YAZARLAR

Ramazan gelmiş memleketimin Formula’sına

Bilet satılmayan, davet listesi iptal edilen bir yarış için pazar günü giriş kuyruğunun olması ise en basit tarifiyle kötü yönetilen bir süreç olarak nitelenebilir. Çünkü sorarlar, madem bu kadar insan girecekti o zaman satılan biletler neden iptal edildi, neden bilet satışları kapatıldı diye.

Geçtiyse fırtınası Formula 1’in, ardından çıkardığı toz yere indiyse ve göz gözü görüyorsa artık neler oldu bir bakalım mı, Kurtköy’den Londra’ya, ya da Londra’dan tüm Türkiye’ye neler olacak?

Efendim dile kolay 9 yıl sonra Formula 1 Türkiye’ye ayak bastı. Hem de ne basmak. İstanbul yollarında Formula 1 araçları mı istersiniz, seyircinin alınmadığı yarış günü tribünlerde adım atacak yerin dahi olmamasından mı tutarsınız, yeni asfaltın buz etkisi yapmasından mı dem vurursunuz, memlekette siyasetçilerin halka ‘ayar verme’ sevdasında arada Lewis Hamilton’un da kaynamasına mı şaşırırsınız yoksa yine yeniden Türkiye’de yapılan bir uluslararası organizasyonun tarihin sayfalarında kendisine yer bulması diye mi okursunuz bu 3 günü? Tercih sizin.

Ben elimden geldiğinde resmin büyüğüne bakacağım. Belki ilk kez ahkam kesmeyeceğim ama bu satırlarda ilk kez duyumculuk yapacağım. Şimdiden affınıza sığınırım.

Londra’da yer alan Formula 1 Genel Merkezi, Türkiye’yi heyecanlandıracak kılçığı temmuz sonu ağustos başı attı. Birden F1 Türkiye’ye geliyormuş haberi kulaktan kulağa, internet sitesinden internet sitesine, gazeteden gazete ve televizyon kanalından televizyon kanalına aktarılmaya başlandı. Evet Formula 1 yeniden Türkiye’ye geliyordu. Birçok ülke pandemi nedeniyle organizasyon yapmaktan kaçarken Türkiye tabii ki(!) kaçmamış, ve F1 gridinin İstanbul’da oluşmasını sağlamıştı.

7 YIL, 95 MİLYON DOLAR

Biliyorsunuz Türkiye, 2005-2011 tarihleri arasında 7 yıl boyunca dünyanın en hızlı araçlarına ev sahipliği yapmıştı. Bu süre boyunca Türkiye’nin Formula 1 yönetimine toplam yaklaşık 95 milyon dolarlık bir ödeme yaptığı iddia edilir. Dipsiz bir kuyu olan Türkiye’yi Tanıtma Fonu, İstanbul’un adını tüm dünyaya bir kez daha duyuracak bir organizasyona kayıtsız kalmamıştı ve bu bedel de bu fondan karşılanmıştı. İstanbul Park ise, Türkiye için biraz büyük olduğu şerhiyle, 300 milyon liraya mal edilmişti.

BAK İŞİNE BERNIE KARDEŞ!

İstanbul’un 7 yıllık Formula 1 sevdası ve macerası devam ederken birkaç kez F1 Yönetimi’nin süreyi uzatmak istediğine dair haberler olmuştu. Son olarak 7 yıllık sözleşme bittiğinde Formula 1 Yönetimi, yeni bir teklifle geldi. Ancak dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Formula 1 organizasyonunun 25 milyon dolarlık bir talepte bulunduğunu açıklayarak şöyle konuştu: "Biz de bu talebe ’Yok arkadaş’ yanıtı verdik. Hiç para vermeden yapacaklarsa gelsin yapsınlar." Dönemin Formula 1 Başkanı Bernie Ecclestone da muhtemelen ‘Yok yapmayacağız’ dedi ve macera sona erdi. Erdoğan açıklamasında ayrıca şunları belirtmişti: “Biz burayı artık kendi özel etkinliklerimiz için kullanacağız. Bu tür yarışlar için de kullanabiliriz. Özel etkinliklerimiz için kullanacağız. Oto GP’leri biz yapabiliriz. Ülke içinde de, uluslararası da yaparız."

Eylülde yapılan bu açıklamanın hemen ardından İstanbul Park, kasım ayında yapılan ihale ile en yüksek ikinci bedeli veren ve yıllık 9 milyon TL öneren Intercity markasıyla araç kiralama sektöründe faaliyet gösteren Eylül Tarım Oto Kiralama ve Pazarlama Ltd. Şti’ye 2023’e kadar kiralandı. En yüksek teklifi veren firma teminat mektubunu veremeyince ihale Intercity’de kalmıştı.

2014’TEN SONRASI TUFAN

O günden bugüne İstanbul Park kah atıl kaldı kah yarışlara ev sahipliği yaptı ama Superbike Dünya Şampiyonası, Dünya Rallicross Şampiyonası gibi etkinlikler de ara ara uğradı. Lakin İstanbul Park, 2014’ten bu yana büyük bir organizasyonu ağırlamadı. Bu ev sahipliğinin de bir yolu açılacakmış gibi durmuyordu.

Ta ki Covid-19’un tüm dünyayı etkisi altına almasına kadar. Amerika, Meksika, Brezilya, Çin, Japonya ve Avustralya gibi ülkeler ev sahipliği yapacağı Formula 1 yarışlarını iptal etti. Ortada bir boşluk açıldı. Talep azaldı, yarış sayısı düştü ama global yayın hakları gereği de belli bir yarış sayısı adedi tutturulmak durumdaydı. Bu noktada da Türkiye yeniden takvime dahil edilebilir mi sorusu sorulmaya başlandı. Uluslararası arenada hep tartışılan Türkiye’nin imaj düzeltme çalışmalarından biri olarak çok şık durabilecek F1’in Türkiye’ye gelmesi için ışık yakıldı.

Türkiye’nin yarışları kaybetmesine neden olan ekonomik talepler bu kez tam olarak gündeme gelmedi. İşte bu yüzden Intercity Yönetim Kurulu Başkanı Vural Ak, “Bütün yükümlülükleri biz yerine getirdik” diyebildi. Zira F1 Yönetimi’nin çok yüksek bir talebi olmadı. Mücbir sebepler, mali gereklilikleri şimdilik halının altına süpürmeyi sağladı. Mali yükümlülüğün değil ama kazandın bir tarafı olan bilet satışı konusu ise zamanla aydınlığa kavuşacak. Zira Türkiye Grand Prix’nin seyircili olmasıyla ilgili duyumlar ise maalesef kaynaklara dayanmadığı için bir kenarda dursun. Zaten gerçeklerin ortaya çıkmak gibi kötü bir huyu vardır. Türkiye’de bile.

SEYİRCİSİZ AMA SEYİRCİLİ

Bilet satılmayan, davet listesi iptal edilen bir yarış için pazar günü giriş kuyruğunun olması ise en basit tarifiyle kötü yönetilen bir süreç olarak nitelenebilir. Çünkü sorarlar, madem bu kadar insan girecekti o zaman satılan biletler neden iptal edildi, neden bilet satışları kapatıldı diye.

Son olarak da Formula 1’in yeni Türkiye macerası tek yıllık bir tantana mı yoksa geleceğe yatırım mı? Görünen o ki bir ihtimal daha var ama o da Ramazan mı dersin? Yani 2021 takviminde bir boşluk var ama Ramazan’a denk geldiği için Türkiye bu boşluğu istemiyor. En azından Vural Ak’ın beyanı bu şekilde. Peki Covid döneminde istediğini istediği şekilde elde eden Türkiye, pandeminin daha sakin geçmesi beklenen 2021 için Türkiye yine direksiyonda gibi davranabilir mi? Yoksa zaten talep edilen mali yükümlülüklerin yüksekliği Ramazan perdesinin arkasına mı saklanacak?

  


Onur Salman Kimdir?

Basına 2006 yılında Cumhuriyet gazetesinde stajyer olarak adım attı. İki aylık staj ve Cumhuriyet’in spor ekindeki yazılarda sonra Eurosport Türkiye’de spiker ve editör olarak çalıştı. 2009 yılında Radikal gazetesine editör olarak geçerken, Eurosport’ta da yarı zamanlı spikerlik yapmaya devam etti. Medya macerasına 2012-2016 yılında Hürriyet’te devam etti. 2016 yazından beri Gazete Duvar’da çocukluk hayalini sürdürüyor. Köken Eurosport olunca tahmin etmesi kolay. Asıl ilgi alanı ‘başka sporlar.’

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR