Vietnam: Kum saatinin en yavaş aktığı ülke

Zamanda geri gitmeye ne dersiniz? Tatil planınızı yaparken rotanızı Güneydoğu Asya’ya çevirin, kum saatinin en yavaş aktığı, egzotik, esrarengiz ve bir o kadar da romantik Vietnam’a gidin!

Seran Vreskala  svreskala@gazeteduvar.com.tr

DUVAR – Sürekli olarak geçmiş ve gelecek zaman kiplerinin arasında gidip gelirken, asla şimdiki zamana dokunamadığınız bir coğrafya olan Vietnam, hala nefes alan tarihi, rengarenk kültürü, enfes tapınakları, birbirinden ilginç pazarları, kozmopolit halkı ve dünyanın en güzel plajları arasına kumsalları ile size asla unutamayacağınız bir tatil seçeneği sunuyor. Burada zaman o kadar yavaş akıyor ki, bir günü 3 güne bedel yaşıyorsunuz.

Ülkeyi ziyaret ettiğinizde bölgeyi bilen şirket ve rehberlerle çalışmak, dilini hiç bilmediğiniz ve sizin konuştuklarınızı da anlamayacak bir ülkede ulaşım sistemini çözerek, görmek istediğiniz yerleri bulmayı ve ülke içinde seyahat etmenizi kolaylaştırıyor.

Ülkenin kendi perestroykası ve Amerikan ticaret ambargosunun kalkmasıyla, gelişmekte büyük bir ivme kazanan Vietnam, modernleşmesine rağmen hala savaşın izlerini taşıyor elbette. Ülkenin bu dünyadan değilmiş gibi görünen ve ejderhaların yer yüzüne indiği yer anlamına gelen eşsiz körfezi Ha Long Bay, muhteşem antik kalıntılarıyla UNESCO mirası kabul edilen My Son, Güneydoğu Asya’nın tartışmasız en etkileyici mağarası Phong Nha-Ke Bang kesinlikle görülmesi gereken yerleri arasında…

İLK DURAĞIMIZ YENİ BAŞKENT, HANOİ

Vietnam Sosyalist Cumhuriyeti’nin 4000 yıllık bir yerleşim geçmişiyle ülkenin kültürel merkezi sayılan şu anki başkenti Hanoi, savaş yıllarında savaş esirlerini barındırmak için kullanılmış. Kızıl Nehir’in kıyılarını da içine alan şehir, gelmiş geçmiş tüm hanedanlık kalıntıları ve 6000’den fazla tapınak ve pagoda adı verilen ibadethaneleriyle ülkenin son bin yıldaki en akılda kalan şehirlerinden biri… Şehrin geneline baktığınızda 15’inci yüzyılda ülkeye giren Çinlilerin, 19’uncu yüzyılda da burayı işgal eden Fransızların izlerini hala görebiliyorsunuz.

Özellikle Fransızlar modern Hanoi kimliğini, kolonyal mimari ile etkilemişler. Bu etkiyi Büyük Sütunlu Opera Binası, Vietnam Devlet Bankası, St. Joseph Katedrali, Başkanlık Sarayı, Hanoi Üniversitesi ve Phan Dinh Phung caddesinde görüyorsunuz. Son yıllardaki gelişmeler ve ekonomik hareketlilik sebebiyle yeni binalar da yapılmış ama eskilerin ihtişamı, zarafeti ve asaleti bu binalarda yok tabii!

V7

Eski ve yeniyi harmanlayarak sunan Vietnam’da, hem geçmişinin artık paslanmış ve gıcırdayan kapılarını aralayabiliyor, hem de inanılmaz lüks ve Retro bir restoranda Hindiçin fantezisi yaşayabiliyorsunuz. Mesela eski Amerikan filmlerindeki sahnelerin çekildikleri yerler neredeyse hiç değişmemiş. Eski Amerikan Büyükelçiliği ise halen Le Duan Bulvarı’nda restore edilmiş haliyle duruyor. 1999’a kadar terk edilmiş duran bu sahipsiz binada, Vietnam Savaşı’nda kullanılan son helikopter sergileniyor. Her ne kadar şehirde eskinin izini sürebilseniz de modernleşmenin etkileri her yere yansımış.

Mesela eskiden alüminyum konserve kutularından yapılmış oyuncak Apaçi helikopterler satılan hediyelik eşya dükkanlarında, şimdi yazılı tişörtler, eski paralar ve pullar satılıyor. Bisikletlerin hakimiyetini motosikletler ele geçirmiş durumda. Otel çalışanları ve gelinler dışında artık kimse ülkenin ulusal giysisi ‘Ao dai’yi giymiyor.

Ama ‘yok ben ülkenin vahşi ormanlarında kaybolmak istiyorum’ diyorsanız, şehrin çok yakınında bulunan, en az 400 yaşındaki neredeyse 250 kiloluk dev kaplumbağalara ev sahipliği yapan Hoan Kiem Gölü, bu arzunuz için birebir… Bu kaplumbağalardan birine denk gelmeniz, hayatta çok şanslı olduğunuzu gösteriyor.

.

SONRAKİ DURAK ESKİ BAŞKENT, SAYGON

Bir zamanlar Güney Vietnam’ın başkenti olan Saygon -şimdiki ismi Ho Chi Minh City- ülkenin en büyük şehri… Mekong Nehri deltasının yakınında, Saygon Irmağı’nın kıyısında yer alan ve ülkenin kalbi sayılan

şehir, adeta Vietnam’ın pirinç kasesi… Buradan çıkan pirinçler ülke ekonomisi için çok değerli çünkü gelirin büyük bir kısmı buradan sağlanıyor. Ülkenin güney kısmında yer alan Mekong Deltası ise, 9 büyük nehirden beslendiği için ‘9 ejderhanın nehri’ olarak da biliniyor.

Yerli yabancı herkes şehrin ismini kısaltarak HCMC olarak kullansa da, şehrin merkezinden bahsederken Saygon demeyi tercih ediyor. Kentin komünizm öncesi dönemden bu yana değişmediğini söyleyenler var ama 1975’de başlayan modernleşme furyası, burayı da etkisi altına almış. Eski bir Fransız sömürgesinden bekleneceği gibi, modern mimariden çok örnek var burada ama şehirdeki antika binalar, müze ve galerilerin daha ilgi çekici olduğunu belirtmem lazım. Şehrin bana göre en güzel yanı hareketliliği ve tükenmeyen enerjisi… Çoğunlukla motosiklet ve mobiletlerden oluşan trafiği, kentin enerjisinin ve hayatının süregelirliğinin büyük bir kanıtı…

KAZA YAPTIRMAMAK İÇİN YÜRÜMEYE DEVAM EDİN!

Saygon’da gerçekten de fark ettiğiniz ilk şey, motosikletler. Vietnam hükümetine göre, 8 milyondan biraz daha fazla nüfusu bulunan Saygon’da kayıtlı motosiklet sayısı tam 7 milyon 450 bin. Bu motosikletler hiç beklemediğiniz anda ve her yönden karşınıza çıkabiliyor. Trafikte ‘korkak tavuk’ ismini verdikleri bir oyunları var; karşı karşıya gelen motosiklet sürücülerinden önce kim frene basarsa, yol vermek zorunda… ‘İki taraf da frene basmazsa ne olur’ diye düşünenler olabilir ama bugüne kadar bu yüzden kayda geçmiş bir kaza yok!

Küçük bir mobiletin üzerinde 3-4 kişi ya da kendi ağırlığının neredeyse 5 kat yük taşıyan bir motosiklet görmeniz son derece normal! Eğer caddeden karşı karşıya geçmek isterseniz, kesinlikle ara vermeden ve durmadan geçmek zorundasınız. Siz yürümeye devam ettikçe sürücüler etrafınızdan dolaşıyor ama durduğunuzda tehlike büyük! Sürücülerin yaya kaldırımlarına hatta yayalara pek itibar etmemelerine rağmen kaza oranı da oldukça düşük.

Her metropolde olduğu gibi burada da çok sayıda bar, restoran, pazar, sokak satıcıları ve sert kahveleri ile ünlü kafeler var. Hızla modernleşmiş kentteki eski ile yeninin karışımı, yüksek binaların arasında göze çarpan küçük Phung Son Tu Pagodası gibi yapılardan kolaylıkla anlaşılıyor.

KOMÜNİST REJİMİN YUMUŞAK SURATI

Saygon’a daha evvel gitmiş olanlar, Saigon-Saigon isimli çok güzel bir teras barı olan Caravelle Oteli hatırlarlar. 1959’da açılan otel, savaş yıllarında NBC, CBS ve ABC gibi çeşitli kanallarından gelen muhabirler, gazeteciler ve fotoğrafçılara ev sahipliği yapmış. TV muhabirleri savaş hakkında bilgi verirken, arka planda şehrin genel görüntüsü için bu terası kullanmışlar.

Yalnız bu kadar modern olmaları sizi yanıltmasın; Vietnam komünist bir ülke, bu yüzden tek parti iktidarı mevcut. Ancak son 30 yılda Vietnam hükümeti çok değişti. Zorlu bir komünist rejimden ziyade, daha yumuşak bir dokusu var hükümetin… Özel müesseselere izin veriyor, yatırımları teşvik ediyor, buna ek olarak Vietnam borsası da bayağı aktif durumda… Dünya Bankası ve ABD Dışişleri Bakanlığı’nın ortak yayınladığı rapora göre, Vietnam dünyadaki en hızlı büyüyen ve son yıllarda yoksullukta büyük bir düşüş gösteren ülkelerden biri…

Ne tuhaftır ki, birbirleriyle yıllarca savaştıktan sonra, Amerika Vietnam’ın en büyük ticaret ortağı oldu ve yabancı yatırımlar hız kazandı. The Washington Post’daki bir makalede son 20 yılda ABD ile Vietnam arasındaki ticaretin yılda 450 milyon dolardan 45 milyar dolara çıktığı belirtiliyor. Kim düşünebilirdi ki Amerika’nın komünist bir ülke ile ticaret ortaklığı yapacağını?!

tunel

GİZLİ YERALTI KENTİ CU CHİ TÜNELLERİ

Savaş zamanında Vietkonglar ülkelerini korumak için 200 km uzunluğunda tüneller kazmış ve toprak altında kilometrelerce uzayıp giden bu tünelleri her tür amaçla kullanmışlar; aslında kelimenin tam anlamıyla bu tünellerin içinde yaşamışlar diyebiliriz. Burada yaşayan Vietnamlılar, ormanda yürürken hiç ses çıkarmadığı için, genelde araba lastiğinden yapılma sandaletler giyiyorlar.

Tünellerin içinde hastaneler, cephaneler, okullar, dershanelikler, karagahlar ve mutfaklar bulunuyor. Daha yeni yeni halka açılan tüneller klostrofobikler için kesinlikle önerilmiyor çünkü neredeyse yarı belinize kadar eğilerek ve omuzlarınız toprağa değerek yürüdüğünüz için girdiğiniz delikten geri dönebilmeniz çok zor. Vietnamlılar gerçekten de ufacık bedenlere sahip olduğundan, onlar için bu tünelleri kullanmak çok daha kolaymış! Tüneller genişletilemese de, giriş çıkışlar yabancı turistler için genişletilmiş. Tünellerin içinde kullanılan bomba ve mayınların sergilendiği bir bölüm de var. Vahşi bir orman içinde yapılan tur boyunca arka fondan gelen silah ve bomba sesleri sizi gerçekten de o döneme götürüyor ve elinizde olmadan ürküyorsunuz.