SAĞLIK

Cüzzamlılara adanmış bir hayat: Türkan Saylan

Pek çok film karesinde gördüğümüz ve sayısız romanda okuduğumuz üzere cüzzamlı hastalardan herkes fersah fersah kaçıyordu. Adeta lanetli ilan edilmişlerdi, insan yerine konulmuyorlardı. Ancak o, insanların yaklaşmaktan korktuğu cüzzamlıları kucakladı, bağrına bastı. “Onlara dokunun” dedi, sonsuz bir şefkat göstererek şifa dağıttı. Hayatını cüzzamlılara adayan, sanki elindeki sihirli derneğiyle şifa dağıtan bir masal perisiydi o. İşte bu kanatsız melek, Türkiye’nin ilk kadın dermatologlarından Prof. Dr. Türkan Saylan’dı. Mahatma Gandi, “Cüzzamla savaşta, sadece tıbbi tedavi ile değil, hayata küsen insanlara yaşama sevincini yeniden kazandırmakla zafere ulaşılır” der. Türkan Saylan da hayata küsen cüzzam hastalarına yaşama sevinci aşılamayı başaranlardandı ve belki de bu nedenle cüzzam konusunda zafere ulaştı.

Google Haberlere Abone ol

Elif Şahin Hamidi - elif.sahin@gmail.com

13 Aralık 1935’te dünyaya gelen Türkan Saylan, 18 Mayıs 2009’da bu dünyaya veda etti. 74 yaşında aramızdan ayrılan Saylan, pek çok hastalık geçirmiş, on üç ay boyunca yüzükoyun yatmak zorunda kalmış, ilk hamileliğinde vereme yakalanmış, ikinci çocuğunun doğumunun ardından yine verem olmuş ve bütün bu acıları atlattıktan sonra kanser olmuştu. Bir yandan bunca acıyla boğuşurken bir yanda da insan için, insanlık için çırpınıp durmuştu. Kanserle mücadelesi ise pek çok insana örnek olmuştu ve hâlâ olmaya devam ediyor. Saylan, şu kısacık ömrü boşa geçirmemiş, anlamlı bir hayat yaşamıştı.

Saylan’ın cüzzamla mücadelesi ise 1976’da 'cildiye uzmanı' olarak başlamıştı. 74 yıllık ömrü boyunca da bu mücadelesi devam etti ve nice başarılara imza atarak cüzzamla savaşını sürdürdü. Cüzzamla Savaş Derneği ve Vakfı’nın kurucusu olarak tarihe geçti. Bu alandaki çalışmaları Türkiye’yle sınırlı kalmadı, yardım elini tüm dünyaya uzattı. Uluslararası Cüzzam Derneği’nin kurulmasına yardım ederek Dünya Sağlık Örgütü’ne hastalık hakkında danışmanlık hizmeti sundu. Yaşadığımız topraklardan cüzzamı kovan Saylan, gösterdiği emsalsiz çabalar sonucu 1986 yılında Gandhi Ödülü’nün sahibi oldu. Ayşe Kulin’in, Saylan’ı anlattığı kitabında dediği gibi “kendini insanlığa adamış, özel biriydi o” ve bu yolda “tek ve tek başına”ydı. Saygın tıp dergisi The Lancet’in Prof. Dr. Türkan Saylan’ın ölümünün ardından yayımladığı ilanda da övgü dolu sözlere yer verilmişti. Türkiye’de neleri değiştirdiğini düşündüğümüzde, Türkan Hoca bu övgüleri fazlasıyla hak ediyor.

CÜZZAM NEDİR, NASIL BİR HASTALIKTIR?

Peki Türkan Saylan’ın mücadele ettiği “cüzzam” denilen bu hastalık tam olarak nedir, nasıl bir hastalıktır? Cüzzam (lepra) mikrobu ilk olarak 1876’da Norveçli bir bilim insanı olan Dr. Gerhard Armauer Hansen tarafından keşfedilmişti. Türkiye’de cüzzamla mücadele, ilk olarak Prof. Dr. Mazhar Osman’ın 1919’da Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde, yaklaşık 40 cüzzam hastası için açtığı özel bölümde başladı. Böylece ülkedeki ilk cüzzam hastanesinin temelleri de atılmıştı. Bugün İstanbul Lepra Deri ve Zührevi Hastalıklar Hastanesi’nde cüzzamlı hastaların yaraları sarılıyor. Türkiye çapında cüzzamın kontrol altına alınması konusundaki en kapsamlı ve en büyük girişim ise, 1976’da Prof. Dr. Türkan Saylan ve arkadaşları tarafından İstanbul’da kurulan “Cüzzamla Savaş Derneği” olarak kabul görüyor. Saylan, henüz tıp fakültesi öğrencisiyken Bakırköy'de gördüğü cüzzam hastalarının perişanlığından ve dışlanmışlıklarından çok etkilenmiş ve mezun olup hekim olunca cüzzam hastalarını iyileştirmeyi, onları topluma katmayı daha o zaman aklına koymuştu.

Türkan Saylan, Kandilli Mezunlar Günü, 1971

PROF. DR. ETHEM UTKU: TÜRKİYE’DEKİ CÜZZAMLILARIN BABASI

Söz konusu cüzzam olunca Prof. Dr. Ethem Utku’yu da anmak kaçınılmazdır. 1961 yılında Dünya Sağlık Örgütü Eksperi Prof. Dr. Gay Prieto’nun dediği gibi, “Doktor Utku, Türkiye’deki cüzzamlıların babasıdır." Türkiye’de cüzzamla kurumsal olarak mücadeleyi ilk başlatan hekimdi Ethem Utku. Cüzzamın bulaşıcı olmadığını ortaya koyan Utku, 1957 yılında “Cüzzam Savaş ve Araştırma Derneği” adıyla, cüzzamla uğraşan ilk derneği Ankara’da kurdu ve başkanlığını yaptı. Yine Ankara’da Lepra Eğitim Araştırma Merkezi binasını inşa ettirdi, cüzzam konusunda modern klinik çalışma ve araştırmaların başlamasına, eğitim faaliyetlerine öncülük etti. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi ile bakanlık arasında bir protokol hazırlayarak 1962’de Lepra Eğitim ve Araştırma Enstitüsü’nü açtı. Cüzzamla mücadele edecek hekimler ve sağlık memurları yetiştirdi. Elazığ, Erzurum, Kars, Van, Ağrı, Hakkari’de büyük çile ve eziyet çeken cüzzamlı hastalara el uzatarak cüzzamla savaştı. Dispanserler açtı, köy köy dolaşarak cüzzam taraması yaptı. Ne acıdır ki Utku, takvimler 24 Temmuz 1964’ü gösterirken cüzzamlı hastalarına deva olmak üzere yola çıktığı sırada, Başkale yakınlarında (Van-Hakkari yolu üzerinde) geçirdiği bir trafik kazasında hayata veda etti. Ve henüz 47 yaşındaydı.

GERİ DÖNÜLEMEZ SAKATLIKLARA NEDEN OLABİLİR

İnsanlık tarihi kadar eski olan cüzzam, hastalıklar içinde en az ve en yanlış bilineni. Cüzzam birincil olarak sinirleri, ikincil olarak da deriyi, karaciğer, dalak ve lenf sistemini, gözü, testisleri ve diğer organları tutan, kronik mikrobakteriyel bir enfeksiyon hastalığı. Cüzzamlıların yüzde 60’ında hastalık, çocuklukta ve erken gençlikte ortaya çıkar. İki-yedi yıl gibi uzun kuluçka dönemi vardır. İlk belirtilerin dikkatten kaçması nedeniyle tanı, genellikle erişkin yaşta konur. Bu da ne yazık ki bazen geri dönülmez sakatlıklara neden olabilir. Cüzzamın plasenta yoluyla bulaşması söz konusu değil. Cüzzamlı anne, sağlam çocuk doğurur: eğer anne tedavi almamış ve bol basilli cüzzam hastasıysa, çocuğunu hasta etme olasılığı fazladır. Cüzzam, solunum yoluyla bulaşan bir hastalıktır; ancak solunum yoluyla alınan bakteri, bağışıklık sistemi tarafından yok ediliyor. Yani hastalık çok kolay bulaşmıyor. Bağışıklık sistemi sağlam kişilerde hasta olan eş dahi olsa, bulaşma olmayabiliyor.

ERKEN TANI VE TEDAVİYLE TAM İYİLEŞME

Cüzzam tedavisinde erken tanı ve yeterli tedavi kısa sürede tam iyileşmeyi sağladığı halde tanı ve tedavinin birkaç yıl gecikmesi, onarılmayacak düzeyde deformasyonlara neden olabilir. Oluşan el, ayak ve göz sakatlıkları, hastanın görünümünün bozuk olması nedeniyle toplum tarafından yadırganmasına, insanların ondan uzaklaşmasına neden olur. Hem hasta hem de yoksul cüzzamlıların, kendi kaderine bırakıldığında yaşamlarının ne kadar zor olacağını tahmin etmek hiç de güç değil. Bu bağlamda İstanbul Lepra Deri ve Zührevi Hastalıklar Hastanesi’nde kuruluşundan itibaren verilen hizmetler oldukça önemli. Çünkü evde bakımı zorlaşan cüzzam hastaları, ne yazık ki kimi zaman hastane kapısına bırakılarak terk edilebiliyordu ve bu hastaların tüm ihtiyaçları Lepra Hastanesi ya da Cüzzamla Savaş Derneği katkılarıyla karşılanıyordu. Eğer hastanın yatışı gerekmiyorsa, Cüzzamla Savaş Derneği tarafından yol parası ve harçlık verilerek hastanın eve dönüşü sağlanıyordu. Ayrıca hastanın eğitim alan çocuğuna burs bağlanıyordu. Böylece burs sayesinde eğitim görerek meslek sahibi olan çocuklar, toplumun aileye bakış açısını değiştirebiliyorlardı. Cüzzamla Savaş Derneği yönetimi halen cüzzamlı hastaların çocuklarına ve lepradan etkilenmiş ailelerin çocuklarına burs vermeyi sürdürüyor. Tedavi görüp memleketine dönen cüzzamlı hastalar ile iletişim içinde olan dernek, onlara her türlü sosyal desteği vermeye çalışıyor.

İstanbul Lepra Deri ve Zührevi Hastalıklar Hastanesi’nin Sağlık Bakım Hizmetleri Sorumlusu Fatma Aydın, cüzzamlı hastalara bugün hastanede sunulan hizmetlerle ilgili şunları söylüyor: “Lepra hastaları hastanemize ulaştıklarında yatış endikasyonu koyulanların Lepra Servisi’ne yatırılması, basil muayeneleri, kas-duyu muayeneleri, yara bakımları ve tıbbi tedavileri yapılmaktadır. Hem yaşlı hem de sakat olan hastanın evde bakımı zorlaşmakta, özellikle kış aylarında yalnız yaşayan hastaların sosyal endikasyonları sebebiyle de yatış süreleri uzamaktadır. Yatış süresince hastanemizin dal hastanesi olması ve sadece dermatoloji uzmanlarının bulunması sebebiyle hastaların tüm konsültasyon (göz, diş, dahiliye, ortopedi, nöroloji, fizik tedavi gibi) ihtiyaçları Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından karşılanmaktadır.”

TÜRKİYE’DE 570 CÜZZAMLI HASTA VAR

Dünyadaki cüzzamlı sayısı tam bilinmemekle birlikte bir milyon hasta olduğu varsayılıyor. Dünya Sağlık Örgütü, hastaların medikal tedavilerini tamamladıktan sonra beş yıl kontrolde tutulan hastaların kayıtlardan düşülmesini önerdiği için bu sayının 300 bine kadar indiği düşünülüyor. Türkiye’deki cüzzamlı sayısının, uzun yıllar önce (1978) 4 bin olduğu varsayılıyordu. 1984 yılında Prof. Dr. Türkan Saylan’ın başlattığı, Dr. Mustafa Sütlaş’ın başkanlığını üstlendiği, Türkiye’nin tüm illerini kapsayan “alan çalışması” ile cüzzam çalışanları, tıp öğrencileri ve ilgili uzmanların katılımıyla oluşturulan ekiplerin çabalarıyla tüm hastalara (2 bin 866 kişi) ulaşıldı. Böylece yeni tanılar saptandı, ölenler ve yanlış tanılar kayıttan düşüldü ve gerçek rakamlara ulaşıldı. Sağlık Bakanlığı’nın 2018 yılı verilerine göre bugün Türkiye’de kayıtlı cüzzamlı hasta sayısı 570.

Türkan Saylan, Doçentlik, 1972

MESAİ ARKADAŞLARI, TÜRKAN SAYLAN’I ANLATIYOR

Her yıl ocak ayının son haftası (25-31 Ocak) Cüzzam Haftası olarak kutlanıyor. Biz de bu hafta vesilesiyle, hayatını cüzzamlı hastalara adayan, bu yolda büyük çabalar harcayan Prof. Dr. Türkan Saylan’ı anmak istedik. Prof. Dr. Saylan’la birlikte çalışmış, cüzzamla mücadelesinde kendisine omuz vermiş mesai arkadaşları, en yakınındaki isimler Türkan Saylan’ı anlatıyor…

Uzm. Dr. Ümmühan Kaya-Lepra Hastanesi Başhekimi, Cüzzamla Savaş Derneği Üyesi: Lepra Hastanesi’nde çalışmaya başladığım 2011 yılından önce, Türkan Saylan’ı sadece bir lepra seminerinde dinlemiştim. Lepra hastalığı ile tek ilişkim, lepra tanısını ayırt etmek zorunda olduğum hastaları Bakırköy'deki Lepra Hastanesi’ne ve Dr. Mutafa Sütlaş’a yönlendirmekten ibaretti. Ancak orada çalışamaya başladığım daha ilk günlerde hastalık, Türkan Hoca ve oradaki emek, benim mesleğimle ilgili bütün bakış açımı değiştirdi, olgunlaştırdı. Tıp fakültesinden mezun olduğunuzda mesleğinize duyduğunuz inancınız ve azminiz, bazen çalışma koşulları ve değiştiremediğiniz bazı gerçekler yüzünden azalır, değişime uğrar. Ben, orada Türkan Hoca'nın tedavi ve rehabilite ettiği lepra hastalarında, bütüncül bakış açısıyla sağlık sistemine bakmanın nasıl işe yaradığını, hastalarla sevgi ve anlayışa dayalı bir şekilde iletişime geçildiğinde, bütün “olmazlar”ın nasıl olduğunu/değiştiğini gördüm. Hastalardan dinlediğim klinik öykülerinde bazen şaşkınlığımı gizleyemedim bile. Prof. Dr. Türkan Saylan, Dr. Mustafa Sütlaş ve orada emek vermiş herkese ve bu emeği anlatanlara sonsuz teşekkürlerimi sunmak isterim.

Uzm. Dr. Vahdet Koşucu-Lepra Hastanesi, Eski Başhekimi: Prof. Dr. Türkan Saylan Hocamı saygıyla anıyorum. Türkan Hoca, beynini kontrol eden ve her şeye olumlu bakan nadir kişilerdendir. Hayatı boyunca her şeyi bilim için yapmış, insanların daha rahat yaşaması ve Türkiye Cumhuriyeti’nin gelişmiş, modern ülkelerin arasına girmesi için mücadele etmiştir.

Uzm. Hem. Hatice Erdoğan-Lepra Hastanesi, Eski Başhemşiresi: Türkan Hoca ile 1979’da Florence Nightingale Hastanesi Hemşirelik Yüksek Okulu’nda öğrenciyken tanışmıştım. Kendisi lepra dersini anlatmış, yanında getirdiği lepralı olup iyileşmiş, güzel saz çalan bir hastayla dersini tamamlamıştı. Sıradışı bir kişi olduğunu o an öğrenmiştim. Amacı bilginin yanı sıra, korkulan bir hastalık olan lepranın zihinlerde hoş bir şekilde iz bırakması olsa gerekti. Ve oldu da… 1980’de mezun olduktan sonra hiçbir kaygı duymadan Lepra Hastanesi’nde çalışmayı istedim. Onunla birlikteliğimiz 29 yıl gibi, insan ömründe uzun sayılabilecek bir zaman dilimini kapsıyor. Türkan Hoca, sınırları aşan bir çalışma temposuna sahipti. Hastalık, moral bozukluğu, ailevi sorunlar çalışma yaşamını aksatacak bahaneler değildi. Mücadeleci yapısını ve sorunlara çözümcül yaklaşımını her zaman ilke edinmişimdir. Kendisini sevgi ve saygıyla anıyorum.

İsmet Yılmaz-Lepra Hastanesi, Emekli Memur: 17 Aralık 1996’da Lepra Hastanesi’ne memur olarak tayin edildim. İlk olarak Başhekim Prof. Dr. Türkan Saylan ile tanıştım. Söylediği ilk cümle “Biz bir aileyiz ve hep birlikte çalışacağız” olmuştu. Türkan Hoca ile hastaneden emekli oluncaya kadar hep beraber çalıştık, onu anlamaya ve tanımaya fırsatım oldu. Türkan Hoca, hiçbir karşılık beklemeden inadına eğitim, inadına sağlıklı bir toplum yaratmanın mücadelesini veren onurlu, dürüst ve yeri asla ve asla doldurulamayacak bir bilim insanıdır. Işıklar içinde yatsın.

Türkan Saylan, Lepra Taraması, Van, 1983

Yüksek Hemşire Dilek Çakır-Lepra Hastanesi, Eski Sosyal Hizmet Birim Sorumlusu: Hocam Türkan Saylan ile 1995’te tanışmıştım. Lepra Hastanesi gibi adının bile insanları korkuttuğu bir kuruma tayin olmuştum, beni neler bekliyor merak içindeydim. Gidip tanışıp konuştuğum anda tüm kaygılarım sona ermişti. Odasının kapısı herkese ardına kadar açık, profesör olan bir yöneticinin resmiyetine takılacak sekreterleri yok; önünü düğmeleyen, “Günaydın hocam” deyip içeri giriyor, derdini anlatıp çıkıyordu. Türkan Hoca o kadar ilgili, güler yüzlüydü ki çok etkilenmiştim. Lepraya gönüllü olarak gelip işe başladığımda, Sosyal Hizmetler gibi bir birimde görev alıp, yıllarca hastalarımın derdini dinleyip, çözüm üretmeyi, sorun çözmeyi öğrendim. Işıklar içinde yat, rahat uyu sevgili hocamız!

Fadime Özbek-Lepra Hastanesi, Eski Başhemşire Muavini: 35 yıllık meslek hayatımın 25 yılında Türkan Hocam ile birlikte çalıştım. Bu zaman dilimine baktığımda her yıl, bir önceki yıla oranla daha geliştiğimi, hayata daha farklı baktığımı gördüm. Fark ettikçe çalışma azmim arttı. Bana kattıkları o kadar çok ki bunu ifade etmek güç gerçekten. Kız çocuklarını okutma azmi ve lepralılara olan davranışları, onları hayata bağlaması, herkesin dışladığı cüzzamlı hastayı kendinden sayması, bağrına basması en çok etkilendiğim davranış biçimiydi. Türkan Hoca, hastaların tıbbi gereksinimleri dışında çeşitli sosyal ihtiyaçlarının da olabileceğini, onlara bu tutumla yaklaşmayı, çözüm üretmeyi öğretti. Tanıdığım en mükemmel insandır Türkan Hoca.

.

Prof. Dr. Ayşe Yüksel- Cüzzamla Savaş Derneği Başkanı, ÇYDD Genel Başkanı: Meslek yaşantımın 20 yılını, Türkan Hocam ile birlikte İstanbul Lepra Hastanesi’nde geçirdim. Bu benim için büyük bir şanstı, onunla olmak her gün yeni bir şey öğrenmekti. Hastalarına böyle yaklaşan bir hekime rastlamamıştım. Türkan Hoca'dan öğrendiğimiz insana yakışır davranışlar bize de çok şey kazandırdı; bizler de hastaların gözlerindeki bu mutluluğu yakalayabildik. Lepra konusunu öğrenmek için çalışma arkadaşlarınızı yurtdışındaki eğitim kurumlarına göndermeniz, uzak diyarlarda her birimize bıkmadan usanmadan yazdığınız mektuplarla destek olmanız… Tüm bunlar her birimizi daha güçlü, daha bilgili kılmış, artık çok şeyi başarabilir olmuştuk. Yıllar boyu süren bu çalışmalar bize çok ama çok şey kazandırdı. Işıklar içinde uyuyun bizim sevgili Türkan Hocamız...

Dr. Mustafa Sütlaş-Emekli Hekim: Türkan Saylan’ın yapmaya soyunup da başaramadığı bir şey neredeyse yok gibi. O, pek çok konuda deneyim yaratmış bir insandı.  Türkiye’deki Cüzzam Kontrol Çalışması, en önemli örneklerdendir ve başarıyla sonuçlanmış, oluşan deneyimden başka alanlarda da yararlanılmıştır. Sorunu bütünüyle görmek, çözümlenebilecek en kolay noktasından başlamak, bunun için gereksinilen insan gücünü bulmak ve onlara kendi düşünce, inanç, duygu ve heyecanlarını benimsetebilmek ve birlikte tek bir “büyük” güç olarak, tüm öteki işlerden daha öncelikli ve sonuna kadar gidecek şekilde işe sarılmak, zorluklardan yılmamak, tek başına kaldığında bile kaldığı yerden sürdürme cesaret ve özgüvenine sahip olmak... Maddi kaynakları en kolay bulunabilecek unsurlar arasında sayabilmek ve tüm toplumu sürece “dahil”, hatta sıklıkla “ortak” ederek, başarı kadar başarısızlıkları da gösterecek kadar açık ve şeffaf olabilmek... Sanırım hangi uğraş olursa olsun, olması gereken en önemli unsurlar bunlardı ve o hem bunlara hem de bunları sonuna kadar paylaşabilme tutumuna sahipti.

Prof. Dr. Filiz Meriçli- Cüzzamla Savaş Derneği Yönetim Kurulu Üyesi, ÇYDD Onur Kurulu Üyesi, TÇYDV Denetleme Kurulu Üyesi: Cumhuriyetimizin yetiştirdiği çok özel ve güzel insanlardan Prof. Dr. Türkan Saylan, iyi hekimlik uygulamalarının yanı sıra ülkemizin eğitim sorunlarının çözümü için yaşamı boyunca emek vermiş, iyi bir yurttaş ve iyi bir lider örneği de olmuştur. Gençlerin ve birlikte çalıştığı yol arkadaşlarının önünü açar, onları başarı için yüreklendirirdi. Yeni çıkan kitapları okumaya, yeni sinema ve tiyatro eserlerini mutlaka izlemeye, konserlere gitmeye zaman ayırırdı. Önce sorunu saptar, sonra sorunun çözümü için hayaller kurar, sonra da hayalleri gerçekleştirmek için projeler geliştirirdik birlikte. Dile getirdiği son hayali: 100 bin kız çocuğa burs vererek eğitimlerine destek olmaktı. Çağdaş yaşamdaki yol arkadaşları olarak onun hayalini vasiyeti olarak değerlendiriyoruz ve “Okumak istiyorum” diyen tüm kızlarımızın sesini duyurmak, burs sağlamak için yeni projeler ve kampanyalar geliştiriyoruz. Ben onu tanımaktan, ömrünün son 20 yılında yanında olmaktan ve onun “projeci Filiz kardeşi” olmaktan onur duyuyorum. Yıllar geçtikçe onu çok daha iyi anlıyor ve özlüyoruz. Işıklar içinde uyusun. Yıllar geçtikçe onu çok daha iyi anlıyor ve özlüyoruz. Bize emaneti olan tedavi görmüş lepra hastalarımıza ve onların lepradan etkilenmiş yakınlarına Cüzzamla Savaş Derneği olarak destek olmaya çalışıyoruz. Cüzzamla Savaş Derneği olarak Türkan Saylan’ın özverili çalışkan bir hekim ve ülkesini, insanları seven iyi bir yurttaş olarak 74 yıllık yaşamına sığdırdığı çalışmalarını Cüzzamla Savaş Türkan Saylan Anı Evi’ni kurarak gelecek nesillere aktarmak istedik. 27 Nisan 2019’da açılışını yaptığımız anı evimizi ziyaret için cüzzamlasavas@gmail.com adresine yazabilirsiniz. Işıklar içinde uyusun.

Uluslararası Gandhi Ödülü, 1986

Prof. Dr. Mehmet Zaman Saçlıoğlu-Emekli Öğretim Üyesi: Düşünün lütfen: yıllardan 1981. Çapa Tıp Fakültesi Dermatoloji Kürsüsü’nün başkanı ve Lepra Merkezi’nin müdürüsünüz. Uğraşıp didinip kurduğunuz Lepra Hastanesi’nin başhekimliğini de sürdürüyorsunuz. 12 Eylül, üniversiteyi silindir gibi ezmiş, öğretim üyeleri hiçbir güvenceye sahip değil. Her an işinize gerekçesiz bir mektupla son verilebilir. Muayenehane açayım da geleceğimi garanti altına alayım demiyor, bir profesörlük maaşıyla üç idari görevin, sayısız hastanın üstesinden gelmeye çalışıyorsunuz. Eşinizden ayrılmışsınız, iki oğlunuzun sorumluluğu üstünüzde. Öte yandan toplumda neler olup bittiğini izliyor ve kendiniz gibi aydın, demokrat öğretim üyeleriyle üniversite için, Türkiye için neler yapılabileceğini konuşuyorsunuz. Öğleye kadar hasta baktınız, ikinci işinize, Lepra Hastanesi’ne gideceksiniz... Türkan Hoca’yı tanıdığım o günlerde Güzel Sanatlar’da asistanlığa başlamıştım. 1980’e kadar İstanbul’un birçok caddesinde dilenen cüzzamlılara rastlardık. 1981’den sonra, hızla azaldılar. Hayır, devlet ya da belediye tarafından toplanıp bir yere gönderilmediler. Bu yapılsaydı da şaşmazdık, onlardan korkulur, iğrenilirdi. Toplum dışına itilmişlerdi. Türkan Saylan tarafından kurulan hastanede iyileştirilmeye başlandılar. Yalnızca iyileştirme mi? Türkan Saylan o hastanede atölyeler kurdu, hastaları topluma kazandırmak için, yararlı olacaklarına onları ve toplumu inandırmak için neler yapmadı ki… Ve arkasında on binlerin yürüdüğü bir kortejle 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı günü uğurlandı; birlikte yaptığımız “Güneş Umuttan Şimdi Doğar” kitabının adının esin kaynağı ve bu bayramın marşı olan Gençlik Marşı’yla: Güneş ufuktan şimdi doğar, yürüyelim arkadaşlar. O, Türkiye’nin en ışıklı yüzlerindendi. Hâlâ yüreğimizi aydınlatıyor, hâlâ yürüyor.

THE LANCET

Türkan Saylan’ın ardından

Dermatolog, Türkiye Cüzzamla Savaş Derneği kurucusu ve kadın hakları savunucusu. 13 Aralık 1935’te İstanbul’da doğmuş ve 18 Mayıs 2009’da 74 yaşındayken yine İstanbul’da karaciğer kanserinden hayatını kaybetmiştir. Tanıyan herkes onu övgüyle anıyor. Atatürk mirasını korumayı amaçlayan bir sivil toplum kuruluşu olan Amerika Atatürk Derneği başkan yardımcısı Filiz Odabaş Geldiay’a göre, “Doktor Türkan Saylan farklı çalışmaları tek bir hayata sığdırmayı başaran en faal, en enerjik, en pozitif ve de en mütevazı insanlardan biriydi."

Türkan Saylan, 2001 yılında kurum tarafından eğitim ve modernleşme alanında Atatürk Ödülü’ne layık görüldü. Ödül almaktan hoşlanmayacak kadar alçak gönüllü olan Saylan, ölümünden birkaç yıl önce Amerika Atatürk Toplumu’nun bir yayını olan Atatürk’ün Sesi (Voice of Ataturk) adlı dergiye şu açıklamaları yapmıştır: “Sizin gibi on kişi daha olsa Türkiye şimdi çok gelişmiş bir ülke olurdu diyerek beni öven insanlardan hoşlanmıyorum. Böyle diyenlere şu cevabı veriyorum: Siz neden bu kişilerden biri değilsiniz? Beni öveceğinize görmek istediğiniz kişi gibi davranın.”

* Saygın tıp dergisi The Lancet’te, Kristin Solberg tarafından yazılan “Ölüm İlanı: Türkan Saylan” başlıklı yazıdan alınmıştır.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR