Berlin’de açılış törenine ırkçılığın gölgesi düştü

İkinci Dünya Savaşı biteli 75 yıl oluyor ama Nazilerin gölgesi hala Almanya’nın üzerinde dolaşıyor. Özellikle AfD (Almanya için Alternatif) adlı aşırı sağcı partinin eski Doğu Almanya’daki eyaletlerde büyük güç kazanması herkesi rahatsız ediyor.

Ahmet Boyacıoğlu

Bu yıl 70. yaşını kutlayan Berlin Film Festivali’nin açılış töreni Almanya’nın Hanau kentinde işlenen cinayetler nedeniyle oldukça politik konuşmalara sahne oldu. Törenin sunuculuğunu oyuncu Samuel Finzi üstlenmişti. Işıklar karardıktan sonra iyi hazırlanmış bir ‘sunucuyu tanıtma filmi’ izledik. Filmin sonunda da hayallerle gerçek birleşti, büyük ekranda yürürken gördüğümüz sunucu, kurgu hiç aksamadan sahneye giriverdi. Buraya kadar her şey iyiydi. Sunucumuz on iki dilde (Türkçe dahil) izleyicilere ‘Hoş geldiniz’ dedi. Bulgaristan’da doğduğunu, çocukluğunu o zamanlar sosyalist olan ülkede geçirdiğini, daha sonra Almanya’ya geldiğini anlattı. Bulgar sinematekinde izlediği Casablanca, Citizen Kane gibi filmlerden söz etti. ‘Ben gelmeseydim bu akşam sunucunuz olmayacaktı’ türünden, biraz da yabancıların Almanya için önemine parmak basan bir şaka yaptı. Savaşlara ve aşırı sağcılara sataştı. ‘Umarım sınırda başınıza bir şeyler gelmemiştir’ diyerek Almanya’nın göçmen politikasını eleştirdi. O kadar uzun konuştu ki salondan bir kadın laf attı. Kadın gerçekten sıkılmış mıydı yoksa bu da törenin alışının bir parçası mıydı, anlaşılamadı. Kabare başka şey, Festival açılış töreni sunmak başka şey.

Festival’in 70 yıllık tarihini üç dakikada anlatan bir kısa film izledik. Bana üç-dört defa Sofia Loren’i gördüm gibi geldi. Filmin kurgusunu yapan kişi Sofia Loren’i çok beğeniyor olmalı. Arkasından Hanau cinayetlerine kurban gidenler için bir dakikalık saygı duruşu yapıldı. ‘Festival hoşgörü, saygı ve misafirperverliği desteklemekte, şiddet ve ırkçılığa karşı durmaktadır’ cümlesi çok anlamlıydı.

Kültür ve Medya’dan sorumlu Devlet Bakanı Prof. Monika Grütters konuşmasında ırkçılığı ve neo-nazileri ağır bir şekilde eleştirdi ve bol alkış aldı. Alkışlar ne zaman bitecek derken insanlar ayağa kalktılar ve alkışlamaya devam ettiler. Bakan, Marlene Dietrich’in Nazilerin cazip tekliflerini reddedip ülkeyi terk ettiğini, savaştan sonra Almanya’ya döndüğünde de tükürüklerle karşılaştığını anlattı ve yine yoğun alkış aldı. Konuşması oldukça uzundu ama iyi hazırlanmıştı.

Sıra Berlin Belediye Başkanı Michael Müller’e geldi. O da 1951’den başlayarak Festival’in tarihinden ve kent ile nasıl kaynaştığından söz etti. Savaşlar, mülteci sorunu, ırkçılık, azınlıklar, demokrasi ve barış, konuşmasının ana temalarıydı. Festival’in ilk yönetmeni Alfred Bauer’in Nazi geçmişinin araştırılmasının önemine değindi. İkinci Dünya Savaşı biteli 75 yıl oluyor ama Nazilerin gölgesi hala Almanya’nın üzerinde dolaşıyor. Özellikle AfD (Almanya için Alternatif) adlı aşırı sağcı partinin eski Doğu Almanya’daki eyaletlerde büyük güç kazanması herkesi rahatsız ediyor. Michael Müller de “AfD başka bir ülke istiyor ve ben o ülkede yaşamak istemiyorum” derken oldukça heyecanlıydı. Konuşmasının sonunda, ailesi Nazilerce öldürülen ve 90 yaşında Berlin’e dönüp her hafta okullarda konferanslar vererek öğrencileri uyaran 98 yaşındaki Margot Friedlaender’i selamladı. Belli ki bu da konuşmanın bir parçasıydı ve yaşlı hanım salonda iyi bir yere oturtulmuştu.

Jürinin ve yarışma filmlerinin tanıtımı derken açılış töreni 75 dakikayı buldu ve sıra açılış filmine geldi. Berlin ve Cannes gibi büyük festivallerde her zaman bir ‘açılış filmi sorunu’ vardır. Festival yöneticileri hangi filmi seçerlerse seçsinler kimseye beğendiremezler. Yine böyle oldu. Phillippe Falardeau’nun yönettiği ‘My Salinger Year’ kimseyi memnun etmedi. 1990’lar New York’unda ‘edebiyat satan bir ofisi’ anlatan film, tuhaf bir şekilde ‘Şeytan Prada Giyer’ adlı filmi anımsatıyordu. O filmde Meryl Streep’ın canlandırdığı hoşgörüsüz patron rolünü bu filmde Sigourney Weaver üstlenmişti. Genç stajyer kız ve görmüş geçirmiş, her şeyi herkesten daha iyi bilen patron arasındaki ilişkiyi 101 dakika boyunca izlemek zorunda kaldık. Açılış töreninde salonu terk edip özgürlüğe koşmak pek hoş karşılanmıyor.