Aralık ayı tiyatro oyunu önerileri

Aralık ayının öne çıkan tiyatro oyunlarını derledik: Yüzyılın Evi, Seni Seviyorum Türkiye, Kral Lear, Hayal-i Temsil - Afife İle Bedia...

Nuray Büyükdağ

İBB Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmenliği’ne dünyanın birçok yerinde tiyatro kurup oyunlar sahneleyen Mehmet Ergen getirildi. Son senelerde Şehir Tiyatroları sezon açılışlarında atmayan nabızlar bu vesileyle birçoklarının merakını ve heyecanını uyandırırken beklentisini de arttırdı.

Son günlerine yaklaşan, yerli-yabancı yapımlarla seyirciyi buluşturan, program boyunca oyun seçimi, bilet fiyatları (özelinde öğrenci biletleri) gibi konularda eleştirilere konu olan IKSV Tiyatro Festivali Öğrenme ve Gelişim Programı’yla büyük bir zenginlik sunuyor. Program kapsamında yer alan “Türkiye’de Çağdaş Tiyatro” paneli, yönetmen, yazar, oyuncu, dramaturg, eleştirmen ve birçok tiyatro sanatçısının bir araya gelerek tartıştığı bir alan yaratıyor. Her sene yapılan bu ve benzeri paneller buradan ancak birkaçını önerebildiğim birçok oyunun ortaya çıkmasında, kriter oluşturmasında oldukça belirleyici. İyi seyirler…

YÜZ YILIN EVİ – GALATA PERFORM

Yüzyılın Evi, Yeşim Özsoy’un Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişe ve daha sonraki sürece tanık olmuş, 1959 senesinde yıkılmış olan eski bir konağın ve 100 yaşındaki anneannesinin hikayesinden yola çıkarak yazdığı, yönettiği ve oynadığı yarı otobiyografik, gerçek ile kurgunun iç içe geçtiği bir oyun. Videoda bugünkü görüntülerini gördüğümüz anneanne henüz küçük bir kızken korkuyla ve merakla, başka bir mahalleyi keşfeder gibi gezdiği koca konağı anlatımı esnasında vals müziği eşliğinde bir geçişle kendimizi konakta buluruz. Hikaye kaldığı yerden anlatıcı değiştirerek, tanıkların yani konaktaki eşyaların dile gelmesiyle devam eder.

Konak sadece nostaljik-romantik bir yapı olarak oyunun merkezinde durmuyor. Konağın hikayesi kurulurken, tarihsel geçişlere, dönüşümlere de dokunuşlar yapılmış. Ulus, dil, din, ötekiler, toplumsal hafıza gibi kavramlar, nesneler ve hikayeler üzerinden flu bir tonda oyunda yerlerini alma çabasında. Tıpkı gurbetten, Tahran’dan gelen, ana dilini unutup sadece üzgün olduğunda Farsça konuşan bir İran halısı gibi.
Yüz Yılın Evi, performatif sahneleme yöntemi ve hikaye anlatıcılığının harmanlanıp, kendine has şiirsel bir anlatımın, video-kurgu, müzik ve ses değişimleri-tasarımlarıyla zenginleştirildiği özgün bir oyun. Mesele sadece nesnelere can vermek değil kimlik kazandırmak olunca imgelem de boyut değiştirip güçlenmiş. Oyunun müzikleri Kıvanç Sarıkuş’a, videoları Melisa Önel’e, ışık tasarımı Ayşe Sedef Ayter’e, koreografi ise Tuğçe Tuna’ya ait. 15 odalı, 3 salonlu, ud çalınıp rakı içilen, yokluktan evde orospu donlarının dikildiği, Ethem Efendi Konağı’nın metin ve dramaturjisinde Yeşim Özsoy’a yazar ve dramaturg Ferdi Çetin eşlik ediyor.

  • 13-14 Aralık 2019, Kültüral Performing Arts, 20:30
  • 21 Aralık 2019, Koma Sahne, 20:30

KRAL LEAR – OYUN ATÖLYESİ

Oyun Atölyesi’nin Haluk Bilginer’in çevirisiyle sahnelediği “Kral Lear” bu sezonun da en çok ilgi gören oyunlarından biri. Oyun, krallığını kızları arasında paylaşmış fakat gücünün, görkeminin ve kutsallığının baki kalacağını düşünen Lear’in vahşi yeni iktidarın onu mağdur etmesiyle sona erer. Gerçekleri görmeyen gülünç duruma düşen Lear, kaderin soytarısı haline gelirken; Soytarı, kendi aptallığını bilmesi ve diğerlerininkini görebilmesi nedeniyle bir süre Lear’in düşe kalka yarım akılla gittiği yollarda ona kılavuzluk eder.

Muharrem Özcan rejisi oyunun geçişlerini ve dinamiğini, Lear’in etrafında toplanan soytarı ve askerlerle sağlamış. Fiziksel senkronize hareketlerle ve yer yer acapella eşliğinde kederli bir olayı mizahi bir zemine oturtmuş. Sahnede Haluk Bilginer’in usta oyunculuğuyla görkemli bir kralın aklını yitirmiş bir soytarıya dönüşüm sürecini ve hepsini burada sayamayacağım Berfu Öngören, Hare Sürel, Deniz Celiloğlu, Kaan Turgut, Hüseyin Sevimli ve diğer oyuncuları seyretmek isterseniz Oyun Atölyesi’nde yerinizi ayırtın.

  • 4-5 Aralık 2019, Oyun Atölyesi, 20.30

HAYAL-İ TEMSİL – ‘AFİFE İLE BEDİA’ – İSTANBUL ŞEHİR TİYATROLARI

“Afife ile Bedia”, deliliğinden vazgeçmeyen iki kadının hikayesi…

Afife Jale ve Bedia Muvahhit, aynı dönemin farklı hayatlarını yaşayan Türkiye tiyatrosunun doğumunda yer almış bambaşka karekterlere sahip iki Müslüman oyuncu. Müslüman diyorum çünkü o dönemde sahneye yalnız ‘gayrimüslüm’ kadınların çıkmasına izin veriliyordu. Muhsin Ertuğrul’un da belirttiği gibi Türk kadınının sahneye çıkamayışı ulusal tiyatro yaratma çabasındaki bir toplum için büyük bir yoksunluktu.

Afife, o dönem baskılara maruz kalarak temsiller sonrası birçok kez tiyatroya gelen zaptiyeler tarafından karakola götürüldü. Hayatı ve mücadelesi sahnelere, ismi ödül törenlerine konu olan ilk Türk kadın oyuncu. Bedia Muvahhit ise, Fransızca öğretmeniydi. Darülbedayi aktörlerinden biriyle evlendikten sonra başladı tiyatroya. Cumhuriyetten sonra tiyatrodaki ilk resmi kadın oyuncu olarak anıldı. Bu birbirinden farklı iki kadını buluşturan şey ise sahnedir. Onları hazırlayan Dikran Efendi’nin kurduğu hayalle hatırayı iç içe geçiren masalında, gerçek hayatta bir araya gelmeyen Bedia ve Afife’nin acılarını, mutluluklarını, hayallerini, mücadelelerini bazen bir hayal-i farenin temsilinde, ilk kez seyirci karşısına çıktıkları Darülbedayi sahnesinde bir araya getiriyor.

Bu masalsı anlatıma hizmet edecek bir perspektifle oyunu yöneten ve aynı zamanda oyunun anlatıcısı makyör Dikran ve diğer serpiştirilmiş erkek karekterleri oynayan Yiğit Sertdemir. Oyunun yazarı ise, ‘İz’ (2013) adlı oyunuyla hem yurt içinde ödüller kazanan hem de Avrupa’nın en prestijli ödüllerinden Heidelberger Stückemarkt Avrupa Genç Yazar Ödülü’nü alan, 18.Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödüllerinde Cevat Fehmi Başkut Özel Ödülü’nü alan Ahmet Sami Özbudak. Oyunun dramaturjisi Sinem Özlek’e ait.

Oyun tarihlerine buradan ulaşabilirsiniz.

SENİ SEVİYORUM TÜRKİYE – BAKIRKÖY BELEDİYE TİYATROLARI

“Kısılan seslerimiz; yan yana geldiğimizde nasıl bir kaos yaratıyor bugün? Bu kaos yarına dair yeni bir imkanı içinde saklıyor mu?”

Seçimin sonuçlanmasına en çok sevinen kesim, sonuçlara bağlı olarak Avrupa, Avrupa olmazsa Kanada, o da olmazsa kutuplar diye ülke değiştirmeyi düşünen insanlar oldu. Seni Seviyorum Türkiye de tam da bu konuya, ülkenin sosyo-politik ortamından bıkan, ötekileştirilen, baskılardan yılmış, kendini ifade edebileceği alanları kısıtlanmış, gitmekle kalmak arasında kalan bizlerin hikayesini anlatıyor. Oyun, yurtdışı işbirlikleriyle Türkiye dışında da oyunlar sahneleyen Ceren Ercan’ın; Seni Seviyorum Türkiye ile başlayıp Berlin Zamanı ile devam eden, Tahran Rüyası ile tamamlanan ve bugün, burada olanı sahneye taşıyan bir Türkiye Üçlemesi.

Bir çamaşırhanede 5 kişi, yanlarında biriktirdikleri kirlileri, ortaya dökülen çelişkileri, bugünün Türkiyesi’nde öznesi oldukları öteki olma hali ile ötekileştirdikleri, sustukları, görmezden geldikleri, isyanları, korkaklıkları, korkuları… Seni Seviyorum Türkiye, ötekileştirildiğimiz noktada herkesin birbirini ötekileştirdiği, kendi faşizmimizle yüzleştiren, bizi bize bakmaya zorlayan, toplumsal belleği yoklayan, tüm bunların üzerine yoğunlaşmış bir oyun.

Oyunun yazarı, bizi çok iyi gözetlemiş Ceren Ercan, ironik bir anlatımla içini dökmüş, içimizi kusmuş. Hissiyatımıza tercüman, sahnenin atmosferine yansıyan kaos ve şuursuzlukları, dekorun olmadığı bir alanda performansları ve makineye atılmak için tek tek ele alınmış kirliler üzerine kurulmuş oyunun rejisinde Yelda Baskın yer alıyor. Son dönemlerde Türkiye Tiyatrosu’nda görmeye başladığımız, anlatımda seyirciye temas eden, performans-gerçekçi oyunculuklar hakim sahnede. Oyunda kurumsal-ödenekli bir tiyatrodan beklenenden farklı derdi, söylemi, kadrosu, yapısı olan Bakırköy Şehir Tiyatroları’nın Genel Sanat Yönetmeni ve oyuncusu Alican Yücesoy da yer alıyor.

Oyun tarihlerine buradan ulaşabilirsiniz.