Ege İnsan Hakları Okulu bitti

EİHO ‘Ablukayı Dağıtmak’ forumu ile son buldu. Toker, Tekin,Akçabey ve Topuz konuştu.

İZMİR – Bu yıl üçüncüzü düzenlenen Ege İnsan Hakları Okulu ‘Ablukayı Dağıtmak’ forumu ile son buldu. Moderatörlüğünü Avukat Evren Çıldır’ın yaptığı forum, Prof. Dr. Nilgün Toker, Dr. Serdar Tekin, Avukat Cansu Akçabey ve Gazeteci Ali Duran Topuz’un konuşmaları ile başladı.

Konuşmasına “Hukuk toplumsal değişim aracı olarak kullanılabilir mi?” sorusunu sorarak başlayan Akçabey “İktidar modern hukuk eliyle toplumu değiştirebilir. Bunu ekonomiyi, aileyi, eğitimi, din kurumunu belirleyerek yapabilir. Biz devleti hukukla çok fazla özdeşleştirerek algılıyoruz. Hukuk iktidarın bir aracıdır ama bizim hukuku araç olarak nasıl kullanabileceğimizi pek düşünmeyiz. Hukuk tersine kullanılarak toplumsal hak arama mücadelesinde kullanılabilir. Yargı erki ve yasama üzerinde toplumsal baskı kurarak kazanım elde etmek mümkün. Örneğin toplumsal değişimi yaratmada mahkemelerin önünde kitlesel olmanın önemli bir yeri var ve hakimlerde adalet beklentisini olduğunu düşündürtüyor” dedi.

‘ABLUKAYI DAĞITMANIN YOLLARININ ARAYIŞINDA OLMALIYIZ’

Hukuk ve siyasetteki gelişmelere bakarak en kötü dönemin yaşandığının düşünülmemesi gerektiğini ifade eden Topuz, “Pir Sultan Abdal’ın dediği gibi; ‘gör ki neler gelir sağ olan başa’. Daha kötüsü olabileceği gibi, daha kötüsünün olduğu zamanlar da oldu. KHK ile atılmalar başladığında ‘sivil ölüm’ kelimesi kullanılmaya başlandı. Dağıtılacak abluka bu ise bizim aradığımız da yaşamsal mücadele. Ablukayı dağıtmanın yollarının arayışında olmalıyız. Üstelik iktidar içerisindeki kişilerin ve yapıların dahi böyle bir arayışı var. Ablukayı dağıtmak, aynı zamanda dağılmaktan geçiyor. Gazeteciler açısından ele alırsak örgütü bir merkezde toplamaktan ziyade dağılarak yeni merkezler yaratmak ve aralarında bağ oluşturmak gerekiyor” diye konuştu.

‘HAKSIZLIĞA MARUZ KALANLAR ARTIK AYNI MAHALLEDEN DEĞİL’

Yeni bir kavram olan hak siyasetinin altının doldurulmaya çalışıldığını dile getiren Tekin “Türkiye’deki hak mücadelesi görünmeyeni görünür kılma mücadelesidir. Hak siyaseti ise üretimi içerir. Hak siyaseti ise yasal müşterekler ile değil kamusal müşterekler ile yapılabilir. Yasaya daha sonra yansır. Bugün Türkiye’de ihtiyacımız olan budur, çünkü haksızlığa maruz kalan insanlar artık aynı mahalleden değil. Çok daha geniş alanda müşterekler kendi aralarında birlik, koalisyon, çekişme alanı yaratıyorlar. Hak siyaseti yapacaksak hukuku egemenlerin aracı olarak gören perspektifi sorgulamak zorundayız. Çünkü hukuk aynı zamanda bir toplumsal mücadele aracıdır” ifadelerini kullandı.

‘REDDETTİĞİN ŞEYİ DÖNÜŞTÜREMEZSİN’

Devletin ele alındığı kadar toplumsal dinamiklerin de ele alınması gerektiğini ifade eden Toker şunları söyledi; “Devletin belirsizliğinin aksine toplumsal olanın öngörülmezliği işe yarar bir şeydir. Hak siyaseti kamusal müşterekler aracılığıyla öngörülmez olanın eylemlerini belirleme olanağı sağlar. Türkiye çok yakın tarihte beklenmedik olanların gerçekleşmesine tanık oldu. Hukuk aynı zamanda bir sosyal pratiktir. Yasayı, yargılayanı, egemeni tanımıyorum diyen bir savunma bana göre apolitiktir. Çünkü hukukun toplumsal bağıntısından kopuktur. Reddettiğin şeyi dönüştüremezsin, politik olan dönüştürmek zorundadır. Barış akademisyenlerinin savunmaları son derece politik ve dünya tarihine girecek nitelikte idi. Akademisyenler ‘yasanızı tanımıyoruz’ demediler yasanın tanıdığı hakkı yeniden yeniden ürettiler. Taşıdıkları sorumlulukları anlattılar ve aslında suçlandıkları eylemi yeniden işlediler.”

Forum katılımcıların konuşmaları ile devam etti. (DUVAR)