sonra artık kış dönemi yarışları başlar. Ona göre form antrenmanları yapmaya başlarız. Sonra yaz sezonu için de 2 ay kadar bir sezonu devam ettirmek için yaptığımız antrenmanlar olur. Sonrasında artık hazırlandığımız asıl yarışlarımız yaz sezonundadır. Onlar için hafif ama etkili antrenmanlarla yarışlarımıza devam ederiz.

‘SADECE OLİMPİK BRANŞ SPORCULARI İÇİN GEÇERLİ…’

Bu sporu sürdürebilmek için yeterli imkan sağlanıyor mu size?

Kamp, tedavi, masör, masöz, doktor desteklerimiz sağlanıyor ama bunlar sadece olimpik barajı geçmiş sporcular için geçerli. Kulüplerimiz ve federasyonumuz her zaman yanımızda.

Üç adım atlamada Türkiye dünyaya göre nerede?

Benim yaptığım zor bir branş. Türkiye’de bu branşta yarışan çok fazla sporcu olmadığından kendimizi kanıtlayamıyoruz. Aslında her birimiz olimpiyat görebilecek seviyedeyiz. Sadece disiplin, azim çok çalışma bizi yukarılara taşıyacaktır.

‘BULUNDUĞUMUZ KONUMU KORUMAK EN ZORU’

Başarılı bir sporcu olmanın bedelleri var mı?

Yaptıklarınız ve aldığınız başarılar insanları her seferinde beklentiye sokuyor ve sizden hep daha iyisini bekliyorlar. Sizin için de hayat aslında o zaman başlıyor. O yüzden bulunduğunuz konumu korumak aslında en zoru. Hep zirvede kalmayı herkes ister.

‘KADININ GÜCÜNÜ GÖSTERMEK ONUR VERİCİ’

Türkiye’de bir kadın sporcu temsilcisi olmak nasıl?

Başarmanın hazzı başka, hele ki bunu bir kadın yapıyorsa gurur her zaman iki katına çıkıyor. Kadının gücünü göstermek onur verici.

.

‘TABİİ Kİ SON OLMAYACAK’

Geçtiğimiz aylarda gerçekleşen Avrupa U23 Şampiyonası’nda gümüş madalya elde ederek Türkiye rekorunuzu yenilediniz. Çekişmeli geçen bu yarış nasıl bir deneyimdi?

10 yıllık spor hayatımda geçirdiğim en profesyonel yarış Avrupa Şampiyonası’ydı. Tüm sezon boyunca hazırlıklarımız o yarışma içindi çünkü hayatımı değiştirecek yarışın o olduğunu biliyorduk. O gün geldiğinde yaşadığım duygunun tarifi yoktu. Ülkesini temsil etmek her sporcunun hayalidir ama ben en güzel şekilde ülkeme, kendime emeğime layık şekilde temsil ettim. En büyük tecrübem oldu ama tabii ki son olmayacak.

1999’daki Ayşegül Balcı’nın tam 20 yıl önceki başarısını yenilediniz. Bu madalyanın sizin için anlamı nedir?

20 yıl önce yapılan Avrupa Şampiyonası’nda bir madalya alınmadı ama önemli bir başarıya imza atıldı. O yarışmada final yarışan ilk Türk kadın unvanını Ayşegül Baklacı aldı. 20 yıl sonra da ben bir ilke imza atıp madalya aldım. Biz istersek yaparız, bu mutluluğu hepimiz hak ediyoruz.

Kazandığınız madalyalara nasıl anlamlar yüklüyorsunuz?

Hiç bir zaman bana yetmeyecek gözüyle bakıyorum. Her zaman daha iyi yerlerde görüyorum kendimi. Bütün çabamız da bunun için. Antrenörüm hep daha iyisini ister, çünkü biz en iyisiyiz (Gülüyor).

‘İDOLÜM YULIMAR ROJAS’

Bu sporda idol ya da idolleriniz var mı?

Yaptığım branşta dünya çapında boy göstermiş çoğu sporcuyu beğeniyorum. Ama onun gibi olmak istediğim bir kişi var. İspanya asıllı ama Barselona için yarışan Yulimar Rojas. Her ne kadar kendi ülkesini temsil etmese de ve ben bunu çok yanlış bulsam bile bu onun bir numara olduğu gerçeğini değiştirmiyor.