Gökçe Kılınçer: Artık gerçek gitar sesi dinozor dönemine götürüyor

Retro pop temsilcisi Gökçe Kılınçer, yeni albümünün habercisi olan Sev Derim ve Neyleyim isimli iki parça ile dinleyicileriyle buluştu. Dijital sesler yerine gerçek enstrüman sesini tercih ettiğini belirten Kılınçer, “Bu müziğe retro pop denmesi belki de bugün radyolarda çalan müziklerin çoğunun bilgisayarlarda yapılmasından kaynaklanıyordur. Gerçek bir gitar sesi duyduklarında onlara dinozor döneminden geliyormuş hissiyatı vermesinin nedeni bu olmalı” diye konuştu.

Işıl Çalışkan  esmaisilcaliskan@gmail.com

DUVAR – Gçkçe Kılınçer’in sesinden duyduğunuz parçaları ilk kez dinleseniz de ‘Daha önce kesin dinledim’ hissine kapılıyorsunuz. Farklı tarzı ile müziğe yeni bir tını kazandıran müzisyen, kendine has vokal anlayışı ve şarkı sözleri ile retro rüzgarı estiriyor. O rüzgara kapılıp dans etmek ise elinizde. Son dönemdeki pop müzik skalasında tabiri caizse çıtayı yükselten Kılınçer, son çıkardığı Sev Derim ve Neyleyim’i bir 45’likte topladı. İkinci albümün de habercisi olan maxi single çalışmasında söz ve müzik kendisine ait. Yaşamını Londra’da sürdüren müzisyen kayıt ve mikslerini Hicaz Stüdyosu’nda tamamladı. Sev Derim parçasına bir de video klip çeken Kılınçer’e klibinde roller skater ustası Selvyn Stewart eşlik etti. Kılınçer ile müzik serüvenini konuştuk.

Gökçe Kılınçer

Yeni albümün habercisi olarak ‘Sev Derim’ ve ‘Neyleyim’ isimli iki parça yayınladınız. Yeni albümün konseptiyle ilgili olarak bu iki parçadan yola çıkarak ne söylemek istersiniz?

‘Sev Derim’ ve ‘Neyleyim’, 14 Eylül’de Hicazplaks yapımcılığında, 45’lik plak formatında ve tüm dijital platformlarda dinleyicisi ile buluştu. Söz ve müzikleri bana, prodüktörlüğü ise Bobina’ya ait. Şarkıların kayıt ve miksleri, Londra-Dalston’da Hicaz Stüdyosunda gerçekleşti. İkinci stüdyo albümümü ise, 2018’in sonuna doğru sunmaya hazırlanıyorum. ‘Sev Derim’ ve ‘Neyleyim’ bu albümde yer alacak şarkılardan ikisi. Geçen sene stüdyoda art arda yazdığım şarkılar. ‘Sev Derim’ nostaljik disko elementlerinin olduğu, ‘Neyleyim’ ise Orta Doğu ve Batı melodilerinin harmanlaşmış bir karışımı olan klasik melodiler içeriyor.

Son müzik paylaşımımdan bu yana 2 sene geçti. Bu yüzden, albümden hemen önce, müzikseverlerle bir yerine iki şarkı paylaşmak istedim. 45’lik plak formatında, şarkıları, kaydedildiği ilk halleriyle sunmak istedim.

Yazdığım ve sevdiğim birçok şarkı var ve daha fazlası gelecek, kim bilir? Planlama ve müzik genelde birbiriyle iyi gitmez. Bu iki şarkının ve albümün nasıl bağlanacağını henüz bilmiyorum. Bu benim için de bir sürpriz olacak. Sene sonuna doğru sepetimin içinde neler olduğunu göreceğim. Bütün müzisyenlerin çalışma sistemi farklı ama benim sistemimde, albümün yüzünü sürecin sonuna doğru yavaşça ortaya çıkaracağını düşünüyorum. Şu an için sadece şarkılara odaklanıyorum.

Sev Derim’e bir de klip çektiniz. Roller Skater ustası Selvyn Stewart ‘ın rol aldığı klibin çekimleri nasıl geçti?

Çekim iki seansta yapıldı. Shoreditch’de bir gece ve Notting Hill’de bir gün. Gün çekimi zor ama eğlenceliydi. Selvyn, tekerlekleri uçuruyor, kameraman ise onu yakalamak için deli gibi koşmak zorunda kalıyordu. Selvyn özel bir patenci, hiç kimsenin trafikte bu hızda paten kaydığını görmedim. İhtiyacı olan tek şey kulaklarında müzik ve bye bye…

‘LONDRA KÜRESEL SANATI MÜMKÜN KILIYOR’

Albüm çalışmalarınızı Londra’da sürdürüyorsunuz. Bir müzisyen olarak oradaki koşulları Türkiye ile kıyasladığınızda nasıl farklar var? Londra’da yaşam üretiminizi ne yönde etkiliyor?

Londra gibi çok kültürlü bir metropolde yaşamanın insana kattığı en değerli şey, dinler ve kültürler arasındaki tüm farklılıkların giderek küçülmesi. İnsanlar yaşamaya ve yaşatmaya eğilimli. Birbirlerine daha az ön yargı ile yaklaşırlar ve bu büyük – karma toplumun sunabileceği iyi şeylerin tadını çıkarıyorlar.

Çevremiz, yaratıcılığımızı besler ve burası sizi sadece İngilizlerle değil, tüm dünyayla irtibat halinde bırakır. Bu da ortaya çıkan sanatın biraz daha küresel bir düşünceye sahip olmasını mümkün kılıyor.

İçinde bulunduğumuz iletişim çağında, internet gerçeği, sınırların giderek ortadan kalkmasına her ne kadar yardımcı olsa da, bir müzisyenin kendisinden farklı topraklarda yetişmiş bir başka müzisyenle iç içe yaşaması ve birlikte müzik yapabilmesi büyük zenginlik.

Retro pop tarzını benimseme süreciniz nasıl gerçekleşti?

Uzun süren stüdyo çalışmalarının sonucunda, kendimi en çok bu sedalarda evimde ve rahat hissettim.

60’lar pop’u olarak tanımlanan retro popu günümüz pop anlayışıyla kıyaslarsanız neler söylersiniz?

Hadi duruma başka bir perspektiften bakalım!

Bir melodi söyle, ardına bir bas gitar, bir davul seti ve iki gitar ekle! Bu retro mu?

Bu pop müziğin en temel tarifi aslında. Enstrüman çalmaktan zevk alıyorum. Bilgisayardan inanılmaz sesler alabileceğimi biliyorum ama gitarın olduğu haliyle olan kaydında herhangi bir yanlış göremiyorum. Dizüstü bilgisayarımdan mükemmel keman sesleri alabilirdim mesela ‘Sev Derim’de. Kemancı 30 kez aynı bölümü çaldı, hepsi birbirinden biraz farklı, bu yüzden bilgisayar gibi ses çıkarmıyorlar ve oluşan ses özgün oluyor. Tekrar kaydedersek tekrar farklı olacaktır.

Bu sesler, büyüklerimin döneminde yapılan kayıtlardan duyduğum sesler ve hepimiz müzik yapmaya bu şekilde başladık. Buna retro pop deniyor, belki de bugün radyolarda çalan müziğin çoğunun bilgisayarlarda yapılmasından kaynaklıdır. Gerçek bir gitar sesi duyduklarında onlara dinozor döneminden geliyormuş hissiyatı vermesinin nedeni bu herhalde…

Hakkınızda “Dinlediğim şarkının 70’lerden kaldığına o kadar emindim ki, ‘Nasıl ünlü olup her yerde çalmamış bu şarkı, nasıl daha önce duymamışım’ diye şaşırdım” gibi bir yorum var. 2000’lerde yaşarken müziğinizde o dönemi yaşatmak size ne hissettiriyor?

Benim için müzik yapmak, içinde mutluca yaşayabildiğim soyut bir ortam oluşturmakla eşdeğer. Bu ortamda insanlar kendilerinden bir şey bulabiliyor ve mutlu olabiliyorsa işte bu en mükemmeli! Onlarla bu ortamda buluşmaktan onur duyuyorum.

‘GÖZ MAKYAJIM DIŞINDA HER ŞEYİN YALIN HALİNİ SEVİYORUM’

Sadece müziğinizle değil imajınızla da geçmişi yaşatıyorsunuz. O yılların sizi çeken özelliği nedir?

Birçok şeyi… Müziği ya da giysiyi, birçok farklı tarzda sunabilirsiniz ama tüm bu tarzların ötesinde asıl olan özdür. Her şeyin gerçek, yalın ve samimi olanını seviyorum. Göz makyajım dışında!

Cover seçimlerinizde nelere dikkat ediyorsunuz?

Ruhumun dinlenmeye ihtiyacı olduğu dönemlerde bazen kendi şarkılarımı yazmaya ara veririm. Böyle zamanlarda, loop pedalıma melodisini ve sözlerini sevdiğim şarkılar kayıt ederim. Daha sonra bu şarkıların bazılarını seçip, stüdyoda Bobina ile birlikte düzenlemelerine bakarız. İçimize sinenleri ise yayınlarız.

‘BAZI PARÇALARI EVRENE BIRAKIYORUZ’

Bilinen ve sevilen parçaları yorumlamak aslında biraz risk. Çünkü dinleyici o parçayı o müzisyenin yorumuyla dinlemeye alışmış oluyor ve ister istemez bir ön yargı oluşturuyor. Bu konuda çekinceleriniz oluyor mu?

Bu süreci hemen şimdi kayıt edelim ve yayınlayalım şeklinde hızlı bir şekilde yaşamadığımız için, genellikle çekincem olmuyor. Hem kendi şarkılarımda, hem de cover çalışmalarında, yapılan üretime biraz zaman vermeyi ve arada sırada onlara, olduğum yerden dönüp bakmayı tercih ediyorum. Kimi zaman, kimi şarkıları yeniden düzenliyoruz, kimi zaman, bazı çalışmaları yayınlamıyoruz, kimi zaman ise artık bu şarkıya ekleyebileceğimiz başka bir şey yok diyoruz ve evrene bırakıyoruz. Hard diskim oldukça kalabalık bu anlamda.

İçinde bulunmak istediğiniz, hayalinizde duran bir proje var mı?

Kesinlikle! Bir gün bir orkestra ile bir şeyler kaydetmek istiyorum. Bunu yapmak için, son derece gurur duyduğum bir şarkı yazmam gerek. 100 yıl sonra bile her zaman güzel olacak bir şarkı…