Ruth Bader Ginsburg neden farklı bir hukukçuydu?

ABD'de efsanevi yargıç Ruth Bader Ginsburg'ün ölümü, Yüksek Mahkeme'deki demokrat-muhafazakâr dengesini değiştirecek ve sivil haklar açısından önemli kazanımların kaybedilmesine yol açacak bir gelişme olarak görülüyor. Peki 'RBG' neden farklı bir hukukçuydu? Bush-Gore davasında Bush lehine şerh düşmesine bile yol açan adalet anlayışı hangi temellere dayanıyordu?

Google Haberlere Abone ol

Balkan Talu
balkantalu@gmail.com

“Biz kendi cinsimiz için iltimas istemiyoruz, erkeklerden istediğimiz tek şey ayaklarını boğazımızdan çekmeleri”.

DUVAR - Bu cümle aslında köleliğe karşı mücadelede aktif rol oynamış olan feminist yazar Sarah Grimke’ye ait. Alıntıyı yapan ise önceki hafta hayatını kaybeden ABD Yüksek Mahkeme Yargıcı Ruth Bader Ginsburg.

Ruth Bader Ginsburg, nam-ı diğer RBG, bu alıntıyı 1973 yılında Hava Kuvvetleri’nde teğmen olan Sharon Frontiero’nun davasını, ki ona da geleceğiz, Yüksek Mahkeme’ye götürdüğünde yaptı. Ne diyordu yıllar sonra bize polisin dizini boğazına dayadığı George Floyd? “Nefes Alamıyorum”.

'ERKEKLERE AİT' SANDALYE

Ginsburg’ün ayağını boğazlarına dayayan erkeklerden şikayet etmesi tesadüf değildi elbette. Kendisi Cornell’den Harvard’a geçtiğinde, 500 küsur öğrenci arasında sadece dokuz kadın kabul edilmişti. Harvard, ancak 200’üncü yılında Ruth’un torunu Sara’nın öğrenci olduğu dönemde yarısı kadın olan bir sınıf oluşturabilmişti. Harvard Ginsburg’i kabul etmişti ama dergi odasına kadınların girmesi yasaktı. Birinci sınıf öğrencisi kadınlara verilen yemek davetinde dekan onu, “Erkeklere ait olan sandalyeye oturmaya nasıl cüret edersin” diye azarlamıştı.

Columbia Üniversitesi'nden sınıf birincisi olarak mezun olmasına ve Harvard’da 500 küsur öğrenci arasında ilk 25’te yer alarak üniversitesinin saygın hukuk dergisi Harvard Law Review’a girmeye hak kazanmasına rağmen, koskoca New York’ta hiçbir hukuk bürosu ona iş vermiyordu. Yakın dostlarından biri ünlü bürolardan birine, “Harvard Law Review’a girmiş bir kadın arkadaşımız var” dediğinde, büronun kıdemli ortağı ona “Genç adam, biz burada kadınlara iş vermeyiz” demişti.

'BEYNİMİN OLMASINA DEĞER VEREN TEK ADAM'

Annesini lise mezuniyet töreninden bir gün önce, henüz 17 yaşındayken kaybetmiş olan Ginsburg, hem okulda hem de iş hayatında var olabilmek için kendisinin de maruz kaldığı cinsiyet ayrımcılığıyla mücade etmek zorunda kalmıştı. Bu süreçte en büyük dayanağı henüz 18 yaşındayken tanıştığı kocası Martin Ginsburg’du. Kendisinin ve dostlarının seslendiği adıyla Marty için daha sonra şunları söyleyecekti: “Marty bir beynimin olmasına değer veren tek adamdı. 1950’li yıllarda erkekler bunu önemsemezdi.”

Marty ve Ruth birbirlerine 50 yıl boyunca can yoldaşı oldu. Bu sayede annesinin öğüdünü de uygulayabilecekti: "Hanımefendi ol, bağıran ve kavga eden biri olma ve bağımsız ol, bir gün beyaz atlı prensini bulsan bile kendi ayaklarının üstünde durabil.”

Ruth Harvard’a gittiğinde ilk çocuğu Jane henüz 14 aylıktı, Marty ise testis kanseri olmuştu. Üstelik o zamanlar kemoterapi de yoktu. Bu yüzden Ginsburg hem kızlarına bakıyor, hem derslerine giriyor, hem de arkadaşlarından Marty için aldığı ders notlarını daktiloda temize çekiyordu. Marty de Ruth’un kariyerinde her aşamasında yanındaydı. Ona göre bir kadın evde de olsa, işte de olsa yaptığı işin değer ve önemi aynıydı.

EN GÖZDE TOPLUMSAL CİNSİYET HAKLARI AVUKATLARINDAN BİRİ

Ruth Bader Ginsburg önce Rutgers ve Columbia Üniversitesi’nde Medeni Usül Hukuku dersleri vermeye başladı. Bu dönemde, 68 hareketinin de etkisiyle, öğrencileri Ginsburg’den Kadın ve Hukuk gibi dersler de vermesini talep ediyordu. Ginsburg ise Amerika Sivil Özgürlükler Birliği’nde (ACLU) çalışmaya başlayarak, 1970’li yılların en gözde toplumsal cinsiyet hakları avukatlarından biri haline geldi. ACLU’da Kadın Hakları Projesi programının kuruculuğunu yapan Ginsburg, yüksek yargının toplumsal cinsiyet krizi konusunda farkındalık sahibi olmasını sağlayacaktı. Zira bu dönemdeki kariyeri boyunca aldığı davalar ortaya koyacaktı ki, Yüksek Mahkeme kadınlara ayrımcılık uygulanmadığını varsayıyordu.

Kadınlara ayrımcılık uygulandığını ortaya koyan ilk davalardan biri Frontiero-Richardson Davası olmuştu. ABD Hava Kuvvetleri’nde teğmen olan Sharon Richardson, çalıştığı kurumda personele konut ödeneği avansı dağıtıldığını farketmişti. Kendisine böyle bir avans verilmiyordu. Önce bir yanlışlık olduğunu düşündü, muhasebeye başvurdu. Hayır, yanlışlık yoktu, yasa böyleydi. Kadınların bu tür olanaklardan yararlanması yasaktı. Sharon Frontiero dava açtığı Savunma Bakanlığı’nın tavrını şöyle özetliyordu: “Ülkene hizmet etmene izin verdik ya daha ne istiyorsun?

YARGIÇLARI ŞAŞIRTAN DİLEKÇE

Frontiero’nun savunmasını alan Ginsburg ise çok daha sertti. Dava dilekçesinde şunları söylüyordu: "Kadınlar, ikinci sınıf vatandaş olarak yaftalanarak (branded inferior) ikincil, ehemmiyetsiz (subordinate), insan kaynağı israfı olarak görülmektedir. Bu durum kadının yerinin ev olduğunu kabul eden sinsi ve yaygın kanaate dayanmaktadır."

Dilekçede 'inferior', 'subordinate' gibi terimleri gören yargıçlar şoka uğramıştı. Hakimler o güne kadar kadınlara bir ayrımcılık uygulanmadığı vehmindeydiler ama uygulanıyordu. Şimdi de kadınları ikinci sınıf vatandaş olarak görmediklerini göstermek zorundaydılar. Ginsburg’in meydan okuması yerini bulmuştu, Frontiero davayı kazanmıştı.

YÜKSEK MAHKEMEDE KAYBETTİĞİ TEK DAVA YENİ YASA GETİRDİ

2007 yılında Ginsburg benzer bir davaya daha bakacaktı. GoodYear lastik şirketinin Alabama yerleşkesinde çalışan Lily Ledbetter, işe ilk girdiği yıllarda erkeklerle aynı parayı alırken ilerleyen yıllarda emekliliği yaklaşınca erkeklerden yüzde 40 daha az maaş aldığını fark etmişti. Bu dava Ginsburg’in Yüksek Mahkeme karşısında kaybettiği tek dava (altıya karşı bir oyla) olma özelliğini taşıyor. Ledbetter aleyhine karar veren hakimler, kadının haklı olduğunu ama başvuru için geç kaldığını savunmuştu. Ginsburg ise itirazında bir çalışanın kendine uygulanan ayrımcılığın farkına varamayabileceğini savunmıuştu. Ginsburg davayı kaybetti ama 2009 yılında başkan Obama Ledbetter Adil Ücret Yasası’nı onayladı.

EŞİ ÖLEN BABANIN DOĞUM AYLIĞI DAVASINI DA KAZANDI 

Ruth Bader Ginsburg, bir kadın hakları savunucusu olarak yükseldi ama toplumsal cinsiyet yasalarının yarattığı adaletsizliği gözler önüne sermek için bir erkeğin davasını almaktan da imtina etmeyecekti. 1975 yılında, Weinberger-Wiesenfeld davasıyla gözler gene Ginsburg’e dönecekti. Stephen Wiesenfeld, eşi doğum sonrası komplikasyonlar sonucu ölünce, ölüm aylığı için başvurmuştu. Kendisine gelen red cevabında bu aylığın sadece annelere bağlandığı söyleniyordu. Wiesenfeld’in yaşadğı haksızlığı yerel bir gazeteye yazdığı mektup sayesinde öğrenen Ginsburg, davayı almaya talip oldu ve kazandı.

Annesinin öğüdüne kulak verip bağımsız ve özgün bir kişilik olmayı başaran Ruth Bader Ginsburg’e ABD’li kadınlar çok şey borçlu. Ginsburg, 1970’li yıllarda aldığı davalarda hem istihdamda eşitliği hem de eşit işe eşit ücret talebini gündemde tuttu. Sharon Frontiero, Lily Ledbetter gibi isimlerin mağduriyetleri bu şekilde duyurulabildi ve hukuki düzenlemeler bu sayede yapılabildi. Ginsburg’ün sayesinde 1996’dan itibaren kadınlar da askeri akademilere girebildi. Bir konuşmasında dediği gibi, toplumsal cinsiyet konusundaki yasaların kadınları gözetmediğinin, onları bir kafese kapattığının her daim farkındaydı. Ama o savaştı ve sonuç aldı. O yasaların kadınları gerçekten gözetmesini sağladı.

1981 yılında başkanlık görevini yapan Jimmy Carter, "Burada herkes bana benziyor" diyerek Ruth Bader Ginsburg’ü Columbia bölgesindeki Temyiz Mahkemesi’ne yargıç olarak atadı. (Carter aynı zamanda ilk Afrikalı Amerikalı yargıcı da atayan başkandı.) 1993 yılında ise Bill Clinton, Ginsburg’ü Yüksek Mahkeme’ye yargıç olarak atadı. Ginsburg Yüksek Mahkeme’ye atandığında kurumun 107’inci üyesi, aynı zamanda iki kadın üyesinden biri olmuştu. Bu nedenle 1994 yılında yaptığı atanma konuşmasında şöyle diyecekti: “Üç yada daha fazla kadını Yüksek Mahkeme’de görmek isterim ama hepsi tek tornadan çıkmış olmamalı. Birbirinden farklı özelliklere sahip olmalılar.”

YARGI KARARLARINA DÜŞTÜĞÜ ŞERHLER GÜNDEM OLDU

Ruth Bader Ginsburg her zaman farklı bir hukukçu oldu. 1970’lerde aldığı davalar kadınların ABD toplumu içinde daha saygın ve üst seviyede bir statü kazanmasını sağladı. 1990’larda başladığı Yüksek Mahkeme kariyerinde ise daha çok yargı kararlarına düştüğü şerh notlarıyla gündem oldu. Burada da özellikle iki davada görüşü çok dikkat çekiciydi.

Bir tanesi, Shelby County Holder davasıydı. Davada ırkçılığa karşı mücadele için çıkarılan Oy Hakları Yasası’nda 4’üncü maddenin iptali kararı alınmıştı. Burada iki büyük sorun vardı. İlki, yasanın 1960’lardaki Sivil Haklar Hareketi’nin en büyük kazanımlarından biri olmasıydı. 'Nasıl yani' diye soranlara 'Martin Luther King’in uğruna canını verdiği yasa' diyelim, geçelim. 4’üncü maddenin özelliğiyse, oy kullanmayla ilgili düzenleme yapmak isteyen eyaletin Adalet Bakanlığı’ndan izin almayı zorunlu kılmasıydı. Böylece sabah erken kalkan bir ırkçı vali Afrikalı Amerikalıların oy kullanmasını engelleyecek bir yasa çıkaramayacaktı. Yüksek Mahkeme bu yasayı iptal ederken gerekçe olarak artık 60’lardaki ırkçı uygulamaların olmamasını gösteriyordu.

'YAĞMURLU HAVADA ŞEMSİYEYİ ATMAK'

Ginsburg’in şerhinde ise kaleminden kan damlıyordu: “Bu fırtınalı ve sağanak yağmurlu bir havada ben ıslanmıyorum deyip şemsiyeyi bir kenara atmaya benzer."

'SEÇİMLERİ GAYRIMEŞRU DURUMA DÜŞÜRMEYE KİMSENİN HAKKI YOK'

Diğer bir önemli davaysa, Bush-Gore davasıydı. Bilenler bilir, o dönem başkanlık seçimini alan George W. Bush’un Florida'yı gerçekten kazanıp kazanmadığı büyük tartışmalara sebep olmuştu. Ginsburg ise oyların tekrar sayılmasına karşı çıkıyordu. Onu Yüksek Mahkeme’ye aday gösterenin Clinton olması önemli değildi; Ginsburg hem Demokratlara hem Cumhuriyetçilere eleştirel bir tutum alarak şöyle diyordu: "İki tarafın da, halkın iradesinin yansıması olan seçimleri gayrımeşru bir duruma düşürme hakkı yoktur.”

80 YAŞINDAN SONRA 'POP İKONU' OLDU

1990’lı yılların sonundan itibaren Ruth Bader Ginsburg artık şerhleriyle ve istifa etmeyi reddetmesiyle tanınan bir yargıçtı. Artık 'Notorious B.I.G isimli' rapçi sağolsun , kendisi de Notorious (eli maşalı diyebiliriz) olarak anılıyordu. 80 yaşından sonra bir pop ikonu olmuştu. 2018’de de hayatıyla ilgili Eşitlik Savaşçısı (On the Basis Of Sex) filmi yapılmıştı.

RBG, şaibeli bir kriminal geçmişe ve kadınlar hakkında cinsiyetçi şarkı sözlerine sahip olan Notorious B.I.G ile anılmayı çok da dert etmemişti. Yıllar sonra bir pop ikonU olarak anılmayı da, hakkında Saturday Night Live’da skeçler yapılmasını da eğlenceli bulmuştu. Belki de bunu, 'kelam edebilmek için görünür olmak gerektiğini' fark ettiği için de yapıyordu. Bu şansını, kadınları hukuk ve toplumsal cinsiyet konulu söyleşilerde aydınlatmakla kullandı.

İstifa etmemişti çünkü zaten Yüksek Mahkeme’de ağırlık muhafazakarlardan yana kaymaya başlamıştı. Mahkemedeki diğer kadın yargıç Sandra Day O’ Connor da emekli olmuştu. Bir sahtekar olarak gördüğü Trump iş başındayken, bir yargıç olarak bu cümleyi kurması uygun olmadığı için özür dilediyse de, 'meydanı tamamen onlara birakmaya gönlü razı olmadı'.

RBG’nin ölümünün ardından Trump, seçimlerden önce yeni yargıcı atayacağını açıkladı. Demokratların başkan adayı Joe Biden bunun gücü suistimal etmek olduğunu söyledi. Trump ise RBG yerine bir kadın yargıç atayacağını söyledi. En güçlü adaylardan biri olan Amy Coney Barrett, sıkı bir kürtaj karşıtı olarak biliniyor. Trump veya seçimlerden sonra gelen başkanın yapacağı atama önemli; zira bir Yüksek Mahkeme yargıcı on yıllar boyunca görev yapabiliyor.

Ginsburg 1993 yılından beri görev yapıyordu. Bununla birlikte 1954’ten beri yapılan hukuki reformlarla ABD ileri doğru bir sıçrama yapabildi. 1954’te okullarda ırk ayrımcılığı yasaklandı, 1973’te kürtaj yasadışı olmaktan çıktı. 2015’te eşcinsel evliliği yasal hale gelebildi. Bütün bunlarda Ginsburg gibi hukukçuların emeği çok büyüktü. Şimdi hep birlikte göreceğiz, acaba ABD bu kazanımlarını koruyabilecek mi yoksa on yıllarca geri mi gidecek?

Kaynakça:

RBG (CNN Yapımı Belgesel)

https://www.theguardian.com/us-news/2020/sep/19/ruth-bader-ginsburg-death-liberal-justice-supreme-court-trump-mcconnell

https://www.britannica.com/biography/Ruth-Bader-Ginsburg

https://en.wikipedia.org/wiki/Frontiero_v._Richardson

https://en.wikipedia.org/wiki/Weinberger_v._Wiesenfeld

https://www.britannica.com/topic/United-States-v-Virginia

https://www.britannica.com/event/Voting-Rights-Act

https://www.theguardian.com/us-news/2020/sep/19/ruth-bader-ginsburg-death-liberal-justice-supreme-court-trump-mcconnell

https://www.theguardian.com/law/2020/sep/21/amy-coney-barrett-ruth-bader-ginsburg-supreme-court-trump

https://en.wikipedia.org/wiki/Ledbetter_v._Goodyear_Tire_%26_Rubber_Co.

https://en.wikipedia.org/wiki/Shelby_County_v._Holder

https://tr.wikipedia.org/wiki/Ruth_Bader_Ginsburg

 

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR